İçeriğe geç
İlişkiler

Eşimin Sadakatsizliğini Öğrendim: İlk 72 Saatte Ne Yapmalısınız?

Sadakatsizliği öğrendiğiniz o ilk anın şoku içinde bedeniniz alarmdadır. İlk 72 saati anlamlandırmak ve kendinizi korumak için klinik psikoloji rehberi.

Yazan: Mert Orak11 dk okuma

Telefon ekranında bir mesaj. Eşinizin ceketinden düşen bir fiş. Bir arkadaşınızın bıçak gibi saplanan imalı sözü. Ya da onun ağzından, gözünüzün içine bakarak söylenen o cümle. Tam olarak nasıl olduğunu, hangi yoldan size ulaştığını şu an düşünemeyebilirsiniz bile. Bildiğiniz tek şey, bir saniye önce tanıdık olan dünyanın bir daha asla aynı olamayacak kadar hızlı değiştiği. Göğsünüze bir fil oturdu. Mideniz ters döndü. Bedeniniz savaş ya da kaç tepkisinin tam ortasında, oysa ne kaçacak bir yer var ne de vuracak bir düşman.

Bu yazı tam da o ilk saatler için. Karar almanız gereken, ama karar alamayacak kadar sarsılmış olduğunuz o zaman dilimi için. İlk 72 saat. Amacım, ne olup bittiğini önce bedeniniz ve zihniniz düzeyinde anlamlandırmanıza yardımcı olmak; sonra da bu anlayıştan doğan, sizi daha fazla yaralanmaktan koruyacak somut hamlelere geçmek.

Şu Anda Bedeninize Olan Şeyi Anlamlandırın

Önce şu ana odaklanalım. Elleriniz titriyor olabilir. Kalbiniz göğüs kafenizi yırtarcasına atıyor, bir an hızlanıyor, bir an duracak gibi oluyor. Belki içinizden hiç durmadan ağlamak geliyor, belki de ağlayamıyorsunuz. Gözleriniz kupkuru, bütün o gözyaşları donup ciğerlerinize oturmuş gibi. Üşüyorsunuz, ya da tam tersine basamadığınız bir öfkeyle yanıyorsunuz.

Tıp dilinde bu, akut stres tepkisinin ta kendisidir. Bedeniniz, temel bağlanma figürünüzden gelen bir tehdit algıladı. 2023'te yayımlanan kapsamlı bir derlemede [1] altı çizildiği gibi, sadakatsizliğin mağdurda yarattığı duygusal acı, bir bebeğin bakım vereninden ayrıldığında yaşadığı bağlanma yaralanmasına benzetilir. Şu anda yaşadığınız şey, sinir sisteminizin en eski, en ilkel devrelerinde yankılanan bir kopuş alarmıdır.

Bu alarm hali, zihninizin çalışma biçimini geçici olarak değiştirir. Dikkatiniz dağılır. İki dakika önce elinize aldığınız telefonu nereye koyduğunuzu hatırlamazsınız. Birileri sizinle konuşur ama kelimeler uğultuya dönüşür. Düşünce esnekliğiniz azalır; zihniniz aynı görüntüyü, aynı mesajı, aynı anı döndürüp döndürüp önünüze koyar. Bu zihinsel donma, duygusal yük bu kadar yoğunken beyninizin kendini koruma biçimidir. Duygularınızı düzenleme kapasiteniz çöker; çünkü beyninizin bu işlevden sorumlu bölgeleri şu anda yalnızca hayatta kalma sinyallerini işlemekle meşguldür. Daha bir saat önce üzerinde düşünebildiğiniz sıradan bir karar bile şimdi aşılmaz bir dağa dönüşür. Bunu yaşıyor olmanız, duygusal denetimin geçici olarak bozulmasının (disregülasyon) sonucudur; zihinsel bir kırılganlığın göstergesi olmaktan ziyade, olağanüstü bir yük altındaki sinir sisteminizin beklenen bir tepkisidir.

Dolayısıyla ilk hamle, kendinizle ilgili en temel anlayışı berraklaştırmaktır: Şu anda verdiğiniz her tepki, anormal bir duruma verilmiş normal bir tepkidir. Bu tepkileri durdurmaya çalışmak yerine, onların varlığını fark etmek ve şu an için geçerli olduklarını kabullenmek, zihninizi rahatlatmanın ilk basamağıdır. Vücudunuz size ihanet etmiyor; tam tersine, sizi korumaya çalışan kadim bir sistem var gücüyle çalışıyor.

"Neden" Sorusunu Şimdilik Askıya Alın

Zihniniz doğal olarak bir açıklama arayacaktır. Neden? Nasıl oldu? Ne zaman başladı? Hangi ara fark etmedim? Bunlar, belirsizliğin dayanılmazlığını azaltmak için beyninizin bastırdığı sorulardır. Ve ilk 72 saatte bu sorulara verebileceğiniz cevapların neredeyse tamamı eksik olacaktır. Eksik cevaplarla zihniniz boşlukları dolduracak ve çoğunlukla aleyhinize senaryolar kuracaktır.

2021'de yapılan bir nitel araştırma [2] bize şunu söylüyor: Sadakatsizlik, tek bir ana ya da sebebe indirgenemeyecek kadar katmanlı bir olgudur. Tahran'da 32 evli bireyle yürütülen bu çalışmada, evlilik öncesi kök ailede tanık olunan sadakatsizlikten evlilik içi cinsel ilgisizliğe, sosyal medya üzerinden gelişen paralel ilişkiden eşin duygusal ihtiyaçlarını karşılayamamasına kadar onlarca farklı bağlamsal faktör sıralanır. Bunların hiçbiri, sizin yaptığınız ya da yapamadığınız tek bir şeyle açıklanamaz. Sadakatsizliğin bağlamı, evlilik öncesi yaşamdan başlayıp yıllar içinde katman katman örülen karmaşık bir ağdır.

Peki ilk 72 saatte "neden" sorusu geldiğinde ne yapmalı? Onu geldiği gibi not edin, ama cevaplamak zorunda olmadığınızı kendinize hatırlatın. Bu soruyla yüzleşmek için aylarınız, gerekirse terapi seanslarınız olacak. Şimdi, sıcağı sıcağına girişeceğiniz her açıklama girişimi sizi ya suçluluk bataklığına ya da kontrolsüz bir öfkeye sürükler. İkisi de şu an ihtiyacınız olan şey değildir; her ikisi de zaten sınırda olan duygu düzenleme sisteminizi daha da zorlar. Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Bu sorunun cevabını şu anda bilmek, bir sonraki saatimi gerçekten daha yaşanabilir kılar mı?" Cevap çoğunlukla hayırdır. Çünkü asıl ihtiyacınız cevap değil, zemindir.

Yüzleşmeli mi, Beklemeli mi?

En yakıcı karar budur. Öğrendiniz. Şimdi ne yapacaksınız? Eşinizin karşısına çıkıp "Bunu biliyorum" diyecek misiniz? Yoksa bir süre daha biliyormuş gibi yapmayıp izleyecek misiniz?

Dürtü, genellikle hemen yüzleşmekten yanadır. Çünkü susmak, o sırrı sizin de taşıdığınız anlamına gelir ve bu, zaten ağır bir yükün altında olan omuzlarınıza bir yenisini ekler. Oysa klinik gözlemler ve çift terapisi literatürü, duygusal olarak hazır olmadan yapılan yüzleşmelerin genellikle yıkıcı olduğunu söyler.

Bu alandaki çalışmaların vurguladığı gibi [3], bu tür konuşmalar için duygusal hazırlık esastır. Duygusal hazırlıktan kasıt, sakinleşmiş olmak ya da meseleyi soğukkanlılıkla konuşabilmek değildir. Asıl kastedilen, içinizde yükselen o devasa dalgayı biraz olsun tanımış olmak, hangi noktada kontrolünüzü kaybedebileceğinizi biraz olsun kestirebilmektir.

Bir ölçüt olarak şunu sorabilirsiniz kendinize: "Şu an bu konuşmayı yaparsam, beni asıl yaralayacak olan şey onun söyleyecekleri mi, yoksa benim bu konuşma sırasında kendime yapabileceklerim mi?" Eğer cevabınız ikincisinden yanaysa —fiziksel bir şiddete yönelebileceğinizi, kırıp dökebileceğinizi, kendinize zarar verebileceğinizi hissediyorsanız— beklemek sadece makul değil, gereklidir. Aynı ölçütü şöyle de kullanabilirsiniz: "Konuşma bittiğinde pişman olacağım bir şey söyleme ya da yapma ihtimalim yüzde kaç?" Bu ihtimal yüzde ellinin üzerindeyse, beklemek kendinize verebileceğiniz en büyük hediyedir.

Beklemek kararı, suskunluğu sonsuza dek sürdürmek anlamına gelmez. Kendinize bir süre tanımak anlamına gelir. Diyelim ki "Ben bu konuşmayı yarın yapacağım" diyorsunuz. Bu, bir gecede duyguların dineceği anlamına gelmez. Ama o konuşma anına kadar üzerinizdeki ilk şok dalgasının en sivri ucunun biraz olsun törpülenmesine izin vermiş olursunuz. Sadakatsizliğin yarattığı bağlanma yaralanması, ani ve sert bir darbedir. Bu darbenin hemen ardından yara yerini deşmek yerine, kanamanın biraz olsun durmasını beklemek, sonraki her adım için daha sağlam bir temel oluşturur.

Kime Anlatmalı, Kimden Sakınmalı?

Dayanılmaz olanın bir kısmı da yalnızlıktır. Bu büyüklükte bir acıyı tek başınıza taşıyamayacağınızı hissedersiniz ve bu doğrudur. Bir başkasına anlatma ihtiyacı, tıpkı yaralı bir hayvanın sürüsüne seslenmesi gibi, sağlıklı ve hayatta kalmanıza yönelik bir reflekstir.

Ama ilk 72 saatte kime anlattığınız, neredeyse ne yaptığınız kadar kritiktir.

Anlatacağınız kişinin sizi sakinleştirmesi gerekmez. Hatta hiçbir şey söylemesi de gerekmez. İhtiyacınız olan, anlattıklarınızı kendi duygusal gündemine malzeme yapmadan dinleyebilecek biridir. "Ben sana demiştim" demeyecek, hemen bir intikam planı tasarlamaya girişmeyecek, sizin adınıza karar vermeye kalkışmayacak biridir. Anlattığınız şeyi tüm ortak tanıdıklarınıza yaymayacak biridir. Bu özellikleri taşıyan birini bulmak her zaman kolay olmayabilir, fakat aklınızdan ilk geçen isme değil de ikinci ya da üçüncüye yönelmek, aceleyle verilmiş bir kararın sonuçlarından sizi koruyabilir.

Karşı uçta ise şu risk vardır: Çok fazla kişiye, çok erken anlatmak. İlk gün yarım düzine insana haber verirseniz, ikinci gün o insanların her biri sizden bir durum güncellemesi bekler hale gelir. Her birine ayrı ayrı hesap vermek zorunda kalmak, zaten tükenmiş olan zihinsel kaynaklarınızı daha da tüketir. Üstelik, ileride bu ilişkiyi sürdürmeye ya da onarıp onarmamaya dair alacağınız kararı, anlattığınız kişilerin yüzüne bakarak vermek zorunda kalırsınız. Kendi hayatınıza dair en kritik kararı, başkalarının beklentilerinin gölgesinde almak durumunda kalırsınız. Oysa şu an ihtiyacınız olan şey, dış seslerin minimumda olduğu, kendi iç sesinizi duyabileceğiniz bir alandır.

Birini seçin. Yalnızca birini. Mümkünse işten, aileden bağımsız, sırrı taşıyabilecek kapasitede olduğunu bildiğiniz birini. Ve o kişiye şunu söyleyin: "Şu an sadece dinlenmeye ihtiyacım var. Bana akıl vermeni değil, yanımda olmanı istiyorum." Bu cümle, sınır koymanın hem en sade hem de en güçlü biçimlerinden biridir.

Dijital Dürtüleri Yönetmek

2021'deki araştırmada [2], sadakatsizliğin en sık fark edilme biçiminin cep telefonu ve çevrimiçi sohbet odalarının kontrolü olduğu belirtiliyor. Yani büyük ihtimalle siz de o kara kutuyu açtınız. Ve şimdi kapatamıyorsunuz.

İlk şokun hemen ardından, neredeyse hipnotik bir dürtüyle aynı mesajları, aynı fotoğrafları, aynı arama kayıtlarını tekrar tekrar incelemeye başlarsınız. Bu dürtünün altında yatan ihtiyaç nettir: Kontrolü geri kazanmak. Aldatıldığınızı bilmek dayanılmaz bir belirsizlik yarattı ve zihniniz "her şeyi bilirsem bu belirsizliği yenerim" sanrısına tutunuyor.

Ama her yeni mesaj, her yeni ayrıntı, her yeni fotoğraf taze bir yaradır. 2023 derlemesinde [1] aktarıldığına göre, sadakatsizlik mağdurlarının bir kısmında görülen travma sonrası stres benzeri belirtiler, tam da bu tür tekrarlayıcı maruz kalmalarla şiddetlenebilir. Beyniniz, travmatik bilgiyi her gördüğünde alarm sistemini yeniden kurar. Yeni bir bilgi kırıntısı bulduğunuzda hissettiğiniz o anlık rahatlama, aslında bağımlılık benzeri bir döngünün parçasıdır; bir sonraki doz için sizi daha da aç bırakır.

Telefonu tamamen bırakmak şu an mümkün olmayabilir. O halde küçük bir fiziksel müdahaleyle başlayabilirsiniz: Telefonu başka bir odaya götürüp bir çekmeceye koyun. Kapalı bir kutuya, bir çantaya sokun. Sadece her saat başı beş dakika kontrol etmek için çıkarın. O beş dakikanın sonunda tekrar kaldırın. Bu pratik, zihninize "telefonu ben kontrol ediyorum, telefon beni değil" sinyalini vermeye başlamanın en basit yoludur. İlk denemelerde dürtüye yenilip daha sık kontrol edebilirsiniz; bunu da bir başarısızlık olarak okumak yerine, dürtünün ne kadar güçlü olduğunu gösteren bir veri olarak kenara not edin.

Bir diğer koruyucu hamle, ekran görüntülerini ve mesaj kayıtlarını kendinize göndermek ya da saklamaktır —eğer ileride yasal ya da kişisel bir gerekçeyle ihtiyacınız olacaksa— ama sakladıktan sonra galerinizi her açtığınızda onları görmeyeceğiniz bir yere taşıyın. Şu an onlara bakmaya devam etmek, bilgi toplamak değil; kendinize zarar vermektir. Gözlerinizi her ekrana diktiğinizde, zihniniz o görüntüleri işlerken aslında yaranızı yeniden kanatırsınız. Ve bu kanama, ilk 72 saatin en kıymetli kaynaklarını tüketir.

Bedeninizi Kaybetmeyin: Yeme, İçme, Uyuma

Bedensel belirtiler ilk 72 saatte sessizce derinleşir. İştahınız tamamen kesilir. Saatlerdir ağzınıza bir şey koymadığınızı fark etmezsiniz. Su içmek aklınıza gelmez. Uyku ya imkânsızdır ya da bayılma gibi çöken, dinlendirmeyen bir uykudur.

Bu noktada kendinize "iyi bakma" ödevi vermiyorum. Ama şunu klinik bir gerçek olarak söyleyebilirim: Bilişsel işlevleriniz zaten duygu düzenleme güçlükleri nedeniyle zorlanırken, buna bir de sıvı kaybı ve kan şekeri düşüklüğü eklendiğinde, aldığınız kararların kalitesi dramatik biçimde düşer. Zaten sınırda olan öz düzenleme kapasiteniz, fizyolojik ihmal karşısında tamamen çöker. Vücudunuzla zihniniz arasındaki bu bağlantıyı göz ardı ettiğinizde, kendinizi daha da yoğun bir duygusal kaosun içinde bulmanız neredeyse kaçınılmazdır.

Pratik olarak şunu yapabilirsiniz: Tezgâhın üzerine bir bardak ve bir sürahi su koyun. Gözünüzün önünde olsun. Her gördüğünüzde bir yudum alın. Bir kaseye bir avuç tuzlu kraker, birkaç ceviz ya da kolay yenebilecek ne varsa koyun ve çalışma masanıza, yatağınızın yanına ya da koltuğunuzun ucuna bırakın. Yemek yemek şu an keyif veren bir eylem olmayacak; amaç beslenmek değil, bedeninize "hâlâ buradayız" sinyalini göndermek. Bunu başardığınız her lokma, şu an için küçük ama anlamlı bir zaferdir.

Uyku için kendinizi zorlamayın. Ama uyku gelmişken kaçırmayın. Göz kapaklarınız ağırlaştığında, o ânı değerlendirin. Telefonu kapatın, ışığı söndürün, üzerinize bir şey örtün. Vücudunuzun şu anki tek yakıtı, birkaç saatlik de olsa, uykudur. Uyuyamıyorsanız bile, karanlık bir odada sessizce uzanmak, sinir sisteminize küçük de olsa bir onarım fırsatı sunar.

Kendinize Zarar Verme Düşünceleri Geldiğinde

Sözü eğip bükmeden söylemem gereken bir şey var: Sadakatsizlik, intihar davranışı açısından ciddiye alınması gereken bir risk faktörüdür. ABD Hava Kuvvetleri personeli üzerinde yapılan bir çalışmada [4], intihar edenlerin yüzde 9'unun ölümlerinden önceki 24 saat içinde eş sadakatsizliği yaşadığı tespit edilmiştir. Bir başka çalışmada [5] ise partner sadakatsizliği, intihar girişiminde bulunan kadınlarda en belirgin temalardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Bu rakamların sizi korkutması için değil, yaşadığınız acının büyüklüğünü küçümsememeniz için buradalar. Eğer bu yazıyı okurken aklınızdan "keşke hiç uyanmasam" ya da "bütün bunlardan kurtulmanın tek bir yolu var" gibi düşünceler geçiyorsa, bu düşünceleri yargılamak ya da onlardan korkmak yerine onları bir işaret olarak alın. Bedeniniz ve zihniniz dayanabileceğinin sınırına dayandığını söylüyor. Bu noktada yapmanız gereken şey, bu cümleleri içinizde tutmak değil; derhal bir profesyonele ya da Türkiye'de 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ulaşmaktır. Kendi başınıza taşıyamayacağınız kadar ağırlaşan her şey için yardım istemek, cesaretin en saf biçimidir.

72 Saatin Sonu: Bir Sonraki Adım İçin Zemin

İlk üç günün sonunda, o dayanılmaz keskinlikteki şok dalgası bir miktar çekilir. Geriye hâlâ dayanılmaz bir acı, hâlâ cevapsız sorular, hâlâ paramparça bir gerçeklik kalır. Ama en azından artık biraz daha net düşünebilir, bir sonraki adımın ne olabileceğini tartmaya başlayabilirsiniz.

Bu noktada önünüzde kabaca üç yol vardır: İlişkiyi sürdürmeye çalışmak, bitirmek ya da henüz bu kararı vermeden süreci anlamak için profesyonel destek almak. Hiçbiri diğerinden daha cesur ya da daha doğru değildir.

Eğer ilişkinin sürme ihtimalini değerlendirmek istiyorsanız, bir uzmanın önerisini [6] aklınızda tutun: Sadakatsizlik deneyimini normalleştirmek, yani bunun milyonlarca çiftin karşılaştığı bir kriz olduğunu bilmek, iyileşme sürecinde gerçekçi beklentiler belirlemenin ilk adımıdır. Bu, olanı hafife almak değil; kendinizi sonsuza dek bir istisna ve yalnız hissetmekten çıkmaktır. Bağlanma yaralanması dediğimiz şey tam da buradadır: En güvendiğiniz kişi tarafından yaralandığınızda, dünyadaki herkesten farklı ve tecrit edilmiş hissedersiniz. Oysa bu acıyı yaşayan ilk insan siz değilsiniz ve sonuncusu da siz olmayacaksınız.

Çift terapisi, sadakatsizlik sonrası onarım sürecinde anlamlı bir seçenek olabilir. 2023 derlemesinde [1], 16 yıldan fazla deneyime sahip, evlilik ve aile terapisi alanında uzmanlaşmış terapistlerin sadakatsizlik vakalarında en yüksek düzeyde rahatlık ve etkililik gösterdiği belirtilmektedir. Bu da demektir ki, eğer çift terapisine yönelecekseniz, bu alanda özel deneyimi olan bir terapist seçmek sürecin seyrini olumlu etkileyebilir.

Ancak burada önemli bir uyarı var: Sadakatsizlik, kronik bir değersizleştirme, manipülasyon ya da istismar dinamiğinin yalnızca bir parçasıysa, çift terapisi doğru başlangıç noktası olmayabilir. Çünkü istismar içeren bir dinamiğin içinde eşit göz hizasında bir diyalog kurmak mümkün değildir. Bu tür bir dinamiğin varlığından şüpheleniyorsanız, önce bireysel bir terapistle çalışarak kendi güvenliğinizi ve özneliğinizi sağlamlaştırmak daha uygun olur. Terapistinizin, sadakatsizlik konusundaki kendi ahlaki ve kişisel görüşlerinin farkında olması ve bunları size yansıtmaması da iyileşme sürecinizin selameti açısından kritik önemdedir.

İlk 72 saat bitti. Hâlâ buradasınız. Bedeniniz sarsıldı, zihniniz dağıldı, kalbiniz paramparça oldu; ama hâlâ nefes alıyorsunuz. Önünüzdeki yol boyunca, yaraların üzerine basmadan yürümeyi öğreneceğiniz, neyi onarıp neyi bırakacağınıza dair kendi terazinizi kuracağınız uzun bir süreç var. O sürecin ilk tuğlasını, bu ilk 72 saatte kendinize gösterdiğiniz özenle şimdi, buraya koydunuz.

Sık sorulan sorular

Eşimin sadakatsizliğini öğrendiğimde neden bu kadar şiddetli fiziksel tepkiler veriyorum?

Beklenmedik bir sadakatsizlik haberi, beyniniz tarafından varoluşsal bir tehdit olarak algılanır. Vücudunuz akut stres tepkisi verir; kalp çarpıntısı, mide bulantısı, titreme gibi tepkiler normaldir. Bu, klinik olarak bir bağlanma yaralanmasıdır; tıpkı bir bebeğin bakım vereninden ayrıldığında hissettiğine benzer bir alarm halidir.

Sadakatsizliği öğrenir öğrenmez eşimle yüzleşmeli miyim?

Yüzleşme dürtüsü çok anlaşılır olsa da, dürtüyle hemen harekete geçmek size zarar verebilir. Duygusal olarak hazır hissettiğiniz, sakinleşmeye başladığınız ve neyi bilmeye ihtiyacınız olduğunu netleştirdiğiniz bir ana kadar beklemek, yüzleşmenin verimli geçme ihtimalini artırır.

Bu kadar acının içinde nasıl günlük işlerimi sürdürebilirim?

İlk 72 saatte beklentiniz yalnızca temel ihtiyaçları karşılayabilmek olsun: su içmek, birkaç lokma yemek yiyebilmek, mümkünse kısa süreli uyuyabilmek. Karmaşık kararlar almayı, iş toplantılarını ve büyük sorumlulukları erteleyin. Şu an zihninizin yürütücü işlevleri kriz modunda; bu normal.

Telefonu sürekli kontrol etme, mesajları okuma dürtümü nasıl durdurabilirim?

Bu dürtü, belirsizliğe tahammül edemeyen zihninizin kontrolü geri alma çabasıdır. Ancak her yeni bilgi parçası yeni bir yara açar ve sizi daha da dağıtır. Telefonu kısa süreliğine başka bir odaya bırakmayı, tamamen kapatmayı veya belirli saatlerde kontrol etmeyi deneyebilirsiniz.

Kaynakça

  1. Rokach ve Chan (2023). Love and Infidelity: Causes and Consequences. International Journal of Environmental Research and Public Health. https://doi.org/10.3390/ijerph20053904
  2. Atapour ve arkadaşları (2021). A Study of the Processes and Contextual Factors of Marital Infidelity. Journal of Practice in Clinical Psychology. https://doi.org/10.32598/jpcp.9.3.758.2
  3. Gordon ve Mitchell.
  4. Martin ve arkadaşları.
  5. Stephens.

Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp X

Yorumlar (0)

İsimler gizlilik için kısaltılır

Yorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.

İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.