Terapistim yetmediğinde : İkinci Terapist Arayışının Altındaki Hikâye
Bazı terapi süreçlerinde tıkanır ve aklınıza ikinci bir isim düşer. Bu arayış ihanet değil, çözülmeyi bekleyen daha derin bir ihtiyacın sinyalidir.
Seans bitti. Kapıyı çekip çıktınız. Anahtarı çevirip arabaya oturdunuz ya da durağa yürüdünüz. Ama içinizde bir şey yerine oturmadı. Zihniniz hâlâ o koltukta, o sessizlikte. Haftalardır, belki aylardır aynı konuyu getiriyorsunuz: çocukluğa uzanan o eski yara, bitmeyen ilişki örüntüsü, boğazınıza oturan o tanıdık yumru. Terapistiniz dinliyor, başını sallıyor, belki bir yorum yapıyor. Ama geri dönen yankı hep aynı. Sanki bir cam bölmenin arkasındasınız; karşı tarafı görüyorsunuz, dudaklar kıpırdıyor ama size dokunan bir şey yok.
Sonra bir gece, telefona şöyle bir bakarken, kendinizi başka isimleri ararken buluyorsunuz. "Acaba başka biriyle denesem mi?" diye düşünüyorsunuz ve hemen ardından suçluluk saplanıyor. Bu, şimdiki terapistinize ihanet mi? Terapiyi sabote mi ediyorsunuz? Yoksa içinizdeki bir şey, sesini duyurmak için mi çırpınıyor?
İkinci bir terapist aramak, birçok insanın yaşadığı ama pek azının üstüne açıkça konuştuğu bir dönemeçtir. Bu yazıda, bu dürtünün altına birlikte bakacağız. Ne zaman bir kaçış, ne zaman gerçek bir ihtiyaç olduğunu ayırt etmeye ve bu kararı olgunlukla yönetmeye çalışacağız.
"Neden Hâlâ Aynı Noktadayım?"
Terapide tıkanıklık dediğimiz şey, çoğu zaman bir fikir kıtlığından çok bir temas sorunudur. Siz konuşuyorsunuzdur, terapistiniz dinliyordur; ama arada görünmez bir duvar vardır. Duvara çarpıp duran top gibi, aynı cümleler gider gelir, hiçbiri karşıya geçemez.
Bu noktada akla hemen "Acaba yanlış terapisti mi seçtim?" sorusu gelir. Bu soru değerlidir. Ama ondan önce sormanız gereken bir soru daha var: "Ben neyi getirmeye cesaret edemiyorum?" Çünkü tıkanıklıklar sıklıkla, söylenemeyenlerin etrafında birikir. Anlatmaya utandığınız bir ayrıntı, terapistinize duyduğunuz ve isimlendiremediğiniz bir kırgınlık, hatta belki de onun sizi yeterince sevmediği ya da onaylamadığı hissi...
Bu hisleri fark etmek ve masaya koymak, terapötik ittifakın tam kalbinde yer alır. Araştırmalar, terapötik ittifakın, yani sizinle terapistiniz arasındaki güven ve iş birliği bağının, terapi sonucunu belirleyen en güçlü faktör olduğunu söylüyor [1]. Hatta bazı özel terapi biçimlerinde, korkuyu ve savunuculuğu azaltan müdahalelerin bu güven bağını hızlandırarak iyileşmeyi kolaylaştırdığı görülüyor [2]. İttifak sağlam olduğu sürece, en zor duygular bile çalışılabilir hale gelir. Ama o bağda bir çatlak varsa, haftalar geçer, aynı hikâyeler döner durur ve ikinci terapist aramak fikri zihninizin bir köşesine yerleşir.
Eğer seanslarda sürekli aynı hikâyeyi anlatıyorsanız ve içinizden "Bunu daha önce de söyledim, hiçbir şey değişmiyor" geçiyorsa, bunu söylememeyi seçiyorsunuz demektir. Ve işte orası tam da terapi zemini olması gereken yerdir. Söylenmeyen "Bana yardım edemiyorsun" cümlesi, aslında terapiyi ilerletecek en güçlü malzemedir.
Peki bunu masaya koymak neden bu kadar zor? Çoğumuz, ilişkilerde çatışmadan kaçınarak sevilmeye çalışırız. Terapistimizi de bu genel geçer kalıbın dışında tutamayız. Otorite figürüne duyulan saygı, eleştiriyi saygısızlık gibi hissettirir. Terapötik ilişki, diğer tüm ilişkilerden farklı olarak, bu tür dürüstlük anları üzerine kuruludur. Terapistinizin işini yapabilmesi için, onunla olan ilişkinizde ne olup bittiğini bilmesi gerekir. O tereddüt ettiğiniz cümleyi duyması gerekir.
Kendi direncinizi tanımak da bu noktada devreye girer. Direnci bir inatçılık belirtisi olarak görmek yerine, psişenin kendini koruma refleksi olarak okumak daha doğrudur. Terapistinize söyleyemediğiniz o şeyi söylemeye yaklaştığınızda mideniz bulanıyorsa ya da konuyu hızla değiştirme ihtiyacı duyuyorsanız, içinizdeki bir parça size "Bu kadarı yeter, daha ileri gitme" diyordur. Bu direnci düşman gibi görmek yerine, neyi koruduğunu anlamaya çalışmak, tıkanıklığı çözmenin anahtarıdır. Belki de içinizdeki o koruyucu ses, daha önce hiç kimseye gösteremediğiniz bir utancı ya da reddedilme korkusunu kolluyordur.
Terapistinize Söylemeye Kıyamadığınız O Şey
Şöyle bir örnek düşünelim: Aylardır annenizle olan sorunları konuşuyorsunuz. Terapistiniz size annenizin kaygılı yapısını, sınır koymanız gerektiğini anlatıyor. Siz başınızı sallıyorsunuz, "Evet, çok haklısınız" diyorsunuz. Ama seans çıkışı kendinizi daha da kötü hissediyorsunuz. Çünkü aslında duymak istediğiniz şey, annenizin sizi sevdiğine dair bir güvence. Terapistinizin pratik çözümleri, o derindeki açlığa değmiyor.
Bu dinamiği terapistinize söylemek, yani "Ben sizden strateji değil, anlaşılmak istiyorum" demek, korkutucudur. İlişkiyi entelektüel bir alışverişten duygusal bir karşılaşmaya dönüştürür. Reddedilme ya da yanlış anlaşılma riskini büyütür. Tam da bu cümlenin söylendiği an, terapi derinleşir. O ana kadar "teknik" olarak ilerleyen süreç, iki insan arasında gerçek bir temas haline gelir.
Şöyle bir cümle kurmayı deneyebilirsiniz: "Burada sık sık aynı şeyleri tekrarladığımı fark ediyorum ve galiba bana tam olarak neyin iyi geleceğini bilmediğimi hissetmeye başladım. Sizinle bunu konuşabilir miyiz?"
Bu cümleyi, bir şikâyet olmaktan çıkarıp bir davete dönüştürebilirsiniz. Terapistiniz de bu davete karşılık verdiğinde, tıkanıklık çözülmeye başlar. Bazen terapistiniz, sizin bu geri bildiriminize kendi penceresinden bir yanıt getirebilir: "Belki de annenizle ilgili benden almayı umduğunuz şey, aslında ondan alamadığınız bir onay." Bu karşılık, sizi hiç açmadığınız bir kapıya götürebilir. İşte bu tür anlar, terapideki güven bağını hem sınar hem de güçlendirir.
Elbette, her terapist bu geri bildirimi aynı olgunlukla karşılamayabilir. Bazı terapistler savunmaya geçer, yorumu kişisel alır ya da sizi "direniyor" diye etiketler. Açık yüreklilikle getirdiğiniz bir cümle böyle karşılanıyorsa, işte o zaman ikinci terapist aramak fikri, bir kaçış değil, kendinizi koruma içgüdüsü haline gelir. Bu tür bir hayal kırıklığını kendi içinizde taşımak sizi daha da yalnızlaştırır; oysa paylaşmak, yeni bir alan açmanın ilk adımıdır.
İkinci Arayış: Kaçış mı, Gerçek Bir İhtiyaç mı?
İşte can alıcı soru bu. Gecenin bir vakti internette isimler ararken, bu dürtünün nereden geldiğini kendinize sormanız gerek. Cevabı bulmak için birkaç net ölçüt var.
Eğer şimdiki terapistinizle henüz hissettiğiniz tıkanıklığı hiç konuşmadıysanız, ikinci arayış büyük ihtimalle bir kaçınmadır. Terapideki zorlanmayı, o ilişkinin içinde kalarak çözmek yerine, yeni ve heyecan verici bir başlangıcın cazibesine kapılıyorsunuzdur. Yeni bir terapist, ilk görüşmelerin o umut dolu havasını getirir. Tarih yoktur, bilinmezlik iyidir; sizi henüz zorlamamıştır. Bu, romantik ilişkilerdeki "balayı evresi" arayışına benzer: ilk heyecan bittiğinde, derinleşmek yerine başka birini bulmak. Kalıcı değişim ise, o sıkıcı ve zorlayıcı orta evrede, hatta çatışma anlarında gerçekleşir.
Öte yandan, tıkanıklığınızı dile getirdiyseniz ve bu, terapistiniz tarafından ciddiye alınmadıysa, geçiştirildiyseniz ya da yönelim farkından dolayı size uymayan bir çerçeve ısrarla sürdürülüyorsa, ikinci arayış meşrudur. Diyelim ki travmanızı anlatırken bedeninizde olanları fark etmeye ihtiyacınız var, ama terapistiniz sürekli düşünce kalıplarınıza odaklanıyor. Ya da tam tersi, somut bir baş etme stratejisine ihtiyacınız varken, terapistiniz sizi sürekli rüyalarınıza yönlendiriyor. Bu, kötü bir uyumdur ve ısrarla sürdürmek size zarar verebilir.
İkinci terapist aramak, altta yatan bir bağlanma örüntüsünü de yansıtıyor olabilir. Eğer geçmişinizde insanlara güvenmek sizin için hep zor olduysa ve yakınlaştıkça kaçma eğiliminiz varsa, terapistinizle aranızdaki bağ derinleştikçe benzer bir alarm çalmaya başlayabilir. "Fazla yaklaştı, şimdi uzaklaş" emri, ikinci bir terapist arayışı olarak maskelenebilir. Bu noktada kendinize şunu sorun: "Bu kişiden gerçekten ayrılmak mı istiyorum, yoksa bana yakınlaştığı için mi huzursuzum?" Bu soruyu yanıtlamak kolay değildir, ama sormak bile arayışın niteliğini değiştirir.
Böyle bir sorgulama sırasında kendi bağlanma geçmişinize bakmak aydınlatıcı olabilir. Daha önceki yakın ilişkilerinizde benzer bir örüntü var mıydı? Bir arkadaşlık, bir romantik ilişki, hatta bir iş ortaklığı... Belli bir yakınlık seviyesinden sonra içinizde bir huzursuzluk, bir boğulma hissi, bir "artık yeter" dürtüsü beliriyor muydu? Terapide de aynı senaryonun tekrarlandığını fark etmek, o ikinci terapist arama dürtüsünü bambaşka bir ışıkta görmenizi sağlayabilir.
Aynı Anda İki Terapistle Çalışmak: Ne Kazandırır, Ne Kaybettirir?
Bazı insanlar ikinci terapisti ararken, şimdiki terapistine veda etmeyi değil, ikisini birden sürdürmeyi düşünür. Bunun pratikte bir karşılığı olsa da, beraberinde getirdiği karmaşayı görmezden gelmek zordur.
İki farklı odada, iki farklı insanla, iki farklı bağ kurarsınız. Biri size "İhtiyacınız olan şey sınır koymak" derken, diğeri "Bu sınırlar savunma olabilir mi?" diyebilir. Bu çelişki, ilk başta zenginleştirici gibi görünse de, çoğu zaman içsel bir bölünmeyi besler. Zihniniz, hangi yorumu alacağınıza dair bir sadakat çatışmasına girer. En zorlandığınız konuları iki terapistten de kaçırmak için alan açılmış olur: "Aman, bunu A terapistine anlattım, B'ye gerek yok" ya da tam tersi. Böylece terapi, bütünlüklü bir işleme süreci olmaktan çıkar; parçalara bölünmüş, derinleşemeyen bir sohbete dönüşür.
Aynı anda iki terapistle yürümek, direncinize hizmet eden bir düzenek haline de gelebilir. Terapide esas mesele, zor duyguları tek bir ilişki içinde taşımayı öğrenmektir. Oysa iki farklı koltuk, duygusal yoğunluğu bölüp seyreltir. Bir terapistinizle yaşadığınız gerilimi, diğerine anlatarak rahatlamak caziptir; ama bu, asıl meselenin çözülmeden kalmasına yol açar. O gerilimi, doğrudan onu yaşadığınız kişiyle konuşmak yerine, bir üçüncü kişiye taşımış olursunuz. Terapinin doğası ise tam tersini gerektirir: zor olanı, olduğu yerde, o ilişkinin içinde ele almak.
Yine de istisnalar vardır. Bireysel terapiniz sürerken, çift terapisi için ayrı bir profesyonele gitmek sık rastlanan ve sağlıklı bir uygulamadır. Burada hizmet alınan alanlar farklıdır ve bir karışıklık yaratmaz. Ama aynı kişisel mesele için iki farklı bireysel terapistle görüşmek, bir haritayı iki farklı pusulayla okumaya benzer: yönünüzü bulmak yerine, iyice kaybolursunuz.
Eğer ikinci bir terapist gerçekten gerekliyse, etik ve ilişkisel olarak doğru olan şudur: şimdiki sürecinizi uygun bir şekilde sonlandırın, ardından yenisine başlayın. Bu, hem size hem de terapistinize verilen bir değerdir. Terapide "bitirebilmek", özellikle de zor bir süreci bitirebilmek, kendi başına iyileştirici bir deneyimdir. Kaçarak değil, yüzleşerek ve el sıkışarak ayrılmak, size ilişkilerle ilgili yeni bir şablon sunar.
Terapistinize "Başka Birine de Gitmek İstiyorum" Demek
Bunu söylemek, pek çok danışan için terapi hayatlarının en zor anlarından biridir. Terapistinizin kırılacağından, sizi yargılayacağından ya da "Madem öyle, artık gelme" diyeceğinden korkarsınız. Bu korkular çok anlaşılırdır. İyi bir terapist, danışanının kendi ihtiyaçlarını sahiplenmesini, terapi sürecinin olgun bir parçası olarak görür.
Burada kilit nokta, konuyu nasıl açtığınızdır. "Artık bana yardım edemiyorsunuz" demekle, "Kendimle ilgili bazı şeyleri farklı bir pencereden de bakmaya ihtiyaç duyuyorum" demek arasında dağlar kadar fark vardır. İlkinde bir suçlama ve kapatma havası vardır; ikincisinde ise sorumluluk ve açıklık. Kendi cümlenizi şöyle kurabilirsiniz: "Burada değerli bir çalışma yaptık, ama son zamanlarda içimde tekrar eden bir ses, bazı konuları başka bir bakışla da ele almak istediğimi söylüyor. Benim için zor bir karardı ve bunu sizinle açıkça konuşmak istedim."
Böyle bir cümle, karşı tarafı manipüle etmez, sınırınızı kendi ihtiyacınız üzerinden tanımlar. Terapistinizin bu karardaki rolünü değil, sizin kendi sürecinizi sahiplenir. Terapistiniz de bu söylediklerinizi duyduğunda, muhtemelen size bu ihtiyacı daha iyi anlamanız için sorular soracaktır. Belki de bu konuşma, aslında ikinci bir terapiste gitmeden mevcut süreçte çözülebilecek bir şeyi gün yüzüne çıkaracaktır. Ya da tam tersi, size bu geçişte nasıl destek olabileceğini konuşacaktır.
Siz bir hizmet alıyorsunuz. Bu hizmetin işe yaraması birinci önceliğinizdir. Terapistinizin duygularıyla baş etme sorumluluğu size ait olamaz; bunu onun kendi süpervizyonunda veya kendi terapisinde çalışması beklenir. Kendi iyileşme yolculuğunuzda, ihtiyaç duyduğunuz değişikliği yapma hakkı tamamen size aittir.
Kendi Sürecinizin Rotasını Ele Almak
Bütün bu sorgulamanın vardığı yer, esasen şu: kendi iyileşme sürecinizin sorumluluğunu ne kadar üstleniyorsunuz? İkinci bir terapist aramak, bu sorumluluğu üstlenmenin bir yoludur, ama sorumluluğu üstlenmek, bazen de kalmak ve o zor konuşmayı yapmaktır. Hangisinin doğru olduğu, sadece sizin iç sesinizin derinliklerinde saklıdır.
O iç sesi duymak için sakin bir anınızda, kendinize şu soruyu sorun: "Eğer şu anki terapistime veda etsem, içimde en çok ne rahatlayacak? Ve en çok ne eksik kalacak?" Rahatlama, bir yükten kurtulma hissiyse, bu ikinci arayışın gerçek bir ihtiyaç olduğuna işaret eder. Ama eksiklik, pişmanlık ya da yarım kalmışlık hissi ağır basıyorsa, belki de işiniz bitmemiştir.
Terapi, bazen hiç beklemediğimiz anlarda, hiç beklemediğimiz kadar derine iner. O derinlikte, çocukken terk edilme korkunuzla, güvenmeye dair şüphelerinizle ya da yetersizlik duygunuzla burun buruna gelirsiniz. Tam da o an, "Ben gidiyorum buradan" demek en kolayıdır. Ama işte o an, kalmak, "Burada ne oluyor, ben şu an ne hissediyorum?" diyebilmek, iyileşmenin ta kendisidir. Terapistinizin görevi, o kapı eşiğinde yanınızda durmaktır. Siz kaçmak istediğinizi söylediğinizde size kızacak değil, o eşikte ne olduğunu anlamanıza yardım edecek biridir.
Elbette, her terapist bu eşikte duramaz. Bazıları sizinle birlikte geri çekilir, bazıları üstünüze gelir. Sizin ihtiyacınız ise, tam o noktada, size hem alan tanıyacak hem de yalnız bırakmayacak birini bulmaktır. Eğer şimdiki terapistiniz buysa, ikinci arayışınızı onunla konuşmak neden mantıklı olduğunu şimdi daha iyi görebilirsiniz. Ama değilse, bu arayış, kendinize yaptığınız en büyük iyiliklerden biri olabilir. Zor bir terapi sürecinde, kendi ihtiyaçlarınızı net bir şekilde görüp harekete geçmek, terapinin size kazandırmasını umduğunuz becerinin ta kendisidir.
İkinci terapist aramak fikri, zihninizin bir köşesinde sizi rahatsız ettiği sürece, onu orada tutmak yerine bir süreliğine de olsa masaya yatırın. Onunla ne yapacağınıza, tüm bu olasılıkları tarttıktan sonra karar verin. Ve kararınız ne olursa olsun, kendinize dürüst olun. Çünkü iyileşmek, nihayetinde, hangi odada olduğunuzdan çok, o odada kendiniz olup olamadığınızla ilgilidir.
Sık sorulan sorular
Terapistimle ilerleyemediğimi nasıl anlarım?
Haftalar aynı konularla geçiyor, seanslar sizi rahatlatmıyor veya yeni bir içgörü getirmiyorsa, terapide bir tıkanıklık olabilir. Daha önemlisi, bu durumu terapistinizle konuşma cesaretiniz yoksa veya konuştuğunuzda bir değişim olmuyorsa, bu önemli bir sinyaldir.
İkinci bir terapist aramak şimdiki terapistime ihanet midir?
Hayır, kendi ruh sağlığınızı önceliklendirmek ihanet değildir. Önemli olan bu arayışın altında ne olduğunu anlamak: mevcut süreçten kaçış mı, yoksa farklı bir bakış açısına duyulan gerçek bir ihtiyaç mı? Bu ayrımı yapmak size düşer.
İki farklı terapistle aynı anda görüşmek doğru mudur?
Etik açıdan mümkün olsa da, iki farklı terapötik ilişkiyi aynı anda sürdürmek kafa karıştırıcı olabilir. Farklı yönelimler ve yorumlar arasında bölünme, sadakat çatışması veya direncin pekişmesi gibi riskler taşır. Genellikle bir süreci tamamlayıp diğerine geçmek daha sağlıklıdır.
Terapistime başka bir terapistten de destek almak istediğimi nasıl söylerim?
Açıklıkla ve kendi deneyiminizi ifade ederek. 'Bazı konularda farklı bir bakış açısına ihtiyaç duyuyorum, sizinle konuşurken bunu da şeffaflıkla yürütmek isterim' gibi bir cümle, suçlama olmadan sınır koymanızı sağlar. İyi bir terapist, danışanının bu ihtiyacını anlayışla karşılar.
Kaynakça
- Drozdz, S. J., Goel, A., McGarr, M. W., Katz, J., Ritvo, P., Mattina, G. F., Bhat, V., Diep, C., & Ladha, K. S. (2022). Ketamine Assisted Psychotherapy: A Systematic Narrative Review of the Literature. *Journal of Pain Research*, *15*, 1691–1706. https://doi.org/10.2147/JPR.S360733
- Mithoefer, M. C. (2015). *A manual for MDMA-assisted psychotherapy in the treatment of posttraumatic stress disorder* (Version 7). Multidisciplinary Association for Psychedelic Studies (MAPS). https://maps.org
Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.
Yorumlar (0)
İsimler gizlilik için kısaltılırYorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.
İlk yorumu siz yazın.
Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.