İçeriğe geç
İlişkiler

Projektif Özdeşim: Kötü Duyguların Başkasına Yüklenmesi

Öfke, kıskançlık ya da suçluluk bazen sizden çıkıp karşınızdakine yerleşir. İlişkilerde tekrar eden bu döngünün adını koyuyor, nasıl adım atacağınızı anlatıyor.

Yazan: Nuh Aktekin6 dk okuma

Projektif özdeşim, içeride taşınamayan parçanın bir başkasına boşaltılması ve o kişinin bu duyguyu sergilemeye itilmesi döngüsüdür. Zihin tahammül edemediği bir duyguyu bilinçli taşımak yerine farkında olmadan başkasına yüklemeyi seçer. Psikanalitik çalışmalar bu rahatlama yolunu erken tanımlamış, sonraki araştırmalar ise sahiplenmeyle yumuşayan yönünü göstermiştir.

İçeride Duramayan Duygu

Projektif özdeşim nedir sorusu zihnin yükle baş etme biçimine işaret eder. Psikanalitik çalışmalarda bu döngünün adı konmuştur [1]. Tanım erken dönemde yapılmış ve klinik gözlemlere dayanmıştır.

Zihin tahammül edemediği duygu, niyet ya da kendilik parçasını bilinçli taşımak yerine farkında olmadan başkasına yüklemeyi seçer. Bu seçim bir karar anı gibi yaşanmaz. Kişi çoğu zaman ne yaptığını fark etmez.

Sonraki yıllarda Bion, bu sürecin yalnızca boşaltım olmadığını, aynı zamanda anlamlandırılmak üzere bir başkasına yönelme olduğunu gösterdi [1]. Bu bakış döngüye ikinci bir anlam katar. Atılan duygu aynı zamanda tutulmak ister.

Bu adımlar bilinçli planlanmaz, kendiliğinden işler. Zihin zorlandığı anda en hızlı rahatlama yoluna kayar. Dışarı atılan parça bir süreliğine uzakta tutulur.

Öfke, kıskançlık, utanç ya da çaresizlik içeride duramaz hale gelir. Kişi bu duyguyla kendisi olarak kalmakta zorlanır. Yük başkasına geçtiğinde kısa bir nefes alınır.

O nefes gerçek bir çözüm değildir. Duygu dışarıda dursa bile sahiplenilmeyi bekler. İçeride duramayan şey ilişkide dolaşmaya başlar.

Siz de taşıyamadığınız bir duyguyu fark ettiğinizde durup adını koymayı deneyebilirsiniz. Adını koymak yükü hemen hafifletmez. Ama döngünün ilk halkasını görünür kılar.

Bir atıf karşıdakini hissettirmeye başlayınca döngü kurulur

Yansıtma ile projektif özdeşim farkı gündelik ilişkilerde kolayca karışır. Yansıtmalı özdeşim, olumsuz yönleri ve eksikleri başkasına yükleyerek o kişinin davranışlarını yönlendirme biçimi olarak tarif edilir [2]. Burada atıf karşı tarafı etkiler.

Basit yansıtma bir duygu atfetmekle kalırken projektif özdeşim karşısındakini o duyguyu hisseder hale getirir. Birinde düşünce karşıya yapıştırılır. Diğerinde karşı taraf o duygunun içine çekilir.

Projektif özdeşimde kişi karşısındakini o duyguyu gerçekten hissedecek biçimde davranmaya iter. Ses tonu değişir, sorular sıklaşır, mimikler sertleşir. Karşıdaki yavaş yavaş baskı altında kalır.

Karşıdaki başta kendisine ait olmayan duyguyu bir süre sonra gerçekten hissetmeye ve taşımaya başlar. Önce yadırgar, sonra sahiplenir gibi olur. Duygu el değiştirilmiş gibi görünür.

Kurgusal bir örnek bu geçişi somutlaştırır. Sınav günü kaygısını taşıyamayan bir ebeveyn sürekli sorular sorar, sakin olan çocuk bir süre sonra huzursuzlanır. Kaygı artık çocukta görünür hale gelir.

Kızgınlık anında karşıdakinin davranışı ile yüklenen şeyi ayırt etmeye çalışmak bu noktada işe yarar. Siz kendi içinizde kabaran öfkeyi fark edebilirsiniz. Karşı tarafın gerçek davranışı ile size ait kabarma aynı şey olmayabilir.

Bu ayrım ilk anda kolay yapılmaz. Duygu hızlı yükselir ve düşünceyi bastırır. Yine de kısa bir duraklama alan açar.

Karşı tarafın tepkisini kişiliğine yormadan önce kendi yükünüzü yoklamanız döngüyü yavaşlatır. Yük sizdeyken karşıda aranmaz. Hissettirme adımı fark edilince döngü kurulmadan gevşer.

İlişkide duygu yükleme döngüsü

Yansıtan kişi duygu dışarıda olduğu için rahatlar, ancak duygu ilişkinin içinde dolaşmayı sürdürür. Evde gerilim düşmüş gibi olur. Konu kapanmamış, yer değiştirmiştir.

Yakın ilişkilerde bağlanma ihtiyacı yoğun olduğunda insanlar sevdiklerinin duygusal durumlarına karşı daha alıcı olur. Sevilen kişinin yüzü dikkatle izlenir. Küçük bir değişim büyük bir sinyal gibi alınır.

Bu alıcılık sevgiden kaynaklanır. Aynı alıcılık yükü taşımayı da kolaylaştırır. Bir tarafın bıraktığı duygu diğer tarafça çabuk tutulur.

Döngü sürdükçe ilişkide roller sabitlenir ve iki taraf da kendini yorgun ve yalnız hisseder. Biri suçlayan, biri savunulan olur. Biri sakin görünen, biri taşkın görünen olur.

Tamamlayıcı roller ilişkiyi ayakta tutarken herkesi olduğu yere sabitler. Herkes görevini yapar. Kimse yerinden memnun değildir.

Yükün yer değiştirmesi anlık bir hafifleme verir, gerçek rahatlama sağlamaz ve döngü yeniden başlar. Rahatlama kısa sürer. Aynı konu başka bir akşam yeniden açılır.

Tartışma yatıştıktan sonra hissedilen duygunun gerçekten kime ait olduğunu kendine sormak döngüyü görünür kılar. Siz öfkeyi mi getirdiniz, kaygıyı mı getirdiniz? Karşı tarafın duygusu size ne zaman geçti.

Kavga şiddetlenirken güvenliği koruyarak ara verip konuşmaya sonra dönmek de alanı korur. Kapıyı çarpıp gitmek gerekmez. Kısa bir mola, su içmek, yürümek iyi gelir.

Mola kaçış için kullanılmaz. Süre konuşulur ve dönüleceği söylenir. Dönülünce konu daha sakin ele alınır.

Bazen bu süreç, çift terapisi gören kişilerin bile hangi duygunun kime ait olduğunu karıştırmasına yol açar. Duygular birbirine geçmiş gibi hissedilir. Kimin neyi başlattığı bulunamaz.

Bu karışma sevgisizlikten doğmaz. Yoğun bağ, sınırları geçirgen yapar. Geçirgen sınırda yük hızlı dolaşır.

Çocuklukta yasaklanan duygular

Yasaklanan duygular genellikle çocuklukta ailenin konuşmadığı, cezalandırdığı ya da yok saydığı duygulardan gelir. Bazı evlerde öfke yasaktır. Bazı evlerde korku ya da üzüntü yasaktır.

Hangi duygunun yasak olduğu evden eve değişir ve çocuk hangi tepkinin sessizlik ya da gerilimle karşılandığını izleyerek öğrenir. Çocuk yüzleri okur. Hangi konuda susulduğunu erken çözer.

Yasak duygu yok olmaz. İfade edilmeyen duygu içeride birikir. Yetişkinlikte en küçük tetikleyiciyle dışarı taşar.

Yansıtma ve bölme gibi ilkel savunmalar hayatın ilk yıllarında koruyucu olurken yetişkinlikte ilişkileri zorlaştırabilir. Küçük çocuk iyi ve kötüyü ayırarak dünyayı sadeleştirir. Yetişkin ilişkisi bu sadelikle yürümez.

Erken dönemde ortaya çıkan bu savunma, yetişkinlikte aşırı kullanıldığında kişinin işleyişini bozar [3]. Duygular keskin kutulara konur. İnsanlar ya yüceltilir ya yerilir.

Yetişkinlikte ise aynı savunma, ilişkileri korumak yerine zorlaştırabilir [3]. Koruma niyeti sürer. Sonuç kırgınlık olur.

Bu örüntüyü fark edince duygunun kimden öğrenildiğini kendine sormak geçmişle bugünü ayırır. Siz bu öfkeyi evde kimden sakladınız. Bu utancı kimin yanında duymamayı öğrendiniz.

Yoğun duyguyu ve onu karşıdakine yöneltme dürtüsünü sözle sahiplenmek döngüyü yumuşatır. Sizin cümleniz ben diliyle kurulur. Suçlama yerine ihtiyaç söylenir.

Taşınamayan duyguyu birlikte taşımak için ihtiyaç dile getirmek de yakınlığı korur. Bana biraz eşlik etmeniz işe yarar. Şu an akıl vermenizden çok yanımda durmanız iyi gelir.

Bu cümleler duyguyu başkasına bırakmaz. Duyguyu ortaya koyar ve yardım ister. Yük paylaşılınca hafifler.

Kökeni görmek mazeret üretmek değildir. Sorumluluk geçmişe atılmaz. Geçmiş, bugünkü tepkinin şiddetini anlamaya yarar.

Sınır cümleleri örnekleri roller sabitlenmeden önce alanı korur

Yansıtma ve bölme gibi savunmaların yoğun kullanımı, psikolojik belirtilerle anlamlı biçimde ilişkilidir [4]. İlişki sürekli suçlama ve savunmayla yürür. Bedende gerginlik, zihinde yorgunluk birikir.

Süreç yalnızca boşaltım değildir, aynı zamanda dayanılmaz olanın bir zihin tarafından karşılanıp işlenmesi isteğini içerir. Kişi bir yandan kurtulmak ister. Bir yandan anlaşılmak ister.

Yansıtılan tarafta ise kendi deneyimini birinci ağızdan aktaran sınır cümleleri kurmak alanı korur. Sizin cümleniz kısa ve somut olur. Şu an sesin yükselince geriliyorum, biraz yavaşlamaya ihtiyacım var gibi kurulur.

Ben suçlanınca kapanıyorum, konuyu on dakika sonra konuşalım da bir sınırdır. Hakaret başlayınca dururum, sakinleşince dönerim de bir sınırdır. Sınır cezalandırmaz, çerçeveyi anlatır.

Kavga şiddetlenirken derin öz-analiz yapmaya çalışmamak gerekir. Yükselen nabızla içgörü aranmaz. Önce beden sakinleşir, sonra anlam konuşulur.

Şiddet içeren ilişkide sınır cümlesi yerine ortamdan uzaklaşmak ve güvenli yere geçmek gerekir. Tartışmayı kazanmak amaç olmaz. Güvenlik ilk sıraya alınır.

Eğer bu örüntü çocuklukta yaşanan ağır bir sarsıntıyla, ihmal ya da istismar yaşantısıyla iç içe geçmişse ya da ilişkide şiddet ve sürekli aşağılama varsa, önce bireysel destek almak önemlidir. Bu durumda zemin kişisel çalışmayla güçlenir. İlişkiye dair kararlar daha sonra ele alınır.

Çift çalışması bu tür dinamiklerde her zaman ilk adım olmayabilir, önce kendi güvenliğinizi ve zemininizi sağlamlaştırmanız gerekir. Güven yokken iletişim tekniği tutmaz. Öncelik korunmaya verilir.

Kendine zarar verme düşüncesi varsa hekime başvurmak gerekir. Bu düşünce tek başına taşınmaz. Tıbbi değerlendirme ertelenmez.

Desteğe ne zaman başvurmak gerektiği çoğu zaman merak edilir. Aynı döngü aylarca sürüyorsa, evde sürekli değersizleştirme varsa, öfke patlamaları güvenliği bozuyorsa ya da geçmiş bir incinme bugünü yönetiyorsa bir ruh sağlığı uzmanı ile görüşmek anlamlı olur. İlk görüşmede döngü anlatılır ve güvenli bir plan kurulur. Destek almak başarısızlık değil, yükü birlikte taşımanın bir yoludur.

Projektif özdeşim içeride taşınamayan parçanın başkasına boşaltılması ve o kişinin bu duyguyu sergilemeye itilmesiyle başlar. Zihin rahatlamak için yükü dışarı verir. İlişki bu yükle yorulur.

Aynı döngü sahiplenme ve birlikte taşıma isteğiyle yumuşar. Duygu kime aitse orada adını bulur. Karşıdan beklenen taşıma, birlikte taşımaya döner.

Sık sorulan sorular

Projektif özdeşim tam olarak nedir?

Kişinin kendi içinde taşıyamadığı bir duyguyu ya da parçayı bilinçdışı olarak karşısındakine yükleyip, o kişiyi bu duyguyu hissetmeye ve göstermeye ittiği ilişkisel bir savunma sürecidir. Süreç sonunda kişi bu duyguyu karşısındakinde görür ve kendi içindeki gerilim azalır.

Yansıtma ile projektif özdeşim arasındaki fark nedir?

Yansıtmada kişi başkasına bir niyet ya da duygu atfeder ancak karşıdaki bundan etkilenmez. Projektif özdeşimde ise karşıdaki kişi zamanla o duyguyu gerçekten hissetmeye başlar ve buna göre davranır; böylece süreç karşılıklı bir döngüye dönüşür.

Projektif özdeşim ilişkileri neden zorlar?

Çünkü ilişkide yer değiştiren duygular ve roller belirsizleşir. Kişiler kendilerine ait olmayan öfkeyi, suçluluğu ya da yetersizliği taşır hale gelir; bu da kavgalara, mesafeye ve kısır bir tekrara yol açar.

Kendi yansıtmalı özdeşim örüntümü fark ettikten sonra ne yapabilirim?

Sakin bir anda kendinize 'bu duygu bana mı ait, yoksa başkasının mı?' sorusunu sorabilirsiniz. Duyguyu fark ettiğinizde onu söze dökerek sahiplenmek, örneğin 'şu an içimde bir öfke var' demek, süreci yavaşlatabilir ve ilişkide yeni bir alan açabilir.

Kaynakça

  1. Goldstein (1991). Clarification of projective identification. *American Journal of Psychiatry*, 148(2). https://doi.org/10.1176/ajp.148.2.153
  2. Haspolat, N. K. (2022). Psikanalizin içinden bir kavram "özdeşleşme". *Muş Alparslan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi*, 2(1), 1-9.
  3. Yıldırım, O. ve Kumcağız, H. (2022). Psikodinamik yaklaşıma göre insan davranışının incelenmesi. *Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi*, (40), 103-132. https://doi.org/10.14520/adyusbd.1052683
  4. Taşçı, F. ve Bilge, Y. (2021). Anlam Arayışı ve Psikopatoloji: Varoluşsal Öfke ve Savunma Mekanizmalarının Psikolojik Belirtilerle İlişkilerinin İncelenmesi. *İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi*, 10(2), 1561-1579. http://www.itobiad.com/tr/pub/issue/62559/810952

Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp X

Yorumlar (0)

İsimler gizlilik için kısaltılır

Yorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.

İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.