İçeriğe geç
Kaygı

Kronik Erteleme: Tembellik mi, Başarısızlık Korkusu mu?

Ertelemenin altında yatan mükemmeliyetçilik, başarısızlık korkusu ve katı standartları keşfedin. Davranışı değil, altındaki ihtiyacı anlamak için sıcak bir rehber.

Yazan: Mert Orak11 dk okuma

Saat gece yarısını geçmiş. Ekranın sol üst köşesinde yanıp sönen imleç, açık sekmeler arasında kaybolan onlarca dakika, mutfakta yeniden demlenen çay. Oysa gün içinde bu işi bitirmek için her şeye sahiptiniz: zaman, niyet, hatta belirgin bir istek. Ama bedeniniz sandalyeye oturduğunda, elleriniz klavyeye gitmedi. Kendi kendinize "birazdan başlarım" dediniz, sonra bir baktınız akşam olmuş. Bu sahne tanıdık geliyorsa, burada sizi suçlayacak bir cümle bulamayacaksınız. Çünkü büyük ihtimalle yaşadığınız şey, altında çok daha karmaşık bir düzenek barındıran kronik erteleme; tembellikle aynı şey olmaktan epey uzak.

Erteleme, çoğumuzun dilinde ahlaki bir zafiyet gibi dolaşır. Oysa araştırmalar onlarca yıldır başka bir hikâye anlatıyor: Erteleme, bir zaman yönetimi sorunundan çok, bir duygu düzenleme ve zihinsel değerlendirme meselesidir. Ve çoğu zaman başrolünde başarısızlık korkusu vardır. Erteleme nedenleri dendiğinde akla ilk gelen "tembellik" olsa da, uzman gözlemleri ve araştırma bulguları bizi başka bir yöne bakmaya davet ediyor: Bu davranışın kökünde, yetersizlikle yüzleşme ihtimaline karşı geliştirilmiş karmaşık bir kaçınma sistemi yatıyor.

"Beyaz Ekranın Önünde Donup Kaldığınızda Ne Oluyor?"

Başlamak üzere olduğunuz o anda, zihninizde beliren düşünceyi hiç yakaladınız mı? Çoğu zaman bu düşünce açık bir cümle değil, bir histir; bedeninizde bir sıkışma, göğsünüzde bir ağırlık olarak belirir. "Ya yeterince iyi olmazsa", "ya başkaları beğenmezse", "ya hata yaparsam". Bunlar henüz ortada hiçbir şey yokken zihninizin ürettiği senaryolardır. Ve zihniniz sizi olası bir tehditten korumak için en ilkel yönteme başvurur: kaçınma.

Tam da bu noktada, erteleme bir tembellik belirtisi olarak değil, bir tür duygusal korunma kalkanı olarak işlev görmeye başlar. Yapmanız gereken işe dair hissettiğiniz kaygı, sizi o işten uzaklaştırır; kaçınma anlık bir rahatlama sağlar ve bu rahatlama bir sonraki sefer aynı davranışı tekrarlama ihtimalinizi güçlendirir. Kısa vadede kaygınız azalır, uzun vadede ise işler birikir ve kaygınız katlanarak geri döner. Döngü böylece kendini besler.

Bu mekanizmanın merkezinde başarısızlık korkusu durur. 2020'de yayınlanan, 327 lisans öğrencisiyle yürütülen çalışmada [1], başarısızlık korkusunun mükemmeliyetçilik ile erteleme arasındaki ilişkide güçlü bir aracı rol oynadığı görülüyor. Özellikle mükemmeliyetçi kaygılar taşıyan bireylerde, başarısızlık korkusu devreye girdiğinde erteleme davranışı belirgin biçimde artıyor. Daha da çarpıcı olan şu: Mükemmeliyetçi düşünceler ile erteleyici düşünceler arasındaki ilişki, davranış düzeyindeki ilişkiden çok daha yüksek. Yani içinizde kopan fırtına, dışarıdan görünenden çok daha şiddetli.

Endonezya'da 153 üniversite öğrencisiyle yapılan araştırma [2] da bu tabloyu pekiştiriyor: Mükemmeliyetçilik ve başarısızlık korkusu birlikte akademik ertelemedeki farklılaşmanın yaklaşık %49'unu açıklıyor. Başarısızlık korkusunun tek başına etki büyüklüğü %30.89 iken mükemmeliyetçiliğin etki büyüklüğü %18.43'te kalıyor. Bu sayılar, ertelemenin altında yatan asıl dinamiğin ne olduğuna dair net bir işaret veriyor: Korkuyorsunuz, bu yüzden başlamıyorsunuz.

Tembellik ile Başarısızlık Korkusunu Nasıl Ayırt Edersiniz?

Bu ayrımı yapmak, hem kendinize yönelttiğiniz suçlamaları hafifletmek hem de doğru müdahaleyi seçmek için önemlidir. Tembellik, düşük motivasyon ve düşük enerjiyle seyreder; kişi sonucu pek umursamaz, ertelediği işle ilgili zihni oldukça sakindir. Başarısızlık korkusuyla erteleyen kişi ise tam tersine, sonucu aşırı umursar. Zihni gürültülüdür. İşi düşünmek bile kalp atışını hızlandırır. Tembel kişi yapmaz, korkan kişi yapamaz. Bu ince ama hayati fark, aynaya baktığınızda kendinize "tembelsin" demekle "korkuyorsun" demek arasındaki bütün mesafeyi içerir.

Filipinler'deki çalışanlarla 2023'te yapılan araştırma [3] bu ayrımı sayısal olarak da netleştiriyor: Mükemmeliyetçilik ve başarısızlık korkusu birlikte ertelemedeki farklılaşmanın %39'unu açıklarken, modele ikisi birden girdiğinde yalnızca başarısızlık korkusu anlamlı bir yordayıcı olarak kalıyor. Mükemmeliyetçiliğin etkisi, başarısızlık korkusu aracılığıyla dolaylı olarak ortaya çıkıyor. Yani katı standartlarınız sizi doğrudan erteletmiyor; o standartlara ulaşamamanın yaratacağı duygusal sonuçlardan duyduğunuz korku sizi durduruyor.

Pratik bir ölçüt olarak şu soruyu kendinize sorabilirsiniz: "Bu işi yapmadığımda aklıma gelen ilk düşünce ne?" Cevabınız "nasılsa hallolur, canım istemiyor" gibiyse tembellik ağır basıyor olabilir. Ama cevabınız "ya başaramazsam rezil olurum", "zaten yeterince iyi yapamayacağım", "başlasam da mükemmel olmayacak" gibiyse, başarısızlık korkusuyla baş başasınız demektir. Bu ikinci gruptaysanız, sorun motivasyon eksikliğinden ziyade, motivasyonunuzun korku tarafından esir alınmış olmasıdır. Çoğu kronik erteleyici için tanıdık bir durum: İçinizde muazzam bir başarma arzusu var, ama o arzuyla birlikte gelen baskı, sizi harekete geçmekten alıkoyuyor.

İki Farklı Mükemmeliyetçilik: Hangisi Sizi Güdülüyor?

Bu tartışmada sıkça gözden kaçan bir ayrım var: Mükemmeliyetçilik tek bir şey değil. 2025'te yayımlanan bir çalışmada [4], ekselensizm (yani ulaşılabilir yüksek standartlar koyma) ile mükemmeliyetçi standartlar net biçimde birbirinden ayrılıyor. Ekselensizm, ulaşılabilir, esnek ve kişinin kendi değerleriyle uyumlu yüksek standartlar koymayı içeriyor. Mükemmeliyetçi standartlar ise katı, kusursuzluk odaklı ve çoğunlukla başkalarının onayına endeksli bir yapı sergiliyor.

Bu iki profilin psikolojik ihtiyaçlarla ilişkisi çarpıcı. Ekselensizm arayışındakiler; yetkinlik, özerklik ve ilişkisellik doyumunu daha yüksek yaşarken, mükemmeliyetçi bireyler aynı ihtiyaçların engellenmesini daha yoğun hissediyor. Üstelik mükemmeliyetçi standartlar, hiçbir ihtiyaç doyumu alanında avantaj sağlamazken, tüm ihtiyaçlarda daha yüksek engellenme yaratıyor. Bu, "aşırı iyinin zararı" ilkesinin somut bir yansıması.

Bu ayrımın günlük hayattaki izdüşümü nettir. Ekselensizm arayışındaki kişi bir sunuma hazırlanırken "elimden gelenin en iyisini yapacağım, hatalar olursa düzeltirim" der. Mükemmeliyetçi kişi ise "bu sunum kusursuz olmazsa ben yetersizim" inancıyla masaya oturur. İlki sürece odaklıdır, ikincisi sonuca. İlki hata yapma iznini kendine tanır, ikincisi hatayı bir kimlik krizine dönüştürür. Ve tam da bu yüzden, ikincisi çok daha sık erteler.

227 üniversite öğrencisiyle yapılan bir çalışma [5], bu ayrımın erteleme üzerindeki davranışsal sonuçlarını gözler önüne seriyor. Uyumlu mükemmeliyetçilik boyutları olan Standartlar ve Düzen, ertelemeyle negatif ilişki gösterirken; uyumsuz mükemmeliyetçilik boyutu Uyuşmazlık, ertelemeyle pozitif ilişki sergiliyor. Ayrıca bu çalışmada mükemmeliyetçilik boyutları modele girdiğinde, akademik başarı ve öz yeterliğin yordayıcılığı ortadan kalkıyor; model toplam farklılaşmanın %47'sini açıklıyor. Yani mesele yetenek ya da geçmiş başarı değil; mesele, standartlarınızla gerçekliğiniz arasındaki makasın ne kadar açık olduğu.

Ne anlama gelir bu? Belirleyici olan, hedeflerinizin yüksekliğinden çok o hedeflere nasıl bağlandığınızdır. Esnek, kendinize şefkatle yaklaşabildiğiniz ve hata yapma alanı bırakan standartlar sizi ileri taşır. Katı, hata affetmeyen ve yalnızca kusursuz sonucu kabul eden standartlar ise sizi sandalyeye çakılı bırakır.

İçinizdeki Eleştirmen ve Aşırı Genelleme Tuzağı

Mükemmeliyetçi standartlar nadiren tamamen size aittir. Çoğu zaman çocuklukta ödüllendirildiğiniz, sevildiğiniz ya da tam tersi, eleştirildiğiniz anların birikimiyle şekillenirler. "Yüksek not alınca takdir edilen, hata yapınca yüz ifadesi değişen bir ebeveynin bakışı", bugün masanızın başında omzunuza çöken o ağırlığın habercisi olabilir.

İran'da klinik psikoloji öğrencileriyle 2022'de yapılan çalışma [6], bu içsel dinamiğe öz-şefkatin nasıl bir panzehir olabileceğini gösteriyor. Mükemmeliyetçiliğin öz-şefkat üzerindeki etkisi negatif; yani katı standartlarınız arttıkça kendinize şefkat gösterme kapasiteniz azalıyor. Öz-şefkatin erteleme üzerindeki etkisi de negatif; yani kendinize anlayışla yaklaşabildiğinizde erteleme azalıyor. Zincir şöyle işliyor: Mükemmeliyetçi standartlar öz-şefkati düşürüyor, düşen öz-şefkat ise başarısızlık korkusunu ve ertelemeyi artırıyor.

Bu noktada belki de en önemli hamle, içinizdeki eleştirel sesi fark etmeye başlamak. O sesin tonu kiminkine benziyor? Hangi kelimeleri seçiyor? "Berbat ettin", "yine yapamadın", "başkaları ne der" gibi ifadeler, yıllar önce bir başkasından duyduklarınızın yankısı olabilir. Bunu fark ettiğinizde, o sese biraz mesafe alabilir ve "şu anda gerçekten beni değerlendiren biri yok, sadece geçmişin yankısıyla baş başayım" diyebilirsiniz.

Bu eleştirel sesin en sinsi çalışma biçimlerinden biri, başarısızlığın aşırı genellenmesidir. 2020'de yayınlanan çalışmada [1] ayrıntılı olarak incelenen bu mekanizma şöyle işler: Tek bir hatayı ya da eksikliği, benliğinizin tamamına dair bir kanıt olarak okursunuz. Bir raporda küçük bir veri hatası yaptığınızda, içinizdeki ses "bu işi beceremiyorsun" demekle kalmaz, "zaten sen hep yetersizdin" noktasına sıçrar. Bu zihinsel sıçrama, bir sonraki göreve başlama cesaretinizi paramparça eder. Aynı çalışmanın bulgularına göre [1], başarısızlığın aşırı genellenmesi, mükemmeliyetçi düşünceler ile erteleme arasındaki yolda tam aracılık sergiliyor; yani mükemmeliyetçi düşünceleriniz sizi doğrudan erteletmiyor, önce o düşünceler başarısızlığı aşırı genellemenize yol açıyor, bu genelleme de ertelemeyi doğuruyor.

2025'teki çalışmadan [4] bir başka bulgu da buraya ışık tutuyor: Mükemmeliyetçi standartlar, kontrolü kaybetme korkusunu anlamlı olarak yorduyor. Katı standartlara sahip bireyler, işler planlandığı gibi gitmediğinde yalnızca hayal kırıklığı yaşamakla kalmıyor; derin bir kontrol kaybı paniği yaşıyorlar. Bu panik de başlamayı daha da zorlaştırıyor, çünkü başlamak demek, kontrolünüz dışındaki faktörlerle yüzleşmeyi kabul etmek demek.

Diyelim ki önemli bir projeye başlayacaksınız. İçinizdeki eleştirmen hemen devreye giriyor: "Bu proje mükemmel olmazsa her şey boşa gider." Sonra bir adım daha atıyor: "Mükemmel olmazsa, bu senin yetersiz olduğunu gösterir." Ve nihai darbe: "Zaten daha önce de şu işi batırmıştın, bu da öyle olacak." İşte bu zincirleme zihinsel tepki, sizi daha ilk adımı atmadan tüketir. Bu kalıbı fark etmek, zincirin herhangi bir halkasında dur demenin ilk koşuludur.

Duygu Düzenleme Becerisi Olarak Ertelemek: Kaygıyı Yatıştırmanın Pahalı Yolu

Erteleme anlık olarak işe yarar. Kaygınızı azaltır, sizi o gerginlikten bir süreliğine uzaklaştırır. Bu yüzden tekrarlanır. Öz denetimin güç modeli olarak bilinen yaklaşıma göre [7], bu kaynak sınırlıdır ve duygu bastırma gibi eylemler öz denetim kapasitesini tüketir. Yani içinizdeki kaygıyı bastırmak için harcadığınız zihinsel enerji, aslında işin kendisine ayırabileceğiniz enerjinin ta kendisi. Erteleme süresince kaygınızı yatıştırmak için gezindiğiniz sosyal medya, diziler ya da ev işleri, yalnızca zamanınızı tüketmekle kalmaz; sınırlı öz denetim kaynağınızı da sessizce boşaltır. İşin başına döndüğünüzde ise artık tükenmiş olursunuz; bu tükenmişlik başka bir başarısızlık korkusunu tetikliyor ve döngü yeniden başlıyor.

Modelin bir diğer önemli bulgusu ise şu: Tıpkı bir kas gibi, öz denetim kapasitesi de doğru egzersizlerle zamanla güçlenebiliyor. Ancak burada "doğru egzersiz" derken kastedilen, kendinizi daha fazla zorlamak değil. Zaten gergin bir kası daha çok çalıştırmak sakatlanmayla sonuçlanır. Asıl ihtiyacınız, kaygıyı bastırmak yerine ona eşlik edecek bir içsel pozisyon geliştirmek.

Bu kısır döngüyü kırmak, "daha disiplinli olmak"tan geçmez. Aynı kaygıyla her seferinde başa çıkmaya çalışmak, spor salonunda her gün aynı kası yorup gelişmesini beklemeye benzer; kas yorulur ama güçlenmez.

Şöyle bir yol denenebilir: İşin başına oturduğunuzda, içinizde yükselen huzursuzluğu kovalamak yerine ona bir isim verin. "Şu anda başarısız olma ihtimalinden korkuyorum." Bu cümleyi zihninizden geçirmek bile, bedeninizdeki gerginliğin bir kısmını çözebilir. Çünkü adı konan bir duygu, belirsiz bir tehdit olmaktan çıkar; yönetilebilir bir deneyime dönüşür. Duyguyla aranıza koyduğunuz bu küçük mesafe, beyninizin tehdit sistemini bir nebze yatıştırır ve ön korteksinizin devreye girmesine izin verir. O an, başlamak için ihtiyacınız olan zihinsel alan açılmış olur.

"Yeterince İyi"nin Gücü: Standartlarınızı Yeniden Kalibre Etmek

2025'teki çalışmada [4] altı çizilen "iyi-yeterli ilkesi" burada devreye girer. Ekselensizm arayışındaki kişi, mükemmel olmasa da yeterince iyi bir sonucu kabul edebilir, çünkü benlik değerini sonuca değil sürece bağlamıştır. Mükemmeliyetçi kişi ise yeterince iyiyi bir başarısızlık olarak okur.

Peki bu ilkeyi uygulamaya nasıl geçirebilirsiniz? Bir dahaki sefere bir göreve başlarken, kendinize şu soruyu sorun: "Bu işin en kötü kabul edilebilir versiyonu nedir?" ve ardından "en iyi versiyonu ne olabilir?". Zihniniz muhtemelen hemen en iyi versiyona atlayacaktır; orada bir an durun ve en kötü kabul edilebilir versiyonu da aynı ciddiyetle düşünün. İkisi arasında sizin için gerçekçi bir nokta var. İşte o nokta, başlamak için yeterince iyidir.

2022'de tıp öğrencileriyle yapılan çalışma [8], kendine yönelik mükemmeliyetçiliğin aslında ertelemeyi azaltıcı bir etkisinin olabileceğini, ancak başarısızlık korkusu aracılığıyla bu etkinin tersine döndüğünü gösteriyor. Çalışmada doğrudan etki negatif yönlüyken, dolaylı etki pozitif yönlü bulunmuş. Bu, aynı standartların korkuyla buluştuğunda sizi nasıl farklı bir yöne savurabildiğini kanıtlıyor. Araştırmacılar bu durumu "tutarsız aracılık modeli" olarak adlandırıyor; yani yüksek standartlar sizi motive edebilir, yeter ki o standartlara ulaşamamaktan korkmayın.

Buraya kadar anlatılanları bir iç pusulaya dönüştürmek isterseniz, kendinize şu üç soruyu sormayı deneyebilirsiniz: "Bu görev benim için neden bu kadar tehditkâr?", "En kötü ihtimalle ne olur ve bununla gerçekten baş edemez miyim?" ve "Bu işin yeterince iyi versiyonu neye benzer?" Bu sorular, sizi sonuç odaklı düşünmekten süreç odaklı düşünmeye geçirir. Sonuç odaklı düşünce sizi dondurur, süreç odaklı düşünce ise hareket alanı açar.

Somut Bir Hamle: Görevi Değil, Anlamı Küçültün

Sıkça duyduğunuz bir tavsiye vardır: "Görevi küçük parçalara böl." Bu pratik bir adımdır ama çoğu zaman tek başına yetersiz kalır. Çünkü sorun görevin büyüklüğünde değil, o göreve yüklediğiniz anlamda yatar. Bir sunumu erteleyen kişi için o sunum, yalnızca bir sunum değildir; bir yeterlilik sınavıdır, bir beğenilme testidir, belki de tüm kariyerini belirleyecek bir andır. Oysa gerçekte, çoğu iş sadece bir iştir.

Burada yapılabilecek en etkili hamlelerden biri, görevi sizin için neyin bu kadar tehditkâr kıldığını sorgulamak. Diyelim ki bir rapor yazmanız gerekiyor. Kendi kendinize şunu sorun: "Bu raporu yarım yamalak yazarsam gerçekte ne olur?" Cevap genellikle felaket senaryolarıdır: "Müdürüm beni yetersiz bulur", "Terfi alamam", "Arkadaşlarım başarısız olduğumu düşünür". Şimdi bir adım daha ileri gidin: "Bu sonuçların her biri benim hakkımda ne söyler?" Cevaplar derinleştikçe, korkunun aslında çok eski bir yaraya dokunduğunu fark edebilirsiniz. Ve o yara bu raporla ilgili değildir.

2023'teki nitel araştırma [9], mükemmeliyetçilik ve olumsuz değerlendirilme korkusunun kişilerarası iletişimi nasıl biçimlendirdiğini, bireyin geçmiş olumsuz deneyimlerinden ötürü iletişimden kaçındığını ve gerçek duygularını gizlediğini gösteriyor. Erteleme de buna benzer: Bir iletişim biçimi olarak, kendi kendinize "henüz yeterli değilim" mesajını verirsiniz ve bu mesaj sizi güvende tutar. Güvende olmanın bedeli ise hareketsizliktir. Bu güvenlik tercihini fark ettiğinizde, kendinize şu soruyu sorma şansınız olur: "Bu güvenliğe şu anda gerçekten ihtiyacım var mı, yoksa risk alıp başlamayı göze alabilir miyim?"

Bitirirken

Bu yazıyı bitirirken size "yapabilirsiniz" gibi bir moral cümlesi sunmayacağım. Onun yerine, yarın sabah masanızın başına oturduğunuzda kendinize sorabileceğiniz bir soru bırakacağım: "Başlamak için mükemmel olmayı beklemek zorunda değilsem, şu an atabileceğim en küçük adım ne?" Cevabınız ister bir cümle yazmak, ister dosyayı açıp kapatmak olsun; o adım, içinizdeki korkuya rağmen attığınız bir adımdır. Ve korkuya rağmen atılan adımlar, zamanla korkuyu besleyen devreyi zayıflatır. Başlamak için yeterince iyi olduğunuzu bilmek, belki de ilk ve en zor adımdır.

Sık sorulan sorular

Kronik erteleme tembellik midir?

Çoğunlukla değildir. Araştırmalar, kronik ertelemenin altında genellikle yüksek standartlara ulaşamama korkusu, olumsuz değerlendirilme endişesi ve duygu düzenleme güçlüğü gibi psikolojik mekanizmaların yattığını göstermektedir. Tembellik bir motivasyon eksikliğiyken, erteleme çoğu zaman bir kaçınma davranışıdır.

Mükemmeliyetçilik ertelemeye nasıl yol açar?

Mükemmeliyetçi standartlar, kişinin ulaşması zor hedefler koymasına ve başarısızlık durumunda benliğini aşırı eleştirmesine neden olur. Bu da göreve başlama anında yoğun bir kaygı yaratır; kişi bu kaygıdan kaçınmak için görevi erteler. Başarısızlık korkusu bu ilişkide güçlü bir aracı rol oynar.

Ekselensizm ile mükemmeliyetçilik arasındaki fark nedir?

Ekselensizm (excellencism), kişinin esnek ve ulaşılabilir standartlarla en iyiye ulaşma çabasıdır ve psikolojik ihtiyaç doyumuyla ilişkilidir. Mükemmeliyetçilik ise katı, kusursuzluk odaklı ve kontrol ihtiyacı yüksek bir yapıdır; yetkinlik, özerklik ve ilişkisellik ihtiyaçlarının engellenmesiyle bağlantılıdır.

Erteleme döngüsünden çıkmak için ilk hamle ne olabilir?

İlk anlamlı hamle, ertelediğiniz anda içinizden geçen düşünceyi merak etmek olabilir. 'Başlayamazsam yetersiz olduğum ortaya çıkacak' gibi bir inanç fark ederseniz, bu korkuyu adlandırmak bile yükü hafifletebilir. Ardından görevi küçültmek değil, standartlarınızı gözden geçirmek daha kalıcı bir rahatlama sağlar.

Kaynakça

  1. Yosopov (2020). The Relationship between Perfectionism and Procrastination: Examining Trait and Cognitive Conceptualizations, and the Mediating Roles of Fear of Failure and Overgeneralization of Failure.
  2. Sudirman ve ark. (2023). Putting Off Until Tomorrow: Academic Procrastination, Perfectionism, and Fear of Failure. https://doi.org/10.18196/ijiep.v4i1.17576
  3. Sumaoy ve Regidor (2023). Procrastination as Influenced by Perfectionism and Fear of Failure among Employees in DepEd - Davao del Norte. https://doi.org/10.47119/ijrp1001211320234533
  4. Andrade, Pétin-Pomerleau ve Gaudreau (2025). [Ekselensizm ve mükemmeliyetçi standartlar ayrımı üzerine çalışma.]
  5. Kurtovic, Vrdoljak ve Idzanovic. [227 üniversite öğrencisiyle yapılan, mükemmeliyetçilik boyutları ve erteleme üzerine çalışma.]
  6. Mansouri ve ark. (2022). The Mediating Role of Fear of Failure, Self-Compassion and Intolerance of Uncertainty in the Relationship Between Academic Procrastination and Perfectionism. https://doi.org/10.32598/ijpcp.28.1.3706.1
  7. Baumeister, Vohs ve Tice. [Öz denetimin güç modeli.]
  8. Cho ve Lee (2022). The effects of medical students’ self-oriented perfectionism on academic procrastination: the mediating effect of fear of failure. https://doi.org/10.3946/kjme.2022.224
  9. Üstün Özçelik (2023). Perfectionism, self-confidence and fear of negative evaluation in interpersonal communication.

Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp X

Yorumlar (0)

İsimler gizlilik için kısaltılır

Yorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.

İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.