Bölme Savunma Mekanizması: Belirtileri ve Başa Çıkma
Bölme savunma mekanizması nedir? İlişkilerde idealize etme ve değersizleştirme döngüsünü anlayın, fark edin ve başa çıkmak için somut adımlar öğrenin.
Yetişkin bağlanma stilleriyle ilgili bir çalışmada, güvenli bağlanan kişilerde ilkel savunma puanlarının daha düşük olduğu görülmüştür [3]. Bu bulgu, ilişkide tamamen iyi tamamen kötü görmenin kişisel bir yetersizlikten çok güven ve duygu düzenleme ile ilişkili olduğunu düşündürür. Yazı, bu dalgalanmanın izini sürüp gri alanı yeniden görmenin yollarını ele alır.
Bölme savunma mekanizması yoğun duyguda başlıyor
Bölme savunma mekanizması bir kişiyi, durumu ya da kendini bütün olarak görmek yerine tamamen iyi ve tamamen kötü diye ikiye ayırma eğilimidir. Bu eğilimde ara tonlar kaybolur. Kişi ya göklere çıkarılır ya da gözden düşer. Kendilik algısı da aynı sert salınımı yaşar.
Psikodinamik literatürde bölme, ilkel savunma mekanizmaları arasında sınıflandırılır [1]. İlkel sözü burada kaba anlamına gelmez. Erken döneme ait olduğuna işaret eder. Zihin bunaldığında eski yola döner.
Bölme terk edilme korkusu, hayal kırıklığı, öfke ve utanç gibi yoğun duygulanım anlarında devreye girer. Duygu yükselir. Düşünme alanı daralır. Karmaşa tek renge iner. Bu mekanizma gelişimsel olarak eski bir zihinsel katmandan gelir ve çoğu zaman farkında olmadan işler.
Yoğun ve sürekli olduğunda, kişinin kimlik dağınıklığı ve duygu düzenleme güçlüğüyle birlikte seyrettiğinde ise borderline kişilik örgütlenmesinin merkezi bir savunması olarak tanımlanır [2]. Bu cümle bir etiket değildir. Bir bağlamı anlatır. Süreklilik ve şiddet belirleyicidir.
Günlük hayatta bu tablo daha yumuşak yaşanır. Sabah çok sevdiğiniz biri akşam tahammül edilmez görünür. Sabahki his kaybolur. Akşamki his her şeyi kaplar. Ertesi gün tablo yeniden değişir. Bu değişim sizi şaşırtır. Kendinize kızarsınız. Oysa zihin o an yükü azaltır. İyi ve kötüyü ayırır. Böylece karar vermesi kolaylaşır. Bedeli ise bütünlüğün kaybolmasıdır.
Sorumluluk sınırı bulanıklaşır. Karşı tarafın davranışı ile sizin yorumunuz iç içe geçer. Duygu gerçeğin yerini alır. O an haklı görünür. Sakinleşince abartı fark edilir. Bu fark utanç getirir. Utanç yeni bir bölmeyi tetikler. Döngü böyle sürer.
Burada karakter kusuru aramak işe yaramaz. Savunma eski bir alışkanlıktır. Tetikleyici ise yoğun duygudur. Duygu yatışınca gri alan geri gelir. Bu yüzden ilk adım sakinleşmeyi beklemektir. İkinci adım ise dalgalanmayı izlemektir. Ne zaman keskinleştiniz. Hangi duygu yükseldi. Hangi ihtiyaç karşılanmadı. Bu izleme suçlama içermez. Merak içerir.
İdealizasyon ve değersizleştirme döngüsü
İdealizasyon ve değersizleştirme döngüsü aynı madalyonun iki yüzüdür ve geçişin hızı bölmenin ayırt edici yanıdır. Önce kusursuz bir beklenti kurulur. Sonra küçük bir pürüz bütün resmi bozar. Arada durak yoktur.
Güvende ve sevilebilir hissetmek için karşısındakinin kusursuz olması şart koşulmaya başlanınca yakın ilişkilerdeki pürüzler ilişkinin tümüne dair tehlike sinyali gibi algılanır. Geç kalma ilgisizlik olur. Unutkanlık sevgisizlik sayılır. Kısa bir sessizlik uzaklaşma gibi okunur. Zihin pürüzden bütüne sıçrar.
Bir film analizinde de benzer bir örüntü çözümlenmiştir: karakterlerin tümüyle iyi ve tümüyle kötü yönleri aynı kişide bölünerek var olur; gri alan silinir [5]. Hikayede bu keskinlik etkileyicidir. Gerçek ilişkide yorucudur. Çünkü insan ne melek olur ne canavar kalır.
Bu döngüde ilişkisel unutkanlık yaşanır, idealizasyonda kırgınlıklar hatırlanmazken değersizleştirmede iyi anılar silinir. Dün güldüğünüz an kaybolur. Geçen hafta aldığınız destek buharlaşır. Aklınızda tek sahne kalır. O sahne son kırgınlıktır. Hafıza duygunun rengine bürünür.
Varsayalım ki yakın bir arkadaşınız buluşmayı iptal etti. O ana kadar her şey iyiydi. İptal mesajı gelince kan beyninize sıçrar. Bütün güzel anılar silinir. Kişi vefasız görünür. Bir saat sonra özür ve yeni bir tarih gelir. Tablo yeniden parlar. Bu hız sizi yorar. Karşınızdakini de yorar.
Benzer salınım yeni ilişkilerde sık görülür. Önce kusursuz bir partner vardır. Her söz anlamlıdır. Her davranış özenlidir. Sonra küçük bir gecikme olur. Büyü bozulur. Aynı kişi umursamaz bulunur. Bu değişimde olgular az değişir. Yorum çok değişir.
Sakin bir zamanda kendinize sormanız yardımcı olur. Bu kişiyi şu an tamamen kötü görmek dün nasıldı. Geçen hafta nasıldı. Şu anki duygunun gölgelediği başka bilgileri hatırlamaya çalışmak gri alanı geri çağırır. Bu soru geçmişi aklamaz. Bugünkü kırgınlığı yok saymaz. Sadece resmi genişletir. Tek sahne yerine albüme bakarsınız. Duygu hala canlıdır. Ama tek kanıt olmaktan çıkar.
İlişkide tamamen iyi tamamen kötü görmek nesne sürekliliğini siler
Nesne sürekliliği sevilen biri gözden kaybolsa da bağın içsel temsil olarak sürmesidir ve bölme yoğunken kişi o anki davranışına eşitlenir. O yoksa bağ da yok gibidir. O üzdüyse sevgi de yok gibidir. Davranış ile kişi bir olur.
Bebeklikte iyi ve kötü deneyimler birleştirilemez, bakım verenin tutarlılığı sayesinde aynı kişinin hem doyuran hem bekletebilen bir bütün olduğu öğrenilir. Bebek aç kalır ve ağlar. Bakım veren gelir ve doyurur. Bazen gecikir. Bebek bekler. Tutarlı bakımda bu bekleme katlanılır olur. İyi ve kötü aynı kişide toplanır.
Oysa yetişkin ilişkileri, aynı kişinin içinde birçok çelişkili özelliği bir arada taşıyabilmesini gerektirir [4]. Biri cömert olur. Aynı kişi dalgın davranır. Biri sadık kalır. Aynı kişi yorgunken kırıcı konuşur. Olgun sevgi bu çelişkileri taşır. Tek özelliğe indirgemez.
Bu öğrenme, ayrılma-bireyleşme dönemindeki güvenli zemin üzerinde gelişir [4]. Çocuk uzaklaşır ve döner. Anne oradadır. Çocuk öfkelenir ve sakinleşir. Bağ sürer. Güvenli zemin keşfe izin verir. Keşif ayrılığı öğretir. Ayrılık bağı silmez.
Yetersiz ve öngörülemez bakım ortamlarında bütünleşme sekteye uğrar ve iyi nesneyi korumak için kötü deneyimi ayrı tutma stratejisi sürer. Kötü anı ayrı dosyaya konur. İyi anı korunur. Bu strateji çocukken işe yarar. Yetişkinlikte ilişkileri keskinleştirir. Kişi sevdiğini kaybetmemek için öfkeyi böler. Ya kendini suçlar ya karşısındakini siler.
Bu yüzden ayrılık anları kritik olur. Mesaj gecikir. Kaygı yükselir. Zihin en kötüsünü yazar. Bağ koptu sanılır. Oysa bağ içsel bir temsildir. Görünmez olunca bitmez. Bu bilgi kaygıyı sıfırlamaz. Ama paniğe sınır çizer.
Kişinin zıt yanlarını aynı bütünde düşünmeyi denemek burada işe yarar. Onun cömertliği de gerçektir. Dalgınlığı da gerçektir. Biri diğerini silmez. Bu deneme bir cümleyle başlar. O hem destek olur hem yorar. Hem güvenirim hem kızarım. Bu cümle ilk başta yabancı gelir. Tekrarlandıkça zihinde yer açar. Gri tonları görememek yavaş yavaş çözülür.
İş ilişkilerinde de aynı örüntü görülür. Aylardır yardımcı olan biri bir toplantıda isminizi geçirmez. Emekler silinir. Kişi bencil görünür. Oysa unutkanlık ile bencillik aynı şey değildir. Yorgunluk ile değersizleştirme aynı şey değildir. Bütünü hatırlamak emeği korur. Sınırı da korur. Kırgınlığı konuşmaya alan açar.
Gri tonları görememek bazen aynadaki yansımadır
Başkasını bölerken çoğu zaman kendi içsel resmin bir parçası yansıtılır, değersizleştirilen şey kişinin hissettirdiği hayal kırıklığı ya da uyandırdığı savunma olabilir. Karşınızdaki size yetersizliğinizi hatırlatır. Siz öfkeyi ona yüklersiniz. O size utancınızı aynalar. Siz soğursunuz. Ayna ile yüz karışır.
Benlik algısında da aynı keskinlik yaşanır. İyi bir sunumdan sonra kendinizi tamamen yetkin hissedersiniz. Küçük bir hata sonrası hiçbir işi beceremediğinizi düşünürsünüz. İki hal arasında köprü yoktur. Başarı kimlik olur. Hata da kimlik olur. Oysa ikisi de geçici durumdur.
Bağlanma stilleriyle ilgili çalışmada, güvenli bağlanan kişilerde ilkel savunma puanları daha düşükken, kayıtsız bağlananlarda daha yüksek bulunmuştur [3]. Bu bulgu yakınlıkla savunma arasındaki ilişkiye işaret eder. Güven artınca keskinlik azalır. Uzaklık artınca duvar kalınlaşır. Bu bir yargı değildir. Bir ilişkisel örüntüdür.
Psikodinamik yönelimli bir çalışmada, terapide bölünmüş iyi ve kötü temsillerin bütünleştirilmesinin hedeflendiği anlatılır [4]. Hedef insanları griye zorlamak değildir. İyi ve kötünün aynı kişide var olabildiğini deneyimlemektir. Öfke sevgiyi bitirmez. Sevgi öfkeyi yasaklamaz. İki duygu yan yana durur.
Bu bütünleşme konuşarak gelişir. Sakinleştikten sonra öfkeyi ve iyi anıyı aynı cümlede ifade ederek gri alanı hatırlatmak yardımcı olur. Ona kızdım ve geçen hafta bana destek oldu. Bu cümlede inkar yoktur. Abartı da yoktur. İki gerçek yan yanadır. Dil bütünleşmeye yol açar.
Bu cümleyi kurmak ilk başta sahte hissettirir. Duygu tek renkte ısrar eder. Zihin itiraz eder. Ama dil ısrar edince duygu yumuşar. Anı genişler. Kişi tek davranışa inmez. Siz de tek duyguya kilitlenmezsiniz. Bu pratik affetmek değildir. Görmeyi genişletmektir. Sorumluluğu dağıtmadan paylaşmaktır. Kendinizi de karşınızdakini de insan olarak tutmaktır.
Sakin zamanlarda gri alanı hatırlayabilirsiniz
Uçlar arasındaki geçişi yavaşlatmak için şimdi değil sonra demeyi öğrenmek işe yarar. Öfke yükselince karar vermeyin. Mesaj yazmayın. Ayrılık konuşmayın. İstifa etmeyin. Zaman isteyin. Duygu dalgası iner. Zihin berraklaşır. Konu kaybolmaz. Sadece sırası değişir.
Akut öfke anında analiz etmemek, sakin bir yere geçmek ve duygular yatışana kadar önemli karar vermeyi ertelemek gerekir. Odadan çıkın. Yürüyün. Su için. Nefesinizi yavaşlatın. Akut öfke anında kimseye zarar vermemek ve kendinize zarar vermemek esastır. Öfke suçluluk arar. Suçlu aramayın. Önce bedeni sakinleştirin. Sonra konuyu ele alın.
Sınır koymak gerektiğinde ben diliyle ara istemek yardımcı olur. Şu an çok öfkeliyim demek suçlama değildir. Sakinleşip konuşmak istiyorum demek kaçış değildir. Bana bir saat ver demek saygıdır. Bu dil karşınızdakini savunmaya itmez. Sizi de pişmanlığa sürüklemez. Sınır duvar olmaz. Kapı aralık kalır.
Savunma mekanizmaları üzerine yapılan bir başka çalışmada, terapistin istikrarlı savunma işlevselliği içinde terapi sürecindeki kişinin zamanla daha olgun savunmaları kullanmaya başladığı bulunmuştur [6]. Bu bulgu umut verir. Savunma değişir. İstikrarlı ilişki öğretir. Sakin ve tutarlı bir zemin yeni yollar açar. Bu değişim hızlı olmaz. Ama mümkündür.
İlişkiler sürekli yıpranmaya başladığında ve kendine zarar verme düşünceleri, sürekli boşluk hissi, terk edilme korkusuyla gelen öfke patlamaları ve gerçeklikten kopma hissi eşlik ettiğinde yalnızca bu önerilerle yetinmemek ve ruh sağlığı uzmanına başvurmak gerekir. Bir psikoloğa başvurmanız yerinde olur. Psikolog sizinle birlikte tetikleyicileri ve döngüleri haritalar. Duygu düzenleme için size uygun yöntemler üzerinde çalışır. Süreçte yalnız kalmamanız dalgalanmayı yumuşatır.
Sürekli değersizleştirilen bir ilişkide çift terapisi yerine önce bireysel destek almayı değerlendirmek, istismar dinamiğinde çift terapisinin her zaman uygun olmadığını bilmek önemlidir. Önce güvenlik gelir. Önce bireysel alan gerekir. Ortak zemin sonra düşünülür.
Bu yazı yalnızca günlük dalgalanmalara dair farkındalık sunar. Kalıcı bir değişim vaat etmez. Sürekli yıpranma ve boşluk ile öfke patlamalarında bir psikoloğa başvurmanız gerekir.
Sık sorulan sorular
Bölme savunma mekanizması nedir kısaca?
Kişinin kendisini ya da bir başkasını bir bütün olarak görmek yerine 'tamamen iyi' ve 'tamamen kötü' diye ikiye ayırmasıdır. Yoğun duygulanım anlarında zihnin karmaşayı azaltmak için başvurduğu eski bir korunma yoludur.
Bölme savunma mekanizması hangi durumlarda sık görülür?
Terk edilme korkusu, hayal kırıklığı, öfke ve utanç gibi duygular yoğunlaştığında. Gündelik hayatta herkeste görülebilir; sürekli ve ilişkileri bozacak düzeyde olduğunda kişilik örgütlenmesinin bir parçası olabilir.
Bölme ile başa çıkmak için ne yapılabilir?
Sakin bir anda, kişiyi tamamen kötü gördüğünüz anı fark edip 'Dün ne hissetmiştim?' diye sormak yardımcı olur. Akut öfke anında ise analiz etmek yerine güvende kalmak ve duygular yatışana kadar beklemek gerekir.
Bölme savunma mekanizması bir hastalık mıdır?
Hayır, tek başına bir hastalık değildir. Zihnin erken dönemde öğrendiği bir başa çıkma biçimidir. Yoğun kullanıldığında bazı kişilik örgütlenmelerinin önemli bir parçası olabilir ve profesyonel destek gerektirebilir.
Kaynakça
- Yıldırım, O. ve Kumcağız, H. (2022). Psikodinamik yaklaşıma göre insan davranışının incelenmesi. *Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi*, (40), 103-132. https://doi.org/10.14520/adyusbd.1052683
- Pulat, F. (2019). Aktarım Odaklı Psikoterapinin Borderline Patolojilere Bakışı. *Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi*, *2*(3), 117–130.
- West, A. E. (2018). *Yetişkin bağlanma stillerinin savunma mekanizmaları ve yaşam doyumuyla ilişkilerinin incelenmesi* [The relationship between adult attachment styles, defence mechanisms and life satisfaction] (Yüksek lisans tezi). Işık Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
- Gündoğan, H. (2016). Nesne ilişkileri kuramı çerçevesinden borderline (sınır) kişilik örgütlenmesine bakış: Vaka örneği ile psikoterapi sürecinin yorumlanması. *AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 3*(2), 1–16. ISSN: 2148-4376.
- Faraji, H. ve Yılmaz, M. (2023). Borderline kişilik bozukluğunun “masumiyet”i ve “kader”i: Bir film analizi. *Aydın İnsan ve Toplum Dergisi, 9*(1), 67–89. https://doi.org/10.17932/IAU.AIT.2015.012/ait_v09i1004
- Di Giuseppe, M., Aafjes-van Doorn, K., Békés, V., Gorman, B. S., Stukenberg, K., & Waldron, S. (2024). Therapists’ defense use impacts their patients’ defensive functioning: a systematic case study. *Research in Psychotherapy: Psychopathology, Process and Outcome, 27*(2), 797. https://doi.org/10.4081/ripppo.2024.797
Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.
Yorumlar (0)
İsimler gizlilik için kısaltılırYorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.
İlk yorumu siz yazın.
Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.