İçeriğe geç
Terapi & tedavi süreçleri

Terapistimi Değiştirmeli miyim? Verim Alamadığınızı Gösteren 7 İşaret

Terapiden verim alamadığınızı düşünüyorsanız, bu yazı terapötik ittifaktaki kopuşları ve değişim vaktini gösteren 7 klinik işareti ele alıyor.

Yazan: Feyzi Alpman7 dk okuma

Terapi işe yaramadığında akla ilk gelen açıklama sizde bir eksiklik olmasıdır, oysa belirleyici olan çoğu zaman sizin çabanız değil danışan ile terapist arasında kurulan bağın kalitesidir. Daha çok anlatmak değil, o bağda neyin koptuğunu fark etmek değişimi başlatır.

Kapıdan çıkarken aklınızda aynı cümle dönüyor olabilir: yine bir şey hissetmedim. Bunu daha önce konuşmuştuk, neden aynı yerdeyim duygusu seans sonrasına eşlik ediyor olabilir. Terapiye gitmek yaşamınızın düzenli bir parçası haline gelmiş, ilk aylardaki merak ve hafifleme beklentisi yerini durgun bir tekrara bırakmış olabilir. İşte, terapinizden verim alamadığınızı gösteren ve çoğu zaman göz ardı edilen 7 klinik işaret.

Terapi odasında sonucu belirleyen temel unsur, danışan ile terapist arasında kurulan bağın kalitesidir. Bu bağ literatürde terapötik ittifak olarak tanımlanır: güven, iş birliği ve karşılıklı anlaşma zemini. Verim düşüklüğü bu zeminde oluşan küçük kopuşlarla ilişkilidir. Kopuşu erken fark etmek, mevcut ilişkiyi onarma ya da ayrılma kararını sağlam zemine oturtur.

Terapiden verim alamamak bağın bittiğini değil onarılmayı beklediğini gösterir

Terapiden verim alamamak çoğu zaman motivasyon kaybı gibi okunur. Oysa anlatmaktan vazgeçme ve seans akışını terapiste bırakma, ittifakta geri çekilme biçiminde bir kopuşa işaret edebilir. Anlatmak istediğiniz bir konunun önemli olmadığı düşüncesiyle geri durmak, seansın yönünü tümüyle terapiste devredip zihinsel olarak başka yere kaymak, konuşacak bir şey yok cümlesini daha sık kurmak bu örüntünün günlük halleridir. Varsayımsal bir örnek, seans çıkışı koltuk kenarında duraksayıp boşluk hissetmek ve bunu yorgunluğa bağlayıp geçmektir.

Geri çekilmenin ardındaki mekanizma, hayal kırıklığının tekrarından korunmayı amaçlayan bilinçdışı bir korumadır. Zihin odadan çıkar, beden kalır. Bu koruma anlaşılabilir bir tepkidir ve başarısızlık işareti değildir. Kopuş ile onarım oranları bu noktada yol gösterir. 2020'de yayınlanan bir çalışma [1], terapiyi memnuniyetsiz bırakan danışanlarda kopuşların yalnızca %21'inin onarıldığını, oysa terapiyi tamamlayanlarda bu oranın %93'e kadar çıktığını gösteriyor. Fark, kopuşun hiç yaşanmamasında değil, fark edilip ele alınmasındadır.

Aynı çalışmada [1], ihtiyacını karşılamış olarak terapiyi bırakan danışanların ittifak puanları ve kopuş onarım oranları, terapiyi tamamlayanlarla neredeyse aynıdır. Bu bulgu, erken ayrılığın her zaman olumsuz olmadığını düşündürür. İhtiyaç karşılandığında bitirmek ile bağ onarılmadan uzaklaşmak farklı süreçlerdir. Ayrımı yapan ölçüt, kopuşun konuşulup konuşulmamasıdır.

Bu aşamada iki küçük izleme işinize yarar. Kendinize son seanslarda söylemek isteyip de söylenmemiş bir şey olup olmadığını sorun. Yanıt çoğu zaman tek bir cümledir ve seansın dışında kalmıştır. Zihnin odadan çıktığı anlardaki bedensel sinyalleri takip edin. Bakışın kaçması, omuzların kasılması, nefesin sığlaşması, saate bakma isteği gibi sinyaller geri çekilme kopuşunun erken uyarısı olabilir. Anlatmak istenen şeyden vazgeçme ve zihinsel olarak seanstan uzaklaşma biçiminde görülen kopuş, bu sinyallerle fark edilir hale gelir. Not almak, bu izlemeyi somutlaştırır. Seans sonrası iki satır yazmak yeterlidir: neyi söylemedim, bedenim ne yaptı.

Terapide geri çekilme ve terapide tıkanıklık aynı durgunluğun iki yüzüdür

Terapide geri çekilme sessizleşmeyle başlar, terapide tıkanıklık tekrarla sürer. İkisi de aynı durgunluğun iki yüzüdür. Yanlış anlaşılmaların fark edilip düzeltilmesi ittifakı güçlendirir, düzeltilmeden sürmesi ise duyulmama hissini büyütür. Terapistin sözünüzü farklı anlaması olağandır. Önemli olan düzeltmeye alan açılmasıdır. Düzeltme yapılmadığında küçük bir kayma, seanslar boyunca taşınan bir mesafeye dönüşür.

Aynı çalışmada [1], terapistin çok az tepki vermesi, kopuşlara katkıda bulunan en belirgin davranışlardan biri olarak tanımlanıyor. Bir zorluğu dile getirmenize rağmen terapistin sessiz, yönlendirici olmayan ya da tepkisiz kalması, ittifakı aşındıran başlıca etkenlerdendir. Danışanın malzemesini işlemeden bırakan tepkisiz tutum ittifakı aşındırır ve yalnızlık hissine iter. Anlatılanlar yeni bir kapı açmayan tepkilerle monoloğa dönüşür. Siz konuşur, oda sessiz kalır. Bu sessizlik bazen düşünme alanı sunar, bazen de boşluk yaratır. Ayrımı yapan ölçüt, sessizliğin sonrasında ne olduğudur.

Konuşulabilen duraksama yeni kavrayışla kırılırken konuşulamayan durgunluk yorgunlukla tekrar eden tıkanıklığa evrilir. Seansa hazırlanırken anlatacaklarınızı terapistin olası tepkisine göre filtrelemek de bu tıkanıklığın bir parçası olabilir. Tepkiyi önceden tahmin edip cümleyi yumuşatmak, çatışmadan kaçınmak, zor konuyu ertelemek ittifakı korur gibi görünür. Kısa vadede rahatlatır, uzun vadede malzemeyi daraltır.

Bu tablo tek bir nedene indirgenemez. On bir çalışmanın meta-analizinde, kopuşların başarıyla onarılmasının terapi sonucuyla orta düzeyde pozitif bir ilişki gösterdiği (r = .29) ve onarılmış kopmaların iyi sonucu yordadığı bulunmuştur. 2022'de inme rehabilitasyonu üzerine yapılan bir başka çalışma [2], bu bakışı farklı bir alandan da destekliyor: Hastalar, uygulayıcıların "kişiyi okuyabilme, ne zaman zorlayıp ne zaman geri çekileceğini bilme" becerisini, katılımın en kritik bileşenlerinden biri olarak tanımlıyor. Zamanlama becerisi, terapi odasına da uyarlanabilir. Ne zaman sorulacağı, ne zaman beklenileceği, ne zaman geri çekilineceği ittifakın ritmini belirler.

Danışanın ilerleme kaygısını duyabilen ve bunu sürecin yeni bir aşaması olarak okuyabilen bir terapist, zaten işin özünde ne kadar yetkin olduğunu bu anda gösterir. 2019'da yayınlanan bir derlemede [3] vurgulandığı gibi, grup terapisinde liderle olan ittifak tüm seanslarda sonuçla ilişkisini korurken, üyeler arası kohezyon yalnızca ilerleyen seanslarda belirleyici olmaktadır. Bireysel terapide de benzer bir ilke geçerlidir: güvenli bağ erken dönemde taşıyıcıdır, derinleşme sonra gelir. İlerleme kaygısını yalnızca kendinize yüklemeden ilişkinin iki taraflı doğasını gözetin. Bu kaygı bazen sürecin tıkandığını, bazen de yeni bir aşamaya geçildiğini gösterir.

Durgunluğu netleştirmek için şu üç noktayı izleyin:

  • Anlaşılmadığınızı terapiste söylemekten sizi alıkoyan nedeni kendinize sorun.
  • Terapistin sessizlik ve geri çekilme karşısındaki tutumunu gözlemleyin.
  • Somut olarak neyin değişip değişmediğini kendinize sorun.

İlk madde, duyulmama hissinin dile getirilme biçimini açar. İkinci madde, tepkisizliğin tarz mı yoksa kopuş mu olduğunu ayırt eder. Sessizlik sonrası toparlama, soru, özet ya da duygu yansıtması geliyorsa alan korunuyor demektir. Üçüncü madde, beklentiyi ölçülebilir hale getirir. Uyku, iş, ilişki, kaygı düzeyi gibi alanlarda küçük değişimleri not edin. Değişim yoksa bunu veri olarak ele alın.

Terapötik ittifak onarılmadığında terapist değiştirme bir kaçış değil veridir

Terapötik ittifak iki kişilik bir yapıdır ve onarım sorumluluğu iki tarafa aittir. Siz geri bildiriminizi açıkça sunarsınız, terapist de yöntemini ve tutumunu gözden geçirir. Terapistin danışanın geri bildirimine rağmen aynı yöntemde ısrar etmesi, ihtiyaçtan çok ekole yaslanmaya işaret eder. Buna model bağımlı ısrar denir: danışanın ihtiyacına göre esnemek yerine aynı terapötik etkinlikte ısrar etme. Her ekolün değeri vardır, ancak ihtiyaç değiştiğinde yöntemin de ayarlanması gerekir. Ayar yapılmadığında seanslar düzenli sürer, içerik daralır.

Ama terapi, sizi kendi hayatınızın faili olmaktan çıkarıp, bir başkasının onayına bağımlı hale getiriyorsa, iyileştirici değil, yatıştırıcı bir işlev görmeye başlamıştır. 2009'da yapılan bir çalışmada [4], danışanların terapötik ittifaktan beklentilerinin hiç de homojen olmadığı, kimilerinin içgörü odaklı, kimilerinin iş birlikçi bir ilişki aradığı, ama neredeyse hepsinin "kişisel" bağı en az "profesyonel" bağ kadar önemsediği ortaya çıkmıştı. Onaylanma arzusu sürecin ana ekseni haline geldiğinde terapi iyileştirici olmaktan çıkıp yatıştırıcı işleve kayar. Seans iyi hissettirir, ancak seans dışında karar alma gücünüz artmaz. Terapistin ne diyeceğini merak etmek, kendi değerlendirmenizin önüne geçer.

Verim alamama hissini onarım daveti olarak terapistle konuşun. Onarım daveti, verim alamama hissini şikayet olarak değil ilişkiyi onarma çağrısı olarak terapistle konuşmadır. Dili basit tutmak yeterlidir: son haftalarda durgun hissettiğinizi, hangi anlarda koptuğunuzu, neye ihtiyaç duyduğunuzu anlatın. Kendinize terapiste söylemekten çekindiğiniz bir davranışın olup olmadığını sorun. Bu soru, model ısrarı ile onay bağımlılığını ayırt eder. Çekinme varsa gerekçesini adlandırın: tepki korkusu, hayal kırıklığı yaratma endişesi, uyumu bozma kaygısı.

Onarım davetine rağmen savunmacı tutum sürüyorsa ayrılmayı değerlendirmek gerekir. Savunma, açıklama, gerekçelendirme ya da konuyu dağıtma tekrarlanıyorsa ittifak onarılmıyor demektir. Bu durumda terapist değiştirme bir kaçış değil veridir. Kararı aceleye getirmeyin, ancak erteleyerek de veriyi boşa harcamayın. Bir ya da iki seanslık açık konuşma denemesi, tablonun netleşmesine yardımcı olur. Değişim olmuyorsa yeni bir uzmanla görüşmek tutarlı bir adımdır.

Bu süreçte güvenliğiniz ölçüttür. İstismar ya da şiddet içeren durumlarda onarımla oyalanmadan güvenli çıkış arayın. Sınır ihlali, aşağılama, tehdit, cinsel içerikli davranış ya da fiziksel güvenlik riski varsa onarım gündemi kurulmaz. Kaydı tutun, güvendiğiniz bir kişiyle paylaşın ve ilgili kurumlara başvurun.

Ne zaman ve hangi uzmana başvurmak gerekir sorusu bu noktada önem kazanır. Verim düşüklüğü haftalarca sürüyorsa, kopuş konuşmaları sonuç vermiyorsa ya da seanslar kaygınızı artırıyorsa bir psikolog, psikolojik danışman ya da psikiyatrist ile değerlendirme görüşmesi yapmanız anlamlı olur. Psikolog ve psikolojik danışman süreci, hedefleri ve yöntem uyumunu gözden geçirmenize yardımcı olur. Yoğun kaygı, çökkünlük, uyku ve iştah değişiklikleri ya da günlük işlevlerde belirgin bozulma varsa psikiyatrist değerlendirmesi de gündeme gelir. Farklı bir uzmandan görüş almak, mevcut terapiyi değersizleştirmez. Kararınızı veriye dayandırır.

Açılıştaki çaba paradoksuna dönelim. Daha çok anlatmak çözüm değildir, kopuşun nerede olduğunu görmek çözümdür. Eksiklik fikri sizi yorar, onarım verisi sizi yönlendirir. Söylemediğiniz cümleyi, kaçan bakışı, düzeltilmeyen yanlış anlamayı, tepkisiz kalan sessizliği not edin. Bunlar suçlama malzemesi değil, konuşma başlığıdır. Bağ onarılmayı bekliyor olabilir. Onarılmıyorsa ayrılmak da bakımın bir parçasıdır.

Sık sorulan sorular

Terapiden verim alamadığımı nasıl anlarım?

Verim alamamak genellikle kendini tekrarlayan bir kopukluk hissi, seanslardan sonra kalıcı bir değişim görememek veya terapistinizle aranızdaki bağın zayıflığı olarak gösterir. Bu durumu bir süredir yaşıyorsanız, yaşadığınız şey terapötik ittifakta bir kırılma olabilir.

Terapistimi değiştirmek yerine sorunu konuşsam olmaz mı?

Aranızdaki kopukluğu ifade etmek, aslında terapinin en dönüştürücü adımlarından biridir. Eğer terapistiniz bu geri bildirimi duymaya açıksa ve birlikte onarmaya çalışırsanız, ilişki hiç kırılmamış gibi değil, tamir edildiği için daha güçlü hale gelebilir.

Terapistimin iyi olmadığını nasıl anlarım?

Terapistin yeterliliği ile terapötik uyum farklı şeylerdir. Uzman bir terapist size uygun olmayabilir; önemli olan, sizin ihtiyacınız olan destek türünü alıp almadığınızdır. Kendinizi sürekli yargılanmış, görmezden gelinmiş veya zorlanmış hissediyorsanız bu bir uyumsuzluk işareti olabilir.

Terapiyi bırakmakla değiştirmek arasındaki fark nedir?

Bırakmak, çoğunlukla sürecin kendisinden vazgeçmek anlamına gelirken; değiştirmek, ihtiyacınız olan desteği başka bir profesyonelde aramaya devam etmektir. Eğer terapiye olan inancınızı koruyor ama mevcut ilişkide tıkanmış hissediyorsanız, değiştirmek sizin için daha uygun bir seçenek olabilir.

Kaynakça

  1. O'Keeffe ve ark. (2020).
  2. Kayes ve ark. (2022).
  3. Lo Coco ve ark. (2019). Ruptures and repairs of group therapy alliance. An untold story in psychotherapy research. https://doi.org/10.4081/ripppo.2019.352
  4. Bedi ve Duff (2009).

Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.

Bu yazıyı paylaş

WhatsApp X

Yorumlar (0)

İsimler gizlilik için kısaltılır

Yorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.

İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.