İçeriğe geç
Ebeveynlik

Çocuğum Benden Ayrılamıyor: Ayrılık Kaygısı Rehberi

Çocuğunuz ayrılık anında kaygılanıyor mu? Bağlanma ihtiyacını, oyun terapisi ve EMDR yaklaşımlarını ve ebeveyn olarak neler yapabileceğinizi keşfedin.

Yazan: Yavuz Emre Yavuz10 dk okuma

Ayrılık kaygısı neden bağlanma sisteminin bir parçası sayılıyor?

Bağlanma ve güvenli üs kavramları, ayrılık kaygısı yaşadığınızda aklınıza gelen ilk soruya farklı bir yerden bakmanıza yardım edebilir. Acaba çocuğunuzda bir eksiklik mi var, yoksa içinizde zaten var olan bir sistem mi çalışıyor? Ayrılık kaygısı bir kusur değil, bağlanma sisteminin çalıştığının göstergesidir. Bebek hayatta kalmak için bakım verene muhtaçtır ve aradaki mesafenin açılması alarm tepkisi doğurur. Tehlike anında bağlanma figürüne yakın olma dürtüsü doğuştan gelir. Bu dürtü, bebeğin ağlamasında, sarılmasında, peşinizden gelmesinde kendini gösterir. Siz uzaklaştığınızda yükselen huzursuzluk, çoğu zaman sevginin ve ihtiyacın doğal dilidir.

Ona göre 7. aydan itibaren bebek, bakım veren kişiye yönelik belirgin bir tercih geliştiriyor ve o kişiden ayrıldığında huzursuzluk duyuyor [6]. Aylar ilerledikçe bu tercih belirginleşiyor (çevredeki yüzler çoğaldıkça bile) ve yabancı bir ortamda bakım verenin yokluğu daha keskin hissediliyor. Mary Ainsworth'ün meşhur "Yabancı Durum Testi"nde güvenli bağlanan çocuklar şöyle: Anneyi bir "güvenli üs" olarak kullanıyor, onun yanındayken çevreyi keşfe çıkıyor, ayrılıkta doğal düzeyde kaygılanıp yeniden birleşmede hızla sakinleşebiliyorlar [6]. Güvenli bağlanan çocuk bakım vereni güvenli üs olarak kullanır, onun yanındayken çevreyi keşfeder ve ayrılıkta kaygılanıp birleşmede sakinleşir. Bu döngüde keşif sistemi de devrededir. Güvenli üs sağlandığında çocuğun çevreyi araştırmasını sağlayan gelişimsel eğilim güçlenir. Çocuk uzaklaşır, bakar, geri döner, sakinleşir ve yeniden uzaklaşır. Sizin varlığınız, mesafeyi mümkün kılan zemindir.

Kaygılı bağlanan çocuk bakım veren yanındayken keşiften kaçınır, ayrılıkta yoğun sıkıntı yaşar ve birleşmede hem yapışma hem öfke gösterir. Yanınızdayken bile gözü sizdedir (oyuncaklar orada dururken bile), ayrıldığınızda sakinleşmesi zorlaşır, döndüğünüzde ise hem sarılmak ister hem kızgınlık gösterir. Kaçınan bağlanma örüntüsünde tablo daha sessizdir. Çocuk ayrılıkta kayıtsız görünür ve bağlanma figürü yerine nesnelere yönelir. Bu kayıtsızlık, bağlanma ihtiyacının yokluğunu değil, bu ihtiyacı dile getirmenin beyhude olduğunu öğrendiğini gösterir [6]. İhtiyaç ortadan kalkmaz, ifade biçimi değişir. İçerideki alarm susmaz, dışarıdan duyulması zorlaşır.

Bebeklikteki güvensiz bağlanma örüntüleri sonraki yıllarda daha yüksek ayrılık kaygısıyla ilişkilidir. Aynı kişileri yıllarca izleyen çalışmalar var: bebeklikte kaygılı veya kaçınan bağlanan çocuklar 6 yaşına geldiklerinde, ayrılık kaygısı düzeyleri güvenli bağlananlardan anlamlı şekilde yüksek çıkıyor [6]. Bu bilgi sizi suçlamak için değil, döngüyü görmek için var. Erken dönemde üs ne kadar öngörülebilirse, sonraki ayrılıklar o kadar taşınabilir oluyor. Sizin tutarlılığınız, çocuğunuzun içindeki güvenlik duygusunu besliyor. Peki bu doğal kaygı ne zaman günlük hayatı zorlayan bir soruna dönüşüyor?

Kaygıda bedensel şikayetler neden okul saatlerinde ortaya çıkıyor?

Kaygıda bedensel şikayetler denildiğinde aklınıza sabahları başlayan karın ağrısı, mide bulantısı ya da baş ağrısı gelebilir. Doğal kaygı, çocuk güvenli üssü kaybetme korkusuyla keşfedemez hale geldiğinde ve günlük işlevsellik bozulduğunda soruna dönüşür. Ayrılık anında bedenin alarm sistemi devreye girer ve mide bulantısı, baş ağrısı ve kalp çarpıntısı gibi yakınmalar ortaya çıkar. Kalp hızlanır (çocuk bunu çarpıntı diye anlatabilir), mide kasılır, baş zonklar, eller terler. Beden, ayrılığı bir tehlike işareti gibi okur. Siz kapıda vedalaşırken çocuğunuzun midesi gerçekten bulanır. Kaygıya bağlı bedensel sıkıntı gerçektir ve çocuk bu ağrıyı hakikaten hisseder. Bu ağrıları numara sayarak küçümsememek gerekir. "Rol yapıyorsun" cümlesi, ağrıyı azaltmaz, yalnızlık hissini büyütür.

Bedensel yakınmalar altta yatan kaygının görülmesini zorlaştırır ve özellikle okul saatlerinde belirip tatil zamanlarında kaybolabilir. Uydurulmuş bir örnek, okul kapısında bakım verene sarılıp ağlayan ve sınıfa giremeyen çocuğun vedalaşma sahnesinde de görülür; aynı çocuk hafta sonunda parkta neşeyle oynayabilir. Okul saatlerinde belirip tatil zamanlarında kaybolan karın ve mide şikayetleri nedeniyle okula gidememe durumu, çoğu ailenin kafasını karıştırır. Acaba hastalık mı var, okulda bir sorun mu var, yoksa kaygı mı bedene yansıyor? Bu sorunun tek bir yanıtı yoktur. Bazen mide üşütmesiyle kaygı üst üste biner (çocuk zaten hassasken ayrılık saati gelir), bazen kaygı mideyi tetikler. Bedene kulak verirken kaygıyı da akılda tutmak gerekir.

Nitekim sözcüğünü kullanmadan bu tabloya bakmak için sayılara dönelim. Çocuk kliniklerine başvuran çocukların %14'ü ayrılık kaygısı bozukluğu tanısı alıyor; en sık karşılaşılan üçüncü bozukluk bu [6]. Dünya genelinde çocuk ve ergenlerin yaklaşık %7'si herhangi bir zamanda bir anksiyete bozukluğu yaşıyor [1]. Ayrılık kaygısı bozukluğunun yaşam boyu yaygınlığı ise %8.7'ye kadar çıkabiliyor [2]. Sayılar, yaşadığınız zorluğun nadir olmadığını anlatıyor. DSM-5'e göre ayrılık kaygısı bozukluğundan söz edebilmek için bağlanma figüründen ayrılmayla ilgili aşırı kaygı, bağlanma figürünü kaybedeceğine dair sürekli endişe, ayrılık gerektiren durumlardan kaçınma gibi belirtilerden en az üçünün dört haftadan uzun sürmesi ve günlük işlevselliği bozması gerek [6]. Dört hafta ölçütü, geçici uyum zorluğunu daha süregelen bir örüntüden ayırmaya yardım eder. İşlevsellik ölçütü ise okula gitme, uyuma, oyun oynama gibi günlük akışın ne kadar aksadığına bakar.

Nitekim kelimesini hiç kullanmadan söyleyelim, bedensel belirtiler tanı yolunu da uzatabiliyor. Nitekim sözcüğü yerine doğrudan bulguya bakalım: 166 çocukla yapılan bir çalışmada, ayrılık kaygısı tanısı alan çocukların %42.1'inde en az bir somatik yakınma olduğu, bu yakınmaların özellikle kız çocuklarında daha sık görüldüğü bulunmuş [5]. Üstelik somatik yakınması olan çocuklara tanı konması daha uzun sürüyor [5]. Ağrı ön plandayken kaygı geri planda kalabiliyor. Çocuk doktordan doktora dolaşıyor (tetkikler temiz çıktıkça aile daha çok endişeleniyor), okul devamsızlığı artıyor, kaygı fark edilmeden büyüyor. Bu gecikme, ailenin ihmali anlamına gelmez. Bedenin sesi çoğu zaman kaygının sesinden daha gür çıkar.

Yaş ilerledikçe kaygının görünümü değişir; erken dönemde bağlanma figürünün başına kötü bir şey geleceği endişesi, sonraki dönemlerde ayrılık anındaki sıkıntı ve bedensel şikayetlerle okuldan kaçınma öne çıkar. Yaş ilerledikçe ayrılık kaygısının yüzü de değişiyor. 5-8 yaş arasında en sık belirti, bağlanma figürünün başına kötü bir şey geleceğinden duyulan yoğun endişe. 9-12 yaşta ayrılık anındaki aşırı sıkıntı öne çıkıyor. 13-16 yaşta ise ergenlerin neredeyse tamamı fiziksel şikayetlerle okuldan kaçma davranışı sergiliyor [6]. Küçük çocuk "sana bir şey olacak" diye sorar, orta çocuklukta ayrılık anı taşması büyür, ergenlikte beden üzerinden okuldan uzak durma belirginleşir. Siz çocuğunuzun yaşına bakarak kaygının dilini çözebilirsiniz. Dil değişse de ihtiyaç aynı kalır: güvenli üssün yerinde durduğunu hissetmek.

Kaygının kökenine göre uzman değerlendirmesine başvurmak, bu noktada akıllıca bir adım olabilir. Evde gözlemledikleriniz ve okuldan gelen bilgilerle bir uzmana danışmanız, bedensel nedenlerle kaygıyı ayırt etmeye yardım eder. Ev ve okul uygulamalarını uzman desteğinin yerine koymamak, süren ve işlevselliği bozan durumda uzmana yönelmek önemlidir. Dört haftayı aşan, okul işlevini bozan, uyku ve iştahı etkileyen bir tablo varsa değerlendirme geciktirilmemelidir. İstismar, ihmal, şiddet ya da güvenlik riski söz konusuysa önerilerle oyalanmamak ve acilen koruma ile uzman desteği aramak gerekir. Güvenlik her türlü öneriden önce gelir.

Oyun terapisi ile ayrışma nasıl mümkün oluyor?

Oyun terapisi ile ayrışma ifadesi size çelişkili gelebilir. Ayrılmaktan korkan bir çocuk, oyun odasında sizden nasıl ayrılacak? Oyun çocuğun doğal dilidir ve çocuk söze dökemediğini oyuna döker. Kelimeler yetmediğinde el oyuncağa gider (duygu orada şekil bulur), hikaye orada kurulur, korku orada dışarı çıkar. Ayrılık kaygısıyla başlayan bir oyun terapisinde neler olduğunu, 24 seanslık bir vaka üzerinden izleyelim [4]. Oyun terapisinde bile ilk dört hafta, çocuğun yalnızca keşif yapmaya başlamasıyla geçiyor [4]. İlk haftalarda çocuk size yapışık durur, odayı kenardan izler, terapistle göz teması bile sınırlıdır. Terapist koşulsuz kabul sunan bir tutumla, konuşmaya zorlamadan yanında bulunur. Zamanla bakışlar odaya kayar. Dördüncü haftanın sonunda, sınırlı da olsa keşif davranışları başlıyor [4]. Çocuk bir oyuncağa uzanır, sonra size bakar, sonra yeniden oyuna döner. Güvenli üs döngüsünün küçük bir provası, oyun odasında yeniden kurulur.

Oyun terapisinde koşulsuz kabul içinde çocuğun oyun temaları kaygı ve güven ihtiyacından ayrışma, güç edinme ve kontrol temalarına evrilir. Önce kaybolma ve bulunma oyunları görülür (bir bebek figür saklanır ve bulunur), sonra bakım veren figür odanın bir köşesine konur, çocuk kendi oyun alanına gidip gelir. Çocuğun oyuncak bakım veren figürünü odanın bir köşesine koyup kendi oyun alanına gidip gelerek ayrılığı oyunda prova etmesi, ayrışmanın oyundaki karşılığıdır. Çocuk mesafeyi ayarlar, dönüşü dener, ayrılığın sonunun kavuşma olduğunu bedensel olarak da öğrenir. Oyun terapisi ayrışmayı zorlamaz, ayrışmanın mümkün ve güvenli olduğunu deneyimlemeye alan açar. Zorlama, alarmı büyütür. Deneyim, alarmı yatıştırır. Siz evde duyguların oyun, çizim ve hikaye yoluyla anlatılmasına alan açtığınızda benzer bir zemini desteklersiniz. Resimde ayrılık anını çizmek, kuklalarla vedalaşmayı canlandırmak, öyküde korkan kahramana yol bulmak, duygunun dışarı çıkmasına yardım eder.

Annesi olmadan yakınlarıyla dışarı çıkabiliyor [4] cümlesi, bu vaka izleğinde değişimin nasıl göründüğünü anlatır. Çocuk önce odada kısa süre ayrı kalabilir, sonra koridorda beklemenizi tolere eder, sonra yakınlarıyla dışarı çıkmayı dener. Değişim çizgisel ilerlemez (iyi bir haftanın ardından zor bir hafta gelebilir), gerilemeler yolun parçasıdır. Değişimin zaman alacağını kabul etmek ve sabırlı olmak, bu yüzden terapinin de ebeveynliğin de merkezindedir. Sabır, beklemeyi değil, çocuğun hızına eşlik etmeyi anlatır.

Ayrılık kaygısı bazen belirli bir olaya takılı kalır ve her ayrılık anında tetiklenen işlenmemiş bir anı gibi durur. Hastanede kalma, taşınma, kayıp ya da korkutucu bir vedalaşma, ayrılık anına yapışıp kalabilir. EMDR takılı kalmış anıları hedefler ve anıyı silmeden duygusal yükünü ve bedende yarattığı alarm halini azaltmayı amaçlar. Başlangıçta yetişkin travmaları için geliştirilmiş olsa da, ayrılık kaygısı dahil çocukluk çağı kaygı bozukluklarında etkili olduğu bildiriliyor [6]. Çocuklarda EMDR hikaye anlatımı, çizim ve kum tepsisi gibi araçlarla ve göz hareketleri ya da ritmik dokunuş ve ses gibi uyarımlarla uygulanır. Çocuk anıyı anlatırken terapist ritmik uyaranlar sunar (gözle takip, dizlere hafif dokunuş ya da ses), duygu ve beden duyumu birlikte ele alınır. Amaç unutmak değildir. Amaç, anının bugünkü ayrılık anını esir almasını önlemektir.

Bazı uzmanlar çift yönlü uyarımın kendisinin etkili olduğunu düşünüyor, bazıları asıl etkenin travmatik anıya güvenli bir ortamda maruz kalmak olduğunu söylüyor [2]. EMDRnin etki mekanizması tartışmalıdır; uyarımın kendisi kadar güvenli ortamda maruz kalmanın da etkili olabileceği düşünülür. Bu tartışma, uygulamayı değersizleştirmez, beklentiyi gerçekçi kılar. Oyun terapisi daha geniş duygusal zeminde çalışırken EMDR belirli anılara odaklanır ve birbirinin tamamlayıcısı olabilir. Biri duygunun evini genişletir, diğeri takılan düğümü çözer. Hangisinin, ne zaman, kimle çalışacağı, çocuğun öyküsüne göre bir psikolog eşliğinde değerlendirilir. Yüksek uyarılma anında bilişsel açıklamalar işe yaramaz ve çocuğun kendini daha yalnız hissetmesine yol açabilir. Ağlama ve panik yükselirken uzun açıklamalar ve kıyaslamalar duymak, çocuğunuzun yükünü hafifletmez. O anlarda açıklama ve kıyaslama yapmamak, sakin bedeninizle yanında durmak daha koruyucudur.

Okula bırakırken ağlayan çocuk için vedalaşma önerileri nelerdir?

Vedalaşma önerileri denildiğinde aklınıza sihirli bir cümle gelebilir. Tek bir cümle yoktur, tutarlı bir tutum vardır. Geniş bir klinik kılavuz, ebeveynlikte aşırı korumacılığın, yüksek eleştirelliğin ve kaygılı düşüncelerin modellenmesinin çocuk anksiyetesinde rol oynadığını belirtiyor [1]. Aşırı koruma, kaygıyı sevgiden doğan bir kalkanla büyütür (çocuk dünyayı tehlikeli sanır), yüksek eleştiri, baş etme inancını sarsar, kaygılı düşünceleri yüksek sesle modellemek ise çocuğa dünyanın güvensiz okunmasını öğretir. Araştırmalar annelerin kişilik özelliklerinin de -özellikle nörotiklik boyutunda yüksek puanlar- çocuğun ayrılık kaygısıyla ilişkili olduğunu gösteriyor [6]. Ebeveynin kaygı düzeyi gibi kişilik özellikleri çocukta ayrılık kaygısıyla ilişkilidir. Bu bilgi, suçluluk için değil farkındalık içindir. Çocuk ebeveynin yüzündeki endişeyi ve sesindeki tereddüdü okur ve ortamı güvensiz algılayabilir. Siz kapıda gerginseniz, sesiniz titriyorsa, gözünüz doluyorsa, çocuğunuz bunu "ayrılık tehlikeli" diye okuyabilir. Kendi kaygı belirtilerinizi ve ses ile beden dilindeki tereddüdü fark etmek, bu yüzden ilk adımdır. Nefesinizi yavaşlatmak, omuzlarınızı gevşetmek, sesinizi yumuşak ama kararlı tutmak, çocuğunuza güven verir.

İlginç bir bulgu: Annesi ev kadını olan çocuklarda okula devamsızlık süresi ortalama 10 gün. Annesi çalışan çocuklarda ise bu süre 3.6 gün [5]. Bu fark, sevginin ölçüsü değildir. Evde kalarak kaygıyla yüzleşmekten kaçınma, kaçındıkça kaygıyı büyüten bir döngü yaratır. Evde kalmak kısa vadede rahatlatır (ağlama diner, mide rahatlar), uzun vadede okul daha korkutucu hale gelir. Kaçınma döngüsünde yüzleşme fırsatı azaldıkça kaygı büyür. Çocuğun baş edebileceğine dair güven veren bir tutum sergilemek, bu döngüyü tersine çevirmeye yardım eder. "Yapabilirsin, öğretmenin yanında olacağım, zorlanırsan ne yapacağını biliyorsun" gibi sade cümleler, çocuğunuzun iç sesine yerleşir.

Vedalaşmayı kısa, net ve sıcak tutmak, en çok işe yarayan tutumlardan biridir. Uzun sarılmalar, tekrarlanan sorular, pencereden el sallamaya devam etmek, ayrılığı büyütür. Vedalaşmayı uzatmak ve geri dönüp kalmaya devam etmek, güvende olunmadığına dair mesaj verir. Kapıda netleşin: göz teması kurun, sarılın, ne olacağını söyleyin, ayrılın. Dönüş anında sakin ve güven veren karşılama yapmak da ayrılığın sonunu öğretir. Abartılı sevinç ya da sorgu yerine sakin bir kucaklama, "seni özledim, günün nasıl geçti" gibi kısa bir cümle yeterlidir. Ayrılık ve dönüşe dair açık söz vermek ve belirtilen zamanda dönmek, güvenin çekirdeğidir. "Okul bitiminde kapıda olacağım" deyip orada olmak, çocuğunuzun iç takvimini düzenler. Ayrılık ve kavuşma üzerine yaşa uygun konuşma alanı açmak da korkuyu konuşulabilir kılar. Küçük çocukla resim üzerinden, büyük çocukla kısa sohbetle, "ayrılınca aklına neler geliyor" diye sormak işe yarar. Çocuğun ayrılık duygularını yargılamadan ve hemen çözüm önermeden dinlemek, duygunun görülmesini sağlar. Dinlemek, onaylamak ve sonra birlikte düşünmektir.

Süren, okul işlevini belirgin bozan ya da bedensel yakınmalarla birleşen bir tabloda bir uzmandan değerlendirme istemekten çekinmemek gerekir. Belirtilen zamanda dönerek güven inşa etmek, sonraki ayrılığı bir öncekinden daha taşınabilir kılar.

Sık sorulan sorular

Ayrılık kaygısı nedir, hangi yaşlarda görülür?

Ayrılık kaygısı, çocuğun bağlandığı kişiden ayrıldığında yaşadığı yoğun endişe halidir. 7-24 ay arasında gelişimsel olarak normaldir, ancak okul çağında şiddetli biçimde devam ediyorsa ve günlük işlevselliği bozuyorsa bir bozukluğa dönüşmüş olabilir. En sık 5-8 yaş arasında belirginleşir, ergenlikte fiziksel şikayetlerle kendini gösterebilir.

Çocuğum benden ayrılırken ağlıyor, bu normal mi?

Ayrılık anında kısa süreli ağlama veya huzursuzluk, özellikle küçük çocuklarda beklenen bir tepkidir. Önemli olan, ayrılık sonrasında çocuğun kendini yatıştırabilmesi ve bulunduğu ortama uyum sağlayabilmesidir. Güvenli bağlanan çocuklar, ebeveyn gittikten sonra bir süre üzülseler bile kendilerini oyuna veya çevrelerine verebilirler.

Oyun terapisi ayrılık kaygısına nasıl yardımcı olur?

Oyun terapisi, çocuğun söze dökemediği kaygı, korku ve güvensizlik duygularını sembolik oyun aracılığıyla ifade etmesine ortam sağlar. Terapistin koşulsuz kabulü ve güvenli çerçeve içinde çocuk, ayrışma-bireyleşme temalarını oyunla işler, duygu düzenleme becerisi gelişir ve öz yeterlik duygusu güçlenir.

EMDR çocuklarda nasıl uygulanır?

EMDR, çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uyarlanarak uygulanır. Klasik yetişkin protokolü yerine, hikaye anlatımı, çizim, oyun veya kum tepsisi gibi yöntemlerle birleştirilir. Çift yönlü uyarım (göz hareketleri, sırayla ellere dokunma, ses) kullanılarak çocuğun zihninde takılı kalmış ayrılık anıları yeniden işlenir.

Kaynakça

  1. Walter, H. J., Bukstein, O. G., Abright, A. R., Keable, H., Ramtekkar, U., Ripperger-Suhler, J., & Rockhill, C. (2020). Clinical practice guideline for the assessment and treatment of children and adolescents with anxiety disorders. Journal of the American Academy of Child & Adolescent Psychiatry, 59(10), 1107–1124. https://doi.org/10.1016/j.jaac.2020.05.005
  2. Bandelow, B., Allgulander, C., Baldwin, D. S., da Conceição Costa, D. L., Denys, D., Dilbaz, N., Domschke, K., Eriksson, E., Fineberg, N. A., Hättenschwiler, J., Hollander, E., Kaiya, H., Karavaeva, T., Kasper, S., Katzman, M., Kim, Y.-K., Inoue, T., Lim, L., Masdrakis, V., … Zohar, J. (2023). World Federation of Societies of Biological Psychiatry (WFSBP) guidelines for treatment of anxiety, obsessive-compulsive and posttraumatic stress disorders – Version 3. Part I: Anxiety disorders. The World Journal of Biological Psychiatry, 24(2), 79–117. https://doi.org/10.1080/15622975.2022.2086295
  3. Türe, E., & Barut, Y. (2020). Türkiye'de yapılan oyun terapisi çalışmalarının incelenmesi. Yaşam Becerileri Psikoloji Dergisi, 4(8), 127-138.
  4. Köroğlu, A. E. (2024). "Anneciğim burada dur.": Ayrılma Kaygısı Bozukluğu Vakasının Çocuk Merkezli Oyun Terapisi ile Sağaltımı (Olgu Sunumu). Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 7(13), 71–75. https://doi.org/10.56955/bpd.1316421
  5. Çengel Kültür, S. E., Tiryaki, A., & Ünal, F. (2003). Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklarda sosyodemografik ve klinik özellikler. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi, 10(1), 3–8.
  6. Özer, İ. Ö. (2018). Bağlanmanın doğal sonucu: Ayrılma kaygısı. ÇOMÜ Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, 3(1), 125-134. https://doi.org/10.31454/usb.419854

Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp X

Yorumlar (0)

İsimler gizlilik için kısaltılır

Yorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.

İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.