Obsesif Düşüncelerle (Takıntılarla) Yaşamak: Zihninizdeki O Döngüyü Nasıl Kırarsınız?
Takıntılı düşüncelerin altındaki belirsizlik korkusunu ve ruminasyon döngüsünü anlayın. Zihinsel sıkışmışlıktan özgürleşmenin derin ve ilişkisel yollarını keşfedin.
Saat gece ikiyi çoktan geçmiş. Yorgunsunuz, göz kapaklarınız ağırlaşıyor ama zihniniz hız kesmeden aynı cümleyi evirip çeviriyor. Sabah gönderdiğiniz mesajın tonu acaba soğuk muydu? Ya karşınızdaki yanlış bir şey yaptığınızı düşündüyse? Hayır, büyük ihtimalle fark etmemiştir. Ama ya fark ettiyse? Tüm bunlar olurken döngünün farkındasınız: bu düşünceyi daha önce de onlarca kez düşündüğünüzü biliyorsunuz. Yeni bir cevap bulamadığınızı da. Ama zihniniz aynı patikada dönmeye devam ediyor, sanki bu kez gerçekten bir sonuca varacakmış gibi.
Obsesif düşünceler dediğimiz şey tam da budur: zihnin, bir sorunun etrafında dönüp durması ve her dönüşte biraz daha yorulması. Bu yazıda ne olup bittiğini anlaşılır kılmak ve bu döngüyü kırmak için hangi adımların neden işe yaradığını konuşacağız. Zihnin kendi içinde ördüğü bu sarmalı çözmek, önce onu tanımakla başlar. Tanıdığınız bir düşmanla baş etmek, hiç bilmediğiniz bir gölgeyle boğuşmaktan her zaman daha mümkündür.
Obsesif Düşünceler Zihinde Neden Bu Kadar Yer Kaplar?
Bu sorunun cevabı, zihnin tehdit algılama biçimiyle doğrudan bağlantılıdır. Beyin açısından bakıldığında, prefrontal korteks dediğimiz bölge düşünsel esnekliğin merkezidir. Dikkati başka yere kaydırmak, bir stratejinin işe yaramadığını fark edip yenisine geçmek, gelen bilgiye göre tavrı güncellemek bu bölgenin işidir. 2024'te yayımlanan bir derlemeye göre [1], bilişsel esneklik dediğimiz bu beceri yaklaşık 21-30 yaş aralığında en üst noktasına ulaşır. O yaşlardan sonra bu beceriyi korumak içinse bilinçli bir çaba gerekir.
Obsesif düşüncelerin yoğun olduğu anlarda olan şey şudur: bilişsel esneklik geçici olarak devre dışı kalır. Zihin aynı düşünce rayına sıkışır ve o raydan çıkacak esnekliği bulamaz. Bunu bir trenin makas değiştirememesine benzetebiliriz. Ray bellidir, lokomotif çalışmaktadır ama dümen kilitlenmiştir. Her turda aynı manzara, aynı istasyon, aynı sonuç. Daha da zorlayıcı olan şey, zihnin her turda aynı manzarayı biraz daha tehditkâr algılamaya başlamasıdır. Aşinalık burada yatıştırıcı olmaz; aksine, tekrarlandıkça düşünce daha da gerçek ve daha da acil hissedilir.
Bu sıkışma anlarında zihin ne yapar? Kontrolü yeniden kazanabilmek için düşünceyi tekrar tekrar işlemeye başlar. Uzmanların tekrarlayıcı olumsuz düşünme dediği olgu budur. Geniş çaplı bir araştırmada [2] 1772 yetişkinle yürütülen çalışma, bu zihinsel kalıbın nasıl işlediğini net biçimde gösteriyor: Belirsizliğe tahammülsüzlük, zihinsel geviş getirmeyi (ruminasyonu) artırıyor. Ruminasyon ise tehdit algısını büyüterek kişiyi korkuya sürüklüyor. Kısacası, belirsizliğe dayanamama hali zihni geviş getirir gibi düşünmeye zorluyor, bu da var olan kaygıyı katlıyor. Bu zincirleme reaksiyon, tek bir belirsizlik kıvılcımının nasıl olup da bütün bir zihinsel orman yangınına dönüşebildiğini açıklar. Zihnin kendi güvenlik arayışı, paradoksal biçimde onu daha da güvensiz hissettiren bir döngü üretir.
Kendinize şunu sormayı deneyin: "Şu anda zihnimin etrafında döndüğü bu sorunun, çözebileceğim bir soru olmadığını kabul etsem ne olur?" Çoğu zaman cevap şudur: Bir boşluk hissi, belki de tahammülü zor bir belirsizlik duygusu. İşte tam da bu noktada, zihnimiz o boşluğu doldurmak için tanıdık ama işe yaramaz malzemesine, yani ruminasyona sarılır.
Belirsizlikle Aramızdaki O Eski Husumet
Bir düşünce neden bu kadar yapışkan olabiliyor? Çünkü zihin belirsizliği bir tür tehdit olarak işaretler. İnsan beyni, kestiremediği şeyler karşısında kendini güvende hissetmez. Bu oldukça ilkel ve evrimsel olarak anlaşılır bir tepkidir. Atalarımız için belirsizlik, çalıların arkasında bir yırtıcı olabileceği anlamına geliyordu. Bugün ise aynı mekanizma karşınızdakinin mesaj tonuyla ilgili bir belirsizlikte devreye giriyor. Donanım aynı, yalnızca tehditlerin biçimi değişti.
Burada anahtar kavram belirsizliğe tahammülsüzlüktür. Aynı araştırmanın [2] analizinde belirsizliğe tahammülsüzlüğün zihinsel iyi oluş üzerindeki toplam olumsuz etkisi anlamlı bulunmuş; ama asıl çarpıcı olan, bu etkinin yarısından fazlasının ruminasyon ve korku üzerinden dolaylı yoldan gerçekleşmesi. Belirsizlik başlı başına devasa bir sorun olmak zorunda değildir; asıl yükü, onun etrafında örülen düşünce zincirleri oluşturur. Bu zincir adeta bir zehir gibi sisteme yayılır ve kişinin zihinsel iyi oluşunu adım adım aşındırır.
Peki bu zincir nasıl işler? Zihin, kestiremediği bir durumla karşılaştığında "çöz" komutu verir. Çözemedikçe "tekrar dene" der. Her tekrar biraz daha fazla tehdit algısı üretir. Sonuçta olayın kendisi değil, belirsizliği gidermek için harcanan zihinsel çaba asıl yorgunluğu yaratır. Zihnin kendi içinde kurduğu bu çözüm tezgâhı, tıpkı anahtarı kaybolmuş ve içeriden kilitlenmiş bir oda gibidir: çıkış yolu aramak için harcanan her hamle, orayı biraz daha dağınık hale getirir. Çözüm arayışının kendisi soruna dönüşür. Kişi, belirsizliğin yarattığı o boşluğa tahammül edemediği için düşünmeye devam eder ve düşündükçe boşluk daha da büyür. Bu kısırdöngü, kişinin enerjisini tüketen ve onu asıl yaşamın dışında tutan bir girdaba dönüşebilir.
Belirsizliğe tahammülsüzlük ile zihnin kontrol arayışı arasındaki bağ, gündelik hayatta pek çok biçimde karşımıza çıkar. Birinin size dönüş yapmasını beklerken geçen her dakikayı felaket senaryolarıyla doldurmak, bir sağlık belirtisini saatlerce internette araştırmak, verdiğiniz bir kararın ardından günlerce doğru mu yaptım diye düşünmek — bunların hepsi aynı mekanizmanın farklı yüzleridir. Zihin, bilmediği bir şeyin varlığına katlanamadığı için o boşluğu düşünceyle doldurur ve doldurmaya devam eder. Her dolduruşta biraz daha yorulur ama boşluğun kendisi zerresine küçülmez.
Burada kritik olan şu ayrımı görmektir: Belirsizlik hissi ile belirsizlik hakkındaki düşünceler ayrı şeylerdir. Belirsizlik hissi gelir, bir süre kalır ve gider; tıpkı bir hava durumu gibi. Onun hakkındaki düşünceler ise o hisse yapıştığımız, onu çözmek için zihinsel emek harcadığımız anlarda çoğalır. Döngüyü kırmak, hissin kendisini yok etmeye çalışmaktan değil, his varken düşünceyi çağırmamayı öğrenmekten geçer. Zira his geçicidir, düşünce ise onu kalıcı kılar.
Kontrol Çabası Döngüyü Nasıl Besler?
"Bu düşünceyi aklımdan çıkarmalıyım." Bu cümleyi kendinize söylediğinizde olan şey nedir? Düşünce genellikle daha da büyür. Çünkü bir düşünceyi bastırmak, onu daha güçlü biçimde geri çağırır. Bu, beyaz ayı deneyinden beri bildiğimiz bir mekanizma: Bir şeyi düşünmemeye çalıştığınızda, zihniniz önce onu tanımlamak zorundadır. Tanımladığı an düşünceyi zaten çağırmış olursunuz.
Düşünceyi kontrol altına alma çabası, genellikle üç yaygın stratejiyle işler ve bunların her biri döngüyü kendi yöntemiyle besler. İlki, "Ya şöyle olsaydı?" sorularıyla geleceği kestirme girişimidir. İkincisi, "Neden böyle düşünüyorum?" sorusuyla düşüncenin kendisine odaklanmaktır. Üçüncüsü ise düşünceyi tamamen zihinden atmaya çalışmak, yani doğrudan baskılamaktır. Bu stratejilerin her biri, kısa vadede bir rahatlama vaat ederken uzun vadede düşüncenin zihindeki yerini sağlamlaştırır.
2018'de yayımlanan bir derlemede [3] de vurgulandığı gibi, ruminasyon kişide sorun çözdüğüne dair yanlış bir inanç geliştirir. Zihin döndükçe hiçbir şeyi çözmediği halde, çözüme yaklaştığı yanılsamasını sürdürür. Bu, karda yürürken izinizi tekrar tekrar aynı yere basarak derinleştirmeye benzer. Adımlarınız size ilerlediğinizi hissettirir ama olduğunuz yerde, yalnızca daha derin bir oyuk açıyorsunuzdur. Bu yanılsama, belki de döngünün en sinsi parçasıdır. Kişi, boşuna kürek çektiğini fark etmediği sürece kıyıya vardığını sanmaya devam eder.
Kendinize şu soruyu yöneltmek işe yarayabilir: "Bu düşünceyle geçirdiğim son yarım saatte, 30 dakika önce bilmediğim hangi yeni bilgiye ulaştım?" Cevap genellikle "hiçbir şey"dir. Çünkü ruminasyon bilgi üretmez; yalnızca var olan bilgiyi tekrar tekrar öğütür. Bu soruyu sormak, zihnin üretkenlik numarasını ifşa eder ve size döngünün dışına çıkmak için ihtiyaç duyduğunuz mesafeyi kazandırabilir.
Obsesif düşüncelerle baş etmeye çalışırken düşülen en büyük tuzak, kontrolün kendisini hedef haline getirmektir. "Şu düşünceyi kontrol edebilirsem rahatlayacağım" varsayımı, o düşünceye daha fazla yatırım yapmaya iter. Oysa döngüyü kırmak, kontrol çabasından vazgeçmekle başlar. Rahatlama, düşünceyi yendikten sonra değil, onunla savaşmayı bıraktıktan sonra gelir. Bu, teslimiyet değil, stratejik bir geri çekilmedir. Savaş alanını terk ettiğinizde, düşman da vuracak bir hedef bulamaz.
Bilişsel Esneklik: Zihinsel Sıkışmışlığın Panzehiri
Buraya kadar döngünün nasıl işlediğini anlattık. Şimdi döngüyü kırmak için asıl araca bakalım: Bilişsel esneklik. 2022'de 275 hemşirelik öğrencisiyle yapılan bir çalışmada [4], bilişsel kontrol ve esneklik düzeyi yükseldikçe yaygın kaygı düzeyinin anlamlı biçimde düştüğü bulunmuştur. Duygu üzerindeki bilişsel kontrol ile kaygı arasındaki ters yönlü ilişki özellikle dikkat çekicidir. Yani, duygularınıza mesafe koyabildiğiniz ve zihninizin yönünü değiştirebildiğiniz ölçüde, o kemirgen kaygı da geri çekilmeye başlar.
Bilişsel esnekliği bir kas gibi düşünebiliriz. Kritik anlarda bu kasın devreye girememesi, zihnin "kaç ya da savaş" modundan çıkamaması anlamına gelir. Aynı derlemede [1] belirtildiği üzere, süreğen ve ani stres bilişsel esnekliği olumsuz etkiler. Stres altındayken esnekliğimiz azalır, esneklik azaldıkça da en ufak bir belirsizlikte düşünce rayına sıkışma ihtimalimiz artar. Bu bir kısırdöngüdür. Stresli olduğumuz için takılırız, takıldıkça daha çok stres oluruz. Bu çarkı kırmak, zincirin herhangi bir halkasına müdahale etmeyi gerektirir.
Bu noktada önemli bir ayrıntı var: Yine aynı derlemede [1] aktarılan ikiz çalışmaları, bilişsel esnekliğin genetik faktörlerden çok çevresel faktörlerden etkilendiğini gösteriyor. Bu da esnekliğin eğitim yoluyla geliştirilebilecek bir beceri olduğuna işaret eder. Doğuştan gelen sabit bir kapasiteye mahkûm değiliz; geliştirilebilir, esnetilebilir, çalıştırılabilir bir şeydir söz konusu olan. Bu bilgi, başlı başına bir umut sebebidir. Yıllarca aynı düşünce kalıpları içinde sıkışıp kalmış biri bile, beyninin bu plastisite sayesinde yeni yollar inşa edebileceğini bilir.
Peki bilişsel esnekliği gündelik hayatta nasıl çalıştırırız? Mesele büyük değişiklikler yapmak değil, zihnin küçük kararlarda farklı yollar denemesine izin vermektir. Alışverişte hep aynı markayı almak yerine bugün bilmediğiniz bir ürünü seçmek, işe giderken bir durak önce inip yürümek, akşam yemeğinde hiç denemediğiniz bir tarifi uygulamak. Bunlar küçük görünür ama zihne verdiği mesaj nettir: "Her şey aynı kalmak zorunda değil, farklı şeyler deneyebilirsin." Bu küçük pratikler, beynin "alışılmış olan" ile "yeni olan" arasındaki geçiş kasını çalıştırır. Bir süre sonra, daha büyük zihinsel sıkışmalarda da o kasın refleks olarak devreye girdiğini fark edersiniz.
Bilişsel esneklik aynı zamanda bir duruma birden fazla açıdan bakabilme becerisidir. Obsesif düşüncelerin içindeyken zihin adeta bir tünel görüşüne girer; tek bir senaryo vardır ve o senaryo genellikle en kötü olandır. Oysa esneklik, o tünelin duvarlarını kaldırıp olayı başka bağlamlarda da görmeye izin verir. Diyelim ki birinin size soğuk davrandığını düşünüyorsunuz. Zihnin sunduğu ilk senaryo sizinle ilgili bir sorun olduğudur. Oysa karşınızdaki kişinin kendi sıkıntıları olabileceği, yorgun olabileceği, dalgın olabileceği ya da meseleyi sizinle hiç ilgisi olmayan bambaşka bir şeyin tetiklemiş olabileceği ihtimalleri de masadadır. Bilişsel esneklik, bu diğer ihtimalleri de görmeye gönüllü olmaktır. Zihnin sunduğu ilk ve en güçlü yoruma teslim olmamak, onun yanına başka yorumları da bilinçli olarak yerleştirmektir. Bu, gerçeği çarpıtmak değil; gerçeğin sınırlarını genişletmektir.
Düşünceyle İlişkiyi Değiştirmek
Obsesif düşünceleri yönetmek, onları yok etmeye çalışmak anlamına gelmez. Buradaki asıl mesele, zihnin düşünceyle kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlamaktır. Düşünce zihinde belirdiğinde, ona bir düşman gibi değil, bir haberci gibi yaklaşmak mümkündür. Haberciyi kovalamak, mesajı daha yüksek sesle tekrar etmesine yol açar. Onu dinleyip "anladım, şu anda bunu düşünüyorum" demek ise sesini kısmaya başlar. Bu, düşünceyi onaylamak değil, onu yalnızca bir zihinsel olay olarak kayıt altına almaktır. Bir düşünceyi fark etmek ile ona inanmak arasındaki ince ama hayati çizgiyi görmek, bu yolculuğun en kritik dönemeçlerinden biridir.
Bu yaklaşımın özü şudur: Düşüncenin içeriğiyle uğraşmak yerine, düşünme biçiminize dikkat vermek. "Acaba sevilmeyecek bir şey mi söyledim?" sorusuna cevap aramak sizi döngünün içine çeker. Oysa "Bu soru zihnimde hangi kalıba oturuyor?" diye bakmak sizi döngünün biraz dışına taşır. İçerik uçsuz bucaksızdır, orada kaybolmak kolaydır. Biçim ise bellidir: aynı soru, aynı patika, aynı sonuç. Biçimi fark ettiğinizde artık içeriğin esiri değilsinizdir. Bir filmi izlerken perdenin kendisini değil de projektörün ışığını fark etmeye benzer bu. Işığı gördüğünüzde, perdedeki görüntünün mutlak gerçek olmadığını da anlarsınız.
Bir başka önemli hamle, belirsizlikle pazarlık masasına oturmaktır. Zihniniz o anda belirsizliği gidermek için size baskı yaptığında, kendinize şunu demeyi deneyebilirsiniz: "Bu belirsizliği şimdilik taşıyabiliyorum. Hemen cevap bulmak zorunda değilim." Bu cümle, belirsizliğe tahammülsüzlüğün tam merkezine dokunur. Çünkü belirsizliğe tahammülsüzlük esasen "bilmediğim bir şeyi taşıyamam" inancıdır. O inancı yumuşatmak, zihne şu mesajı verir: "Bilsen de bilmesen de şu anda güvendesin." Bu mesajı tekrar tekrar, sabırla, bir çocuğa bir şey öğretir gibi vermek gerekir. Zihin, yıllardır süregelen bir alışkanlığı birkaç denemede bırakmaz; ama her seferinde biraz daha ikna olur.
Bu noktada pratik bir yöntem, düşünceye bir zaman sınırı tanımaktır. "Bu konuyu 10 dakika düşüneceğim, sonra bırakacağım" demek, düşünceyi yasaklamaktan farklıdır. Yasaklamak geri teper; sınır koymak ise düşünceye bir çerçeve çizer. Çerçevenin dışına çıktığını fark ettiğinizde, zihninizi nazikçe o çerçeveye geri davet edersiniz. Bu, düşünceyi bastırmak değil, onu bir yerde ağırlamaktır. Ağırladığınız şey, sizi esir alamaz. Ona bir koltuk gösterirsiniz, oturur; ama evin geri kalanına hükmetmesine izin vermezsiniz.
2018'de yayımlanan bir meta-analize göre [5], bilişsel davranışçı terapi ve özellikle ruminasyon odaklı müdahaleler, tekrarlayıcı olumsuz düşünme üzerinde orta düzeyde bir etki büyüklüğüne sahip. Bu kazanımlar takip çalışmalarında da korunuyor. Yani bu döngüyle çalışmak yalnızca anlık bir rahatlama değil, kalıcı bir değişim de yaratabiliyor. Zihnin alışkanlıklarını yeniden yazmak mümkün; bu, bilimsel olarak da defalarca gösterilmiş bir gerçek.
Ne Zaman Daha Fazlası Gerekir?
Obsesif düşünceler herkesin zaman zaman yaşadığı bir şeydir. Ancak düşünceler günün önemli bir kısmını işgal etmeye başladığında, uykunuzu sürekli böldüğünde, kararlarınızı felce uğrattığında veya artık bu düşüncelerden kaçınmak için hayatınızı daralttığınızı fark ettiğinizde bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak iyi bir fikirdir.
Özellikle şu noktalara dikkat etmekte yarar var: Düşüncelerle baş etmek için tekrarlayan fiziksel ritüellere ihtiyaç duyuyorsanız (kapıyı beş kez kontrol etmek, belirli sayıda el yıkamak gibi), bu obsesif-kompulsif bir tabloya işaret ediyor olabilir. Ya da düşüncelerin içeriği size veya başkalarına zarar vermekle ilgiliyse ve bu düşünceler belirgin bir sıkıntı yaratıyorsa, bir klinisyenin bunu sizinle birlikte değerlendirmesi değerli olur.
Profesyonel destek alma konusunda çekimser hissediyorsanız, şunu bilmek yardımcı olabilir: İngiltere'de yapılan geniş ölçekli bir tarama araştırmasında, şiddetli ruhsal belirtiler gösteren bireylerin tedavi alma oranı 2014 itibarıyla yalnızca %47,9 olarak saptanmıştır. Yani yardım arayışına giren herkesin yanında, aynı eşikte durup henüz adım atmamış bir başkası daha var. O eşikte olmak size has bir durum değil. Kaldı ki, profesyonel bir gözün size kazandıracağı en değerli şey, döngünün içindeyken göremediğiniz çıkış kapılarını fark etmenizi sağlamaktır. Bu bir zayıflık değil, stratejik bir akıl yürütmenin sonucudur.
Kapanış
Zihnin dönüp durduğu o döngü, aslında bir şeyi başarmak istediği için vardır: Sizi belirsizliğin yarattığı o boşluktan korumaya çalışır. Sorun şu ki, sizi boşluğun korkusundan korurken boşluğun kendisini büyütür. Her turda biraz daha derinleşen bir hendek gibi. Yine de bu hendeğin mimarı da işçisi de zihnin kendisidir; bu da onu yeniden şekillendirebileceğimiz anlamına gelir.
Bugün bu yazıdan yanınıza alabileceğiniz belki de en kullanışlı araç şu: Bir düşünce zihninize yapıştığında, onu kovalamak yerine "Bu zihnimin belirsizlikle baş etme biçimi" diyebilmek. Düşünceyle boğuşmayı bırakıp düşüncenin ne olduğunu fark etmek, döngüden çıkışın ilk adımıdır. O adımı attığınızda, ray yine aynı ray olacaktır ama makas artık yalnızca size bağlıdır.
Sık sorulan sorular
Takıntılı düşünceler neden özellikle geceleri artar?
Gece uğraş azaldığında belirsizlikle baş başa kalma süresi uzar ve bilişsel kontrol zayıflar. Ruminasyon zihnin yalnız kaldığı ilk anda devreye girerek gündelik belirsizlikleri çözülmesi gereken sorunlara dönüştürür. Ertesi günü zihinsel olarak prova etme isteği de düşünceleri daha sıkıştırıcı hale getirebilir.
Belirsizliğe tahammülsüzlük obsesif düşüncelerle nasıl ilişkilidir?
Belirsizliğe tahammülsüzlük, kestirilemeyen durumlar karşısında zihnin bir güvenlik arayışına girmesine yol açar. Çözüm üretmek için ruminasyonu devreye sokan bu mekanizma, aslında var olmayan bir kontrolü kazanma çabasıdır. Bulgular, belirsizliğe tahammülsüzlüğün önce ruminasyonu artırdığını, artan ruminasyonun da tehdit algısını büyüterek sıkışmışlığı derinleştirdiğini göstermektedir.
Ruminasyonla obsesif düşünce arasındaki fark nedir?
Ruminasyon, tekrarlayıcı ve olumsuz bir düşünme biçimi olarak obsesif düşüncelerin zihinde tutunma süresini uzatır. Her ikisi de zihinsel enerjiyi tüketir; ancak ruminasyon daha çok 'neden' ve 'ya şöyle olsaydı' sorularıyla geçmişi tararken, obsesif düşünceler geleceğe yönelik kontrol kaygısıyla biçimlenir. İkisi birlikte bireyin zihinsel iyi oluşunu belirgin biçimde düşürür.
Bilişsel esneklik geliştirilebilir mi?
Evet, bilişsel esneklik büyük ölçüde çevresel faktörlerden etkilenir. İkiz çalışmaları, bu becerinin genetikten çok yaşantıyla şekillendiğini göstermektedir. Hayata küçük farklılıklar eklemek, basit gündelik tercihleri bilinçli olarak değiştirmek ve bilişsel kontrolü anbean pratik etmek esnekliği zamanla artırabilir.
Kaynakça
- Tong ve ark. (2024). Derleme.
- Satici, B., Saricali, M., Satici, S. A. ve Griffiths, M. D. (2020). Intolerance of Uncertainty and Mental Wellbeing: Serial Mediation by Rumination and Fear of COVID-19. *International Journal of Mental Health and Addiction*. https://doi.org/10.1007/s11469-020-00305-0
- Naman (2018). Derleme.
- Kahraman-Bayrak ve ark. (2022). Çalışma.
- Spinhoven ve ark. (2018). The effects of cognitive-behavior therapy for depression on repetitive negative thinking: A meta-analysis. *Behaviour Research and Therapy*. https://doi.org/10.1016/j.brat.2018.04.002
Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.
Yorumlar (0)
İsimler gizlilik için kısaltılırYorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.
İlk yorumu siz yazın.
Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.