İçeriğe geç
İlişkiler

İlişkilerde Güç Mücadelesi: Aynı Tartışmalar Neden Tekrarlanır?

Bazı kavgalar hiç bitmez, sadece gündemi değişir. Bunun altında yatan talep-geri çekilme döngüsünü ve bu kısır döngüden çıkış yolunu keşfedin.

Yazan: Feyzi Alpman8 dk okuma

Mutfakta başlar. Ya da arabanın içinde. Belki de telefonu kapattıktan sonra fark edersiniz. Aynı satırlar, aynı itirazlar, aynı kırgınlıklar. Birbirinize söylediğiniz sözler bir tiyatro oyununun ezberlenmiş replikleri gibidir. Yalnızca sahne dekoru değişir: bu hafta bulaşıklar, geçen ay doğum günü, gelecek sefer çocuğun okul seçimi. Ama oyun hep aynı oyundur.

Çift terapilerinde çoğunlukla gördüğüm şey şu: kimse bir ilişkiye sırf kavga etmek için başlamaz. Bu tekrarlayan çatışmaların altında, adını koyamadığımız bir şey olur. Çoğu zaman bu şey, bir tarafın daha fazla bağlantı kurma çabası ile diğer tarafın kendini korumak için duvar örmesi arasındaki görünmez danstır. Literatürdeki adıyla "talep/geri çekilme" (demand/withdraw) örüntüsü. İlişkilerde güç mücadelesi dediğimiz olgu, aslında çoğu zaman bu döngünün dışa vurumudur: iki insanın birbirini kontrol etmeye çalışması olarak görünen bu dans, özünde ikisinin de duyulmadığını hissettiği bir kısır döngüde çırpınmasından ibarettir.

Bu kısır döngü neden bir türlü kırılmıyor?

Sebebi basit: çünkü ikiniz de kendinizi haklı hissediyorsunuz. Ve muhtemelen ikiniz de kısmen haklısınız.

Döngü genelde şöyle işler: Bir taraf çözülmemiş bir gerilimi, bir hayal kırıklığını ya da sadece duyulma ihtiyacını masaya getirir. Bunu eleştiri, sitem ya da ısrarlı bir sorgulama olarak kodlamış olabilir. Karşı taraf bunu bir saldırı ya da yetersizlik iması olarak okur. Savaş ya da kaç tepkisi devreye girer. Kaçmayı seçer. Sessizleşir, ortamı terk eder, telefonuna gömülür ya da "neyse, tamam" deyip konuyu kapatır.

Bu geri çekilme, konuyu açan kişi için bir reddedilme olduğu kadar, görünmez olmanın, yok sayılmanın, duvara konuşmanın da ta kendisidir. Öfkesi ve ısrarı artar. Sesini biraz daha yükseltir, cümleleri biraz daha sivrilir. Ve bu sefer geri çekilen kişi asıl kehanetinin gerçekleştiğini düşünür: "Bak, yine başladı, konuşacak bir şey yok."

Her biriniz diğerinin davranışına tepki gösterirken, aslında o davranışı istemeden de olsa pekiştirirsiniz. Bu, her adımda zemine biraz daha batan bir binanın ağırlığını artırmaya benzer. En sonunda zemin çöker. Geriye birbirine yabancılaşmış, aynı evin içinde iki ayrı gezegene dönüşmüş iki insan kalır. Bir çalışmada, özellikle kadınların bu tür bir döngü içindeyken, tartışma anında eşleri olumlu bir adım atsa bile bundan fayda göremediği, olumlu davranışın iyileştirici etkisinin adeta duvara çarptığı gözlemlendi [1].

Peki bu döngüyü kim başlatıyor? Genelde talepkâr olan taraf kadın, geri çekilen taraf erkek olarak bilinir. Gerçekten de veriler bunu doğrular: kadınlar, erkeklerden daha fazla talep/geri çekilme örüntüsü yaşadığını bildiriyor [2]. Ama bu, kadınların "nagging" yaptığına dair bayat bir klişeyi onaylamak anlamına gelmez. Bu daha çok, toplumsal cinsiyet sosyalizasyonunun ve ev içi emeğin dağılımındaki eşitsizliklerin bir yansıması. Raporları okuyan, randevuları hatırlayan, evdeki duygusal iklimin termostatını yöneten taraf çoğunlukla kadın olduğunda, bu görünmez yük bir süre sonra "neden hiçbir şeyi sen düşünmüyorsun?" talebine dönüşür. Ve bu talep bir eleştiri gibi duyulur.

Diyelim ki siz de bu döngünün içindesiniz. Talepkâr tarafta olduğunuzu varsayalım. Partnerinizin suskunluğu karşısında içinizden şu geçiyor olabilir: "Beni duymuyor. Onun için önemsizim. Hep benim çabalamam gerekiyor." Geri çekilen taraftaysanız, sizin içinizden geçenler daha farklı: "Sürekli şikâyet ediyor. Ne yapsam yetmiyor. Konuşsam da bir şey değişmeyecek."

Bu iki hikâye aynı anda yaşanır ve birbirini hiç görmez. Ebeveyn-çocuk ilişkilerinden tanıdık gelebilir size bu örüntü. Aslında yetişkinlikteki bu dansın kökleri çoğu zaman çocuklukta, ilk bağlanma figürlerimizle kurduğumuz iletişimin zemininde filizlenir. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, ebeveynleriyle ilişkisinde talep/geri çekilme döngüsü yaşayan genç yetişkinlerin, ebeveynlerini yetersiz iletişimciler olarak kodladıkları ve bu algının da yakınlığı zedelediği bulundu [3]. Yani bu örüntü yalnızca eşinizle aranızdaki bir mesele olmanın ötesinde, onlarca yıllık bir etkileşim tarihçesinin bugüne düşen gölgesi de olabilir.

Asıl mesele şu: biriniz "bağlantı kurmak istiyorum" derken diğeriniz "saldırı altındayım" duyuyor. Bu bir çeviri sorunudur. Ve çeviri sorunları, iki dil bilen birini suçlamakla değil, ortak bir sözlük oluşturmakla çözülür.

Tıkanma anında, kafanızın içinden ne geçiyor?

Bu soru önemli. Çünkü bu döngüyü ateşleyen şey, karşınızdakinin ne yaptığından çok, o yaptığıyla ilgili kafanızda kurduğunuz hikâyedir.

Konuyu açan sizseniz, muhtemelen şöyle bir film izliyorsunuzdur: "Beni duymuyor. Onun için önemsizim. Hep benim çabalamam gerekiyor, onun umrunda bile değil. Bu ilişkide hep ben bir şeyleri kurtarmaya çalışıyorum."

Geri çekilen sizseniz, sizin filminiz farklıdır: "Sürekli şikâyet ediyor. Ne yapsam yetmiyor. Yine aynı yere bağlanacağız, konuşmanın anlamı yok. En iyisi susayım da olay uzamasın."

Bu iki film de kendi içinde tutarlıdır. Her ikisi de geçmiş deneyimlerden, kırgınlıklardan, bazen de çocukluktan beslenir. Fakat ikisi de birer yorumdur, gerçeğin kendisi değil. Siz "önemsizleştirildiğinizi" hissederken partneriniz "boğulduğunu" hissediyor olabilir. Bu ikisi aynı anda doğru olabilir. Önemli olan, hangi filmi izlediğinizi fark etmek ve onu koca bir sinema perdesine yansıtmadan önce bir an durup bakmaktır.

İklim değişiyor: dış dünya içeri sızdığında

Bazen aynı tartışmayı tekrar etmenizin sebebi ikinizin arasında değil, kapının dışındadır. İş yerinde yediğiniz mobbing, ay sonunu zor getirmenin gerginliği, bitmeyen bir pandeminin yorgunluğu... Bunlar birer ses dosyası gibi arka planda sürekli çalar. Duyduğunuzu sanmazsınız ama tartışma anında o ses açılır.

Burada klinik literatürün söylediği şaşırtıcı bir şey var. Dezavantajlı sosyoekonomik koşullarda yaşayan çiftler üzerine yapılan bir boylamsal çalışma, talep/geri çekilme dediğimiz bu örüntünün, orta sınıf çiftlerdeki kadar yıkıcı olmadığını ortaya koydu [4]. Hatta bazı durumlarda erkeğin geri çekilmesi, kadının ilişki doyumunu düşürmüyordu. Araştırmacıların yorumu şuydu: dışsal stres faktörleri o kadar yoğunken, erkeğin tartışmadan çekilmesi bir "sakin kalma" stratejisine dönüşüyor ve ortamdaki tansiyonun daha da yükselmesini engelliyor.

Bunu şöyle düşünün: üzerinizde zaten taşıyamayacağınız kadar yük varken bir de evde ağır bir hesaplaşmaya girişmek, bardağı taşıran son damla olabilir. O anda geri çekilmek, bardağın taşmasını önlemek için verilmiş içgüdüsel bir tepkidir. Sorun, bu tepkinin kronikleşmesi ve ilişkinin tek iletişim biçimi haline gelmesidir.

Buradan çıkan sonuç şu: davranışı kendi bağlamında okumazsanız, iyi niyetli bir iletişim becerisi olarak öğretilen şey bile ters tepebilir. Kendi hayatınızın bağlamını tartın. Bugünlerde ikinizin de omzunda ne kadar yük var? Bu soruyu sormak, aynı tartışmayı birden farklı bir ışıkta görmenizi sağlayabilir.

Kavganın ortasında nefes alacak bir aralık yaratmak

Meseleyi anladınız. Bağlamı gördünüz. Peki bir sonraki patlama anında ne yapacaksınız? O an, bilişsel bir analiz yapamazsınız. "Şu anda talep/geri çekilme döngüsünün hangi aşamasındayız?" diye soramazsınız. Beyninizin duygusal alarm sistemi devrededir. Yapabileceğiniz şey, yangına körükle gitmemektir.

Eğer konuyu açan, bastıran taraftaysanız ve karşınızdakinin kapandığını, uzaklaştığını, sustuğunu görüyorsanız... durun. O kapıyı yumruklamak, bağırarak açtıramazsınız. Sesinizin şiddeti ile onun sessizliğinin derinliği arasında bire bir korelasyon olduğunu aklınızda tutun. Ne kadar yükselirseniz, o kadar derine çekilecektir. Şunu demeyi deneyin: "Şu an bu konuyu burada bırakalım mı? Ama benim için önemli. Yemekten sonra, sakin bir kafayla bir daha deneyelim."

Bu cümle üç şeyi başarır: tartışmanın kontrolden çıkmasını engeller, konuyu ötelediğiniz için iletişim kapısını açık tutar ve en önemlisi, karşınızdakine "bizi aynı takımda görüyorum" mesajını verir. Bu bir mola alma anlaşmasıdır, terk etme değil.

Eğer geri çekilen taraftaysanız ve içinizdeki duvar örülmeye, o bildik uyuşukluk hissi gelmeye başladıysa, tamamen kaybolmadan önce bir sinyal verin. Bunu yapmak zordur çünkü zaten konuşmak istemiyorsunuzdur. Ama şunu söylemek beş saniye sürer: "Şu an çok bunaldım. Bunu düşünmem lazım. Yarım saat sonra konuşabilir miyiz?"

Burada kritik nokta, o yarım saatin sonunda gerçekten dönmektir. Sözünüzü tutmadığınız her sefer, bu taktiğin inandırıcılığı azalır. Partnerinizin "yarım saat sonra"yı "bir daha asla" olarak çevirmeye başlaması uzun sürmez.

Sınır çizgisi kendi ayaklarınızın dibindedir

Bu konu bir ilişkide kendini sürekli talepkâr tarafta bulanlar için çetrefillidir. Çünkü muhtemelen size "güçlü" ya da "baskın" sıfatını yakıştırıyorlardır. Oysa siz kendinizi daha çok yalnız, yüklenmiş ve duyulmamış hissediyorsunuzdur. Bu pozisyonda, istediğiniz şeyin peşinden koşmayı bırakmak size başlangıçta vazgeçmek gibi gelir. Oysaki durum bundan farklıdır.

Partnerinizin suskunluğuna ya da kaçışına karşı kendi duruşunuzu belirlemek bir sınırdır. Ve sınır, karşı tarafa verilen bir ceza ya da ültimatom değildir. Ona "şöyle davranmazsan böyle olur" demek değildir. Sınır, sizin neye ne kadar maruz kalacağınızı, ne kadarıyla başa çıkabileceğinizi tanımlar.

Şu iki cümle arasındaki farka bakın:

"Eğer benimle doğru düzgün konuşmayacaksan ben de seninle hiçbir şey paylaşmam." (Bu bir tehdittir, karşı tarafın davranışını kontrol etmeye yöneliktir.)

"Bu konuyu bağırarak konuşmayı sürdüremem. Sakinleştiğimiz bir zamanda devam etmeyi tercih ederim." (Bu bir sınırdır, neye izin vermeyeceğinizi kendi duruşunuzla ifade eder.)

Sınırı koyan siz olduğunuzda, o bitmek bilmeyen ilişkilerde güç mücadelesi içindeki rolünüz de değişir. Artık onun ne yapıp ne yapmadığına bağlı olarak savrulmazsınız. Kendi pozisyonunuzu sahiplenirsiniz. Bu sahiplenme, şaşırtıcı biçimde, karşı tarafın geri çekilmesinin sizin üzerinizdeki etkisini azaltır. Dolayısıyla belki de bu sefer o, sizin geri çekildiğinizi fark eder. Döngü, en zayıf halkasından kırılmaya başlar.

Aynı tartışmanın farklı dilleri

Bu örüntüyü kırmak için bazen köküne inmek gerekir. Özellikle de çocukluğunuzdan getirdiğiniz yaralar, kavga anında bir yara bandı gibi sökülüp atılıyorsa.

Bazı insanlar için çatışma anı, terk edilme paniğini tetikler. Bu yüzden ne pahasına olursa olsun o an bağlantıyı koparmamak için bastırır, konuşur, zorlar. Bazı insanlar içinse çatışma anı, yetersizlik korkusunu tetikler. "Yine suçlu bulunacağım, yine beceremeyeceğim" der ve bunu önlemenin tek yolu olarak buharlaşmayı seçer. Bu iki tip de kendi geçmiş deneyimlerinden öğrenilmiş hayatta kalma stratejilerini uyguluyordur aslında. Kümülatif çocukluk travmaları üzerine yapılan bir araştırma, bu tür olumsuz iletişim örüntülerinin altında, çoğunlukla "olumsuz aciliyet" denen bir duygu düzenleme güçlüğünün yattığını gösteriyor [5]. Yani insan, yoğun bir duygu hissettiğinde dürtüsel olarak tepki veriyor, araya bir saniyelik düşünce girmesine izin veremiyor.

Bu noktada, problemi kişilik sıfatlarıyla ("O zaten böyle", "Ben de çok alınganım") etiketlemek yerine, onu ikinizin ortak meselesi haline getirmek iyileştiricidir. Problem, onun suskunluğu ya da sizin baskınlığınız değildir. Problem, ikinizin birlikte çıkamadığınız o çıkmaz sokaktır.

Bunu yapabilmek için bazen bir üçüncü göze, bir çift terapistine ihtiyaç duyarsınız. Bu, ilişkinin battığına ya da sizin birer birey olarak yetersiz kaldığınıza dair bir itiraf değildir. Tersine, o çıkmaz sokakta dönüp dolaşırken birinin gelip "kusura bakmayın, sola dönüp üçüncü kapıyı denediniz mi?" demesine izin vermektir.

Özellikle tartışmalarınız karşılıklı suçlamalara, aşağılamalara ya da kronik bir değersizleştirme sarmalına dönüştüyse, çift terapisinden önce bireysel bir görüşmeyle kendi hislerinizi anlamlandırmak daha sağlıklı bir başlangıç olabilir. Çünkü bazı örüntüler ancak bireysel olarak sakinledikten sonra çift olarak taşınabilir hale gelir.


Bu yazıyı okurken belki aklınızdan geçmiştir: "Ama bizim durumumuz daha farklı, bizimki daha karışık." Olabilir. Her ilişkinin kendine özgü bir iklimi, geçmişi ve kırılganlıkları vardır.

Aynı tartışmaları tekrar ediyor olmanız, ne sizin ne de partnerinizin kötü niyetli olduğunun kanıtıdır. Bu, ikinizin de henüz kıramadığı bir döngünün içinde sıkıştığınızı gösterir. Ve döngüler, onları fark ettiğimiz anda kırılmaya başlar. Bir dahaki sefere o bildik tartışma başladığında, belki de durup şunu merak edebilirsiniz: "Şu an ikimiz gerçekte ne için savaşıyoruz?" Bu soru bile başlı başına bir hamledir.

Sık sorulan sorular

İlişkilerde neden hep aynı kavgayı ediyoruz?

Bu genellikle farklı bir konunun değil, 'talep/geri çekilme' adı verilen kısır bir iletişim döngüsünün işaretidir. Bir taraf çözüm için ısrar ettikçe diğer taraf duvara konuştuğunu düşünerek geri çekilir; bu geri çekilme ilk tarafı daha da bastırmaya iter ve döngü kendi kendini besler.

Talep/geri çekilme döngüsü nasıl kırılır?

Döngüyü kırmak, bir an durup tartışmayı kazanan ve kaybeden olarak değil, iki kişinin birlikte sıkıştığı bir örüntü olarak görmekle başlar. Kendi ihtiyacınızı 'ben' diliyle, eleştiri olmadan ifade etmek ve partnerinizin sessizliğini anında kişisel bir reddedilme olarak okumamak, küçük ama etkili ilk adımlardandır.

Eşimle sürekli ufak şeyler yüzünden tartışıyoruz, bu normal mi?

Çoğu ilişkide anlaşmazlıklar normaldir, fakat konu ne olursa olsun hep aynı senaryo işliyorsa, mesele bulaşıklar ya da alınmayan ekmek değil, altta yatan bağlantı ihtiyacı veya etiketlenme korkusu olabilir. Yüzeydeki konudan çok, altta yatan duygusal ihtiyacı merak etmek iyileştirici olur.

Partnerim tartışırken susup içine kapanıyor, ne yapmalıyım?

Bu geri çekilme genellikle kayıtsızlık değil, tıkanmış bir baş etme yöntemidir. O an zorlamak döngüyü körükler. 'Bunları düşünmek için biraz zamana ihtiyacın var gibi, birazdan tekrar konuşalım mı?' gibi bir cümle, hem onun alan ihtiyacına saygı duyar hem de sizi sonrasında bağlantıya davet eder.

Kaynakça

  1. Shrout, M. R., Renna, M. E., Madison, A. A., Malarkey, W. B., & Kiecolt-Glaser, J. K. (2023). Marital negativity’s festering wounds: The emotional, immunological, and relational toll of couples’ negative communication patterns. *Psychoneuroendocrinology, 149*, 105989. https://doi.org/10.1016/j.psyneuen.2022.105989
  2. Delaney, A. & Sharabi, L. (2019). Relational Uncertainty and Interference from a Partner as Predictors of Demand/Withdraw in Couples with Depressive Symptoms. *Western Journal of Communication*. https://doi.org/10.1080/10570314.2019.1635266
  3. LaFreniere, J. R. (2020). A closer look at young adult-parent relationships: Examining demand/withdraw patterns and communication competence. *Communication Reports*, *33*(3), 161–173. https://doi.org/10.1080/08934215.2020.1817517
  4. Ross, J. M., Karney, B. R., Nguyen, T. P., & Bradbury, T. N. (2019). Communication that is maladaptive for middle-class couples is adaptive for socioeconomically disadvantaged couples. *Journal of Personality and Social Psychology: Interpersonal Relations and Group Processes, 116*(4), 582–597. https://doi.org/10.1037/pspi0000158
  5. Dugal, C., Bélanger, C., Brassard, A., & Godbout, N. (2019). A dyadic analysis of the associations between cumulative childhood trauma and psychological intimate partner violence: The mediating roles of negative urgency and communication patterns. *Journal of Marital and Family Therapy*. https://doi.org/10.1111/jmft.12414

Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp X

Yorumlar (0)

İsimler gizlilik için kısaltılır

Yorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.

İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.