İçeriğe geç
Cinsellik & cinsel sağlık

Cinsellik: Konuşulamayan Duyguların Bedensel Aynası

Yatak odasındaki suskunluğun altında ne var? Duygusal farkındalık, yakınlık korkusu ve işlenmemiş hislerin cinsel yaşam üzerindeki etkilerine dair sıcak bir rehber.

Yazan: Mehmet Emin Zeybek9 dk okuma

O akşam da tartışmadınız. Sadece yemek boyunca birbirinize bakmadınız. Kimin bulaşıkları kaldıracağı meselesi havada asılı kaldı. Sonra yatak odasına geçtiniz. Işıklar kapandığında arada görünmez bir duvar olduğunu hissettiniz.

Oysa teknik olarak her şey yolundaydı: yorgun değildiniz, sağlıklıydınız, zamanınız vardı. Ama içinizden hiçbir şey gelmiyordu. Dokunmak istemiyordunuz. Ya da dokunulsa içinizin çekildiğini fark ediyordunuz.

Bu hissi kendinize bile tam olarak anlatamıyordunuz. Partnerinize nasıl anlatacaktınız ki?

Cinsellik konuşulamayan duyguların aynasıdır. Yatak odasındaki suskunluk, gün içinde söylenmemiş cümlelerin, ifade edilmemiş kırgınlıkların, hatta kendinize itiraf edemediğiniz ihtiyaçların devamı. Bedeniniz konuşur; ama siz onun ne dediğini her zaman anlayamazsınız. İki beden yan yana uzanırken, iki iç dünya arasında kilometrelerce mesafe açılabilir. Fark edersiniz bu mesafeyi. Nasıl kapandığını bilemezsiniz. Çünkü daha onu tarif edecek sözcükleriniz bile yok.

Psikolojide bu kopukluğa verilen isimlerden biri aleksitimi. En yalın haliyle, duyguları tanıma ve söze dökme güçlüğü. Aleksitimik bir kişi ne hissettiğini tam olarak bilemez; bilse de adlandıramaz; adlandırsa da ifade edemez. Ve bu suskunluk, en mahrem alan olan cinsellikte derin izler bırakır. Kişi kendi bedeninde olup biteni anlamlandıramadığında, partnerinin bedeniyle buluşması da zorlaşır. Büyüyen, bağ yerine aradaki boşluk olur.

Duygularınızı Tanıyamadığınızda Yatak Odasında Ne Olur?

Kronik fiziksel rahatsızlığı olan bireylerle yapılan bir araştırma net: aleksitimi düzeyi yükseldikçe cinsel istek, uyarılma ve doyum belirgin biçimde azalıyor [1]. Katılımcıların yüzde 80'inden fazlası cinsel istekte düşüş bildirmiş. Bedensel bir sorunun yanı sıra, anksiyete ve depresyon belirtileriyle birlikte yükselen aleksitimi de cinsel işlevselliği doğrudan etkiliyor.

Nedeni basit: Bedensel uyarılma, zihinsel bir yatırım ister. O anda orada, o ana ait olmanız gerek. Duygularınızla bağınız koptuğunda ise zihniniz ya geçmişteki bir kırgınlığa takılır kalır ya da performans kaygısıyla geleceğe sıçrar. Şimdiki anda kalamazsınız.

Peki bu nasıl bir deneyim? Diyelim ki partneriniz size dokundu. Normalde hoşunuza gidecek bir dokunuş. Ama o gün iş yerinde yaşadığınız bir gerilim içinizde düğümlenmiş. Adını koyamadığınız bir sıkıntı. Dokunuşla birlikte içinizde bir şey kasılıyor, geri çekiliyor. Bu tepkiyi anlamlandıramıyorsunuz. Partneriniz de anlamıyor. O sadece geri çekildiğinizi görüyor. Siz ise neden geri çekildiğinizi bilmiyorsunuz. Karşılıklı bir anlaşılmazlık bu. Zamanla iki tarafı da yoran bir mesafeye dönüşüyor.

Bu kopukluk sadece isteksizlik olarak yaşanmaz. Bazen dokunma anında bir geri çekilme, bazen ilişki sırasında ansızın gelen bir yabancılaşma hissi. Sanki bedeniniz orada, ama siz yoksunuz. Bu anları kendinize açıklamakta zorlanırsınız. Çünkü açıklamak için önce hissetmek, hissetmek için de duyguya bir ad koyabilmek gerek. Adı konmayan duygu sis gibidir. Her yere yayılır, hiçbir yerde tutunamaz.

Konuşulamayanların Bedendeki Dili

Cinsellik bir dil. Sözcükler olmadan konuşur. Bazen bir geri çekilme, "bana kızgınım ve bunu söyleyemiyorum" demenin tek yolu. Bazen bir isteksizlik, "kendimi sana yakın hissetmiyorum" cümlesinin bedensel karşılığı. Bedeniniz, zihninizin sustuğu yerde devreye girer. Ama işin ironisi şu: Bedeninizin konuştuğu bu dili, siz de her zaman anlamazsınız.

Aleksitimi düzeyi yüksek bireylerde duygu düzenleme mekanizması da zayıflar [1]. Günlük hayatın stresi, kaygısı, hayal kırıklıkları işlenemediği için birikir. Ve bu birikim, cinsel isteğin üzerine bir örtü gibi serilir. Bedeninizin rahatlaması, arzu duyması için zihninizin de rahatlaması gerek.

Oysa işlenmemiş duygular, zihni sürekli meşgul eden bir arka plan gürültüsü yaratır. Yan odada hiç susmayan bir radyo gibi. Sesi kısamazsınız, kapatamazsınız. Ne çaldığını da tam olarak seçemezsiniz zaten. Sadece orada olduğunu bilirsiniz. Ve bu gürültü, kendinizi partnerinize bırakmanızı, onunla gerçekten orada olmanızı engeller.

Şunu fark etmek önemli: Cinsellikteki sorunun kökeni çoğu zaman cinselliğin kendisinden başka bir yerde. Başka bir alanda yaşanan duygusal bir tıkanıklık, kendine ifade alanı olarak yatak odasını seçer. Çünkü orası, tüm savunmaların indiği, en savunmasız olunan yer. O savunmasızlık anında, bastırılmış olan her şey su yüzüne çıkmak için fırsat kollar.

Bedeniniz bu dili konuşurken, siz onu susturmaya çalışabilirsiniz. Ama bastırılan her duygu, başka bir kılıkla geri döner: bir baş ağrısı, bir uykusuzluk, bir anda gelen bir öfke patlaması. Cinsellikteki isteksizlik de bu geri dönüşlerden biri. Sizi durup bakmaya, altta yatanı görmeye davet eder. Bu daveti reddetmek kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Uzun vadede ise belirtileri çoğaltır.

Yakınlık Korkusu ve Kaçış Döngüsü

Bazen mesele yalnızca duyguları tanımakta zorlanmak değil. Tanısanız da yakınlığın kendisi korkutucu olabilir. Yakınlık korkusu, aleksitimi ile düşük benlik farklılaşması arasındaki ilişkide önemli bir köprü [3].

Benlik farklılaşması düşük olduğunda, kişi başkalarının duygularını kendi duygularıymış gibi yaşar. Partnerinizin keyifsizliği sizin de keyfinizi kaçırır; onun hayal kırıklığı sizi de çökertir. Bu iç içe geçme hali, cinselliği de karmaşık bir alana dönüştürür. Çünkü cinsellik en mahrem yakınlık biçimi. Ve sınırların bulanık olduğu yerde bu mahremiyet, tehdit edici bir hal alabilir. Kendinizi kaybetme korkusuyla, hiç yaklaşmamayı seçersiniz.

Döngü şöyle işler: Duygularınızı tanıyamadığınız için yakınlıktan korkarsınız. Yakınlıktan korktuğunuz için cinsellikten uzaklaşırsınız. Uzaklaştıkça, eşinizle aranızdaki duygusal mesafe büyür. Bu büyüyen mesafe, daha fazla konuşulamayan duygu demek. Ve döngü kendini besler.

Döngünün en karmaşık yanı, içindeyken fark edilmesinin çok zor olması. Uzaklaşmayı siz başlatmış olabilirsiniz, ama bir süre sonra partneriniz de uzaklaşır. Onun uzaklaştığını gördükçe, "zaten beni istemiyordu" inancı pekişir. Oysa onun uzaklaşması, sizin başlattığınız mesafeye verdiği bir tepki. Bu karşılıklı tepkiler zinciri, her iki tarafın da kendini mağdur hissettiği bir kısır döngü yaratır.

Bu döngünün içinde sıkıştığınızı nasıl anlarsınız? En belirgin işaret, cinsellikten kaçındığınız halde bunun nedenini tam olarak açıklayamamanız. "Sadece istemiyorum" dersiniz. "Yorgunum." "Başım ağrıyor." Bunlar doğru, ama hikayenin yalnızca bir parçası. Hikayenin geri kalanı, içinizde sözcüklere dökülmeyi bekleyen duygularda saklı.

Zihninizdeki Senaryolar Cinsel Deneyiminizi Nasıl Etkiliyor?

Cinsellik yalnızca iki beden arasında olup biten bir şey değil. Aynı zamanda iki zihnin içinde dönen senaryoların kesiştiği bir sahne. İranlı ve Yeni Zelandalı kadınlarla yapılan bir çalışma, cinsel doyumsuzluğun en güçlü yordayıcılarından birinin "erotik düşünce eksikliği" olduğunu gösteriyor [2]. Kişinin kendi arzusuyla zihinsel bağının kopması yani. Ne arzu edeceğini bilmiyor aslında.

Buna eşlik eden başka düşünceler de var: "Başarısız olacağım," "yeterli değilim," "bedenim çekici değil." Otomatik düşünceler bunlar. Çoğu zaman farkında bile olmazsınız. Ama cinsel deneyiminizi doğrudan etkilerler. Çünkü zihin bu senaryolarla meşgulken bedenin arzuya, hazza alan açması mümkün olmaz. Bedeniniz partnerinizle birlikte; zihniniz başka bir yerde. Kendinizi yargıladığınız, başkalarıyla kıyasladığınız, başarısızlık senaryoları yazdığınız bir mahkeme salonunda.

Kültürel inançlar da bu senaryoları şekillendirir. "Cinsellik ayıptır," "kadın pasif olmalı," "arzu kendiliğinden gelmeli"... Bu kalıplar, içinizde bir sansür mekanizması oluşturur [2]. Arzunuzu daha doğmadan boğabilir. Daha da önemlisi, bu inançlar çoğu zaman siz farkında olmadan çalışır. Bir şeyin "ayıp" olduğuna inanıyorsanız, o şeyi arzulamak bile suçluluk yaratır. Suçluluk ise arzunun panzehiri.

Mesela "cinsellik kendiliğinden olmalı" inancı. Pek çok çiftin tuzağa düştüğü bir nokta. Uzun süreli ilişkide arzu her zaman kendiliğinden gelmez. Bazen bilinçli bir yatırım gerek: bir dokunuş, bir bakış, gün içinde atılan bir mesaj. Ama "kendiliğinden olmalı" inancı, bu tür gündelik yatırımları "doğal değil" diye etiketler. Sonuç? Kimse ilk adımı atmaz, arzu yatırımsız kalır, cinsellik giderek seyrekleşir.

Aynı araştırma, cinsellik sırasında hissedilen korkunun da cinsel doyumsuzlukta ortak ve güçlü bir yordayıcı olduğunu ortaya koyuyor [2]. Bazen başarısızlık korkusu, bazen reddedilme korkusu, bazen de kontrolü kaybetme korkusu. Kökeni ne olursa olsun, korku anında beden kendini kapatır. Kaslar gerilir, nefes yüzeyselleşir, zihin tetikte kalır. Oysa cinsel deneyimin içine girebilmek için bedenin gevşemesi, nefesin derinleşmesi, zihnin teslim olması gerek. Korku ve arzu aynı anda aynı bedende barınamaz.

Kendi Duygularınızla Barışmaya Nereden Başlamalısınız?

İlk adım şu: yatak odasında olup biteni yatak odasının dışına taşıyın. Cinsel isteksizliğiniz ya da doyumsuzluğunuz, "cinsel bir sorun"dan daha fazlası olabilir. İçinizde bir yerde birikmiş duyguların tercümesi bu. Bedeninizin size söylemeye çalıştığı, ama sizin henüz çeviremediğiniz bir şey.

Bunu anlamak için cinsellik anına değil, gündelik hayatın içindeki duygu anlarına bakın. Gün içinde ne zaman içiniz daralıyor? Hangi konuşmadan sonra kendinizi tükenmiş hissediyorsunuz? Hangi küçük olay, beklenmedik bir öfke ya da üzüntü dalgası yaratıyor? Bu ipuçları, cinsellikteki tıkanıklığın haritasını çıkarır. Yatak odasında susan duygular, günün başka bir saatinde mutlaka konuşur çünkü.

Kendinize sorun: Son zamanlarda kendimi nasıl hissediyorum? Bu duyguyu nerede, ne zaman fark ediyorum? Bedenimin neresinde? Bu duyguya bir isim versem ne derdim? Yorgunluk mu, kırgınlık mı, öfke mi, hayal kırıklığı mı? Yoksa hepsi birden mi?

Cevapları hemen bulamayabilirsiniz. Normal. Önemli olan sormaya başlamak. Aleksitiminin panzehiri merak. Kendi iç dünyanıza yönelttiğiniz yargısız bir merak. Merak ettiğiniz şeyi değiştirmeye çalışmazsınız, sadece anlamak istersiniz. Kendinize açtığınız en şefkatli alan bu tutum.

Cevap bulduğunuzda da hemen partnerinizle paylaşmak zorunda değilsiniz. Önce kendiniz duyun, anlayın, sindirin. Duygunun sizde yarattığı etkiyle bir süre kalın. Değiştirmeye çalışmadan, suçlamadan, sadece fark ederek.

Bazı insanlar için duyguları bedende fark etmek, zihinde adlandırmaktan daha kolay. Göğsünüzde bir ağırlık mı var? Midenizde bir kasılma mı? Omuzlarınızda bir gerginlik mi? Bu bedensel işaretler, duygunun ilk habercileri. Onlara kulak vermeyi öğrenin. Bedeniniz yalan söylemez. Sadece tercümanını bekler.

Partnerinizle Konuşmanın İlk Adımı

Duygularınızı biraz olsun tanımaya başladığınızda, sıra onları partnerinize aktarmaya gelir. Ürkütücü bir konuşma bu, çoğu insan için. Cinsellik hakkında konuşmak pek çoğumuza öğretilmemiş. Hele ki konu cinsel bir zorluk olduğunda, "acaba beni eksik mi bulacak," "ya reddederse" gibi korkular devreye girer.

Oysa gerçek yakınlık, zor konuları konuşabilmekle başlar. Burada önemli olan cinsel performanstan çok, duygusal deneyimi paylaşmak. Partneriniz sizin ne kadar arzuladığınızdan çok, ne hissettiğinizi duymaya ihtiyaç duyar. "Seni yeterince arzulamıyorum" ile "son zamanlarda kendimi duygusal olarak uzak hissediyorum" arasında büyük fark var. İlki bir eksiklik itirafıdır ve karşı tarafı savunmaya iter. İkincisi bir iç gözlemdir ve diyaloğa davet eder.

Partnerinize şöyle diyebilirsiniz: "Son zamanlarda kendimi pek iyi hissetmiyorum ve bunun bizi nasıl etkilediğini fark ediyorum. Seninle bu konuyu konuşmak isterim." Suçlama içermeyen bir cümle. Sadece bir gözlem ve niyet. Konuşmayı başlatır, sonucunu kontrol etmeye çalışmaz.

Bir başka örnek: "Bazen içimde ne olduğunu tam olarak anlayamıyorum, bu yüzden sana da anlatmakta zorlanıyorum. Ama birlikte bir yol bulabileceğimize inanıyorum." Durumu sahiplenen ve karşı tarafa alan açan bir ifade. "Ben bilmiyorum, sen de bilmiyorsun, ama belki birlikte anlayabiliriz" demenin bir yolu.

Daha somut bir ihtiyaç söz konusuysa: "Bana dokunmanı istiyorum, ama bazen dokunulduğunda içimde bir şey geri çekiliyor. Bunu seni reddetmek için yapmıyorum. Sadece şu an kendimle ilgili çözemediğim bir şey var." Davranışınızı açıklar ve partnerinize "seninle ilgili değil, benimle ilgili" mesajı verir.

Bu konuşmaları yatak odasında değil, nötr bir zamanda ve yerde yapın. Yürüyüşte, sakinken, ikinizin de dinlemeye hazır olduğu bir an. Amaç çözüm bulmaktan önce, anlaşılmak ve anlamak. Çözüm odaklı konuşmalar, duygular tam olarak anlaşılmadan yapıldığında yüzeysel kalır.

Konuşma beklendiği gibi gitmezse ne olur? Partneriniz savunmaya geçebilir, konuyu kapatabilir, ya da sizi anlamakta zorlanabilir. Bu da ihtimallerden biri. Böyle bir anda kendinize şu sınırı hatırlatın: "Ben sadece kendi deneyimimi paylaşıyorum. Onun tepkisini kontrol edemem, ama kendi duygumu ifade etme sorumluluğumu yerine getirdim."

Bu konuşmaların ilkinde her şey çözülmez. Zaten çözülmesi de gerekmez. Önemli olan sessizliğin kırılması. Konuşulamayan duygular sözcüklere döküldüğünde, yatak odasındaki suskunluk da yavaş yavaş çözülmeye başlar. Zaman alır bu süreç. Bazen aylar sürer. Ama her küçük adım, o görünmez duvarı biraz daha inceltir.


Cinsellik konuşulamayan duyguların aynasıdır. Bu aynaya bakmak ilk başta rahatsız edici olabilir. Orada kendi kırgınlıklarınızı, korkularınızı, öfkelerinizi görürsünüz. Ama aynı zamanda ihtiyaçlarınızı, arzularınızı, umutlarınızı da görebilirsiniz. Mesele aynayı kırmak değil, ona bakmayı öğrenmek. Bakmaya cesaret ettiğinizde, orada sadece kendinizi değil, partnerinize uzanacak yolu da bulursunuz.

Sık sorulan sorular

Aleksitimi nedir ve cinsel yaşamı nasıl etkiler?

Aleksitimi, kişinin kendi duygularını tanıma, ayırt etme ve sözcüklere dökme becerisindeki zorluktur. Bu durum, iç dünyayla bağın zayıflamasına yol açar ve cinsellik sırasında kişinin bedeniyle zihni arasında bir kopukluk yaratabilir. İşlenmemiş duyguların biriktirdiği stres, arzu ve uyarılma üzerinde baskılayıcı bir rol oynar.

Cinsel isteksizlik her zaman psikolojik midir?

Her durumda geçerli olmasa da cinsel isteksizliğin altında çoğu zaman ifade edilmemiş duygular yatar. Kırgınlık, öfke ya da hayal kırıklığı gibi hisler söze dökülemediğinde bedensel bir geri çekilme olarak kendini gösterebilir. Yine de tıbbi faktörleri dışlamak için bir hekim değerlendirmesi önemlidir.

Partnerimle cinsel sorunlarımızı nasıl konuşabilirim?

Konuşmak için yatak odası dışında, ikinizin de sakin olduğu bir anı seçin. Suçlayıcı ifadelerden kaçınarak kendi deneyiminizi paylaşın. 'Son zamanlarda kendimle ilgili fark ettiğim bir şey var ve bunu seninle paylaşmak istiyorum' gibi basit bir giriş, savunma duvarını indirmeye yardımcı olur.

Cinsel doyumsuzlukta kültürel inançların rolü nedir?

Kültürel olarak aktarılan 'cinsellik ayıptır' ya da 'kadın pasif kalmalıdır' gibi kalıplar, kişinin arzusuyla arasına görünmez bir sansür koyar. Araştırmalar, bu tür işlevsiz inançların zihinde otomatik olumsuz düşünceleri tetiklediğini ve cinsel doyumu belirgin biçimde düşürdüğünü gösteriyor.

Kaynakça

  1. Dinçer, B., Yıldırım Ayaz, E., & Oğuz, A. (2021). Changes in sexual functions and alexithymia levels of patients with type 2 diabetes during the COVID-19 pandemic. *Sexuality and Disability*, *39*, 461–478. https://doi.org/10.1007/s11195-021-09693-0
  2. Abdolmanafi, A., Nobre, P., Winter, S., Tilley, P. J. M., & Ghorban Jahromi, R. (2018). Culture and sexuality: Cognitive–emotional determinants of sexual dissatisfaction among Iranian and New Zealand women. *Journal of Sexual Medicine*, *15*(5), 687–697. https://doi.org/10.1016/j.jsxm.2018.03.007
  3. Ścigała, D. K., Fabris, M. A., Badenes-Ribera, L., Zdankiewicz-Ścigała, E., & Longobardi, C. (2021). Alexithymia and self differentiation: The role of fear of intimacy and insecure adult attachment. *Contemporary Family Therapy*, *43*(2), 165–176. https://doi.org/10.1007/s10591-021-09567-9

Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp X

Yorumlar (0)

İsimler gizlilik için kısaltılır

Yorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.

İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.