Travmaları Hipnozla Yeniden İşlemlemek: Temeller ve Riskler
Hipnozun travma anılarını işlemedeki rolünü bilimsel verilerle sorgulayan, sahte anı riskine ve kanıta dayalı alternatif yöntemlere ışık tutan bir rehber.
Hipnozla travma anılarına ulaşmak yeniden inşa edilen belleği telkine açıyor
Bellek bir kayıt cihazı gibi işlemez, mevcut duygu ve inançlarla sürekli yeniden inşa edilen bir anlatıdır. Her hatırlama anında zihin geçmişin eksiksiz bir kopyasını oynatmaz, bugünkü ruh halinizden, beklentilerinizden ve içinde bulunduğunuz bağlamdan izler taşıyan bir sürümü yeniden kurar. Bu yeniden kurma özelliği belleği esnek kılar, aynı zamanda dış etkilere açık hale getirir. Hipnozun yarattığı trans hali, belleğin yeniden inşasını dış telkinlere daha açık hale getirebilir. Gevşeme derinleştiğinde, dikkat tek bir noktaya toplandığında ve hayal gücü canlandığında, hatırlama ile hayal etme arasındaki sınır yumuşar. Gevşeme ve odaklanma sırasında eleştirel muhakeme geri çekildiğinde iyi niyetli bir soru bile anıyı yeniden biçimlendirebilir. Terapistin ses tonu, sorunun içindeki küçük bir varsayım ya da hatırlamaya yönelik nazik bir teşvik, fark edilmeden anının dokusuna karışabilir.
Bu tür hikayeler, özellikle 1990'larda, bastırılmış anılar konusundaki tartışmanın en hararetli döneminde medyada geniş yer buldu. O yıllarda televizyon programlarında ve gazetelerde, hipnoz eşliğinde ortaya çıktığı söylenen çocukluk anılarına sık sık yer veriliyordu. Uydurulmuş bir örnek olarak, terapistin yönlendirici sorularıyla danışanın daha önce hatırlamadığını söylediği bir çocukluk istismarını canlı biçimde anlatmaya başlaması sahnesini duymuşsunuzdur. Böyle anlatılar ilk duyulduğunda etkileyici gelir, çünkü detayların canlılığı doğruluğun işareti gibi algılanır. Oysa canlılık her zaman doğruluk anlamına gelmez. Canlı bir anlatım, yeniden inşa sırasında eklenen duyguların, imgelerin ve terapötik bağlamdaki beklentilerin ürünü olabilir.
Bu tabloya bir de yaygın bir inanç ekleniyor. Bir çalışmada, EMDR terapistlerinin yüzde 91.6'sının zihnin travmatik anıları bilinçdışı olarak bloke edebileceği ifadesine katıldığı bulunmuş [1]. Bu oran, ruh sağlığı alanında çalışan deneyimli kişiler arasında bile kilitli bir bellek fikrinin ne kadar yaygın olduğunu gösterir. Yaygınlık, doğruluğun kanıtı sayılmaz. Bir fikre çok sayıda uzmanın katılması, o fikrin bellek araştırmalarındaki karşılığını değiştirmez. Bu nedenle hipnozla kayıp anı aramaktan kaçınmak daha güvenli bir tutum olur. Hatırlama çabasını bir kazı çalışması gibi görmek yerine, bugünkü ihtiyacınızı netleştirmek işe yarar.
- Anıyı olduğu gibi hatırlamaya mı yoksa bugünkü ağırlığını kaldırmaya mı ihtiyaç duyulduğunu kendinize sorun. İlk ihtiyaç geçmişe dönük bir kesinlik arayışını besler, ikinci ihtiyaç bugünkü yaşam kalitenize odaklanır. Hangisinin sizde daha baskın olduğunu fark etmek, beklentiyi gerçekçi kılar.
- Hatırlama baskısı hissettiğinizde temponuzu yavaşlatın. Ayrıntıları zorlamak yerine, o an bedende neler olduğunu, hangi duygunun yükseldiğini not edin. Bu küçük duraklama, telkine açıklığı azaltır ve hatırlama ile tahmin arasındaki ayrımı korur.
Kilitli kutu bellek varsayımı travmatik deneyimlerin iyi hatırlanmasını gözden kaçırıyor
Kilitli kutu varsayımı, ağır anının zihnin derinliklerinde olduğu gibi saklandığı ve doğru anahtarla eksiksiz çıkarılabileceği inancıdır. Bu inanca göre zihin, dayanılmaz olanı özel bir bölmeye kaldırır, yıllarca orada bozulmadan tutar ve hipnoz gibi bir teknikle kapağı açar. Metafor kulağa düzenli gelir, çünkü çekmeceler ve kasalar gündelik yaşamdan tanıdıktır. Bellek ise çekmece gibi çalışmaz. Travmatik deneyimler genel olarak iyi hatırlanır, unutmanın ardında bilinçdışı bir bloke etme mekanizmasından çok belleğin doğal seyri ve yeniden yorumlama yatar. İnsanlar sarsıcı olayların ana hatlarını çoğu zaman net biçimde hatırlar, zamanla bazı ayrıntılar solar, bazıları bugünkü bilgiyle yeniden anlam kazanır.
Bazen unutulan şey anının kendisi değil, onun daha önce hatırlanmış olduğu gerçeğidir ve tetikleyiciyle geri gelen olay zihin tarafından yeni bir keşif gibi etiketlenebilir. Bu duruma alan yazınında zaten hep unutmuşum etkisi denir. Bu, kişinin travmatik bir olayı tamamen unuttuğuna içtenlikle inandığı, ancak geçmişte bu olayı başkalarına anlattığına dair kanıtların bulunduğu bir durum [1]. Kişi olayı bir yakınını anlatmış, belki bir mektupta yazmış, belki bir doktor görüşmesinde kısaca değinmiştir. Yıllar sonra benzer bir koku, bir mekan ya da bir cümle olayı yeniden gündeme getirdiğinde, zihin bu geri gelişi ilk kez hatırlıyormuş gibi yaşar. İçtenlik burada önemlidir, kişi yalan söylemez, yalnızca önceki hatırlamayı unutmuştur.
Aynı çalışmalar, travmatik deneyimlerin genel olarak iyi hatırlandığını da tutarlı bir şekilde gösteriyor [1]. Bu tutarlılık, tek bir araştırmaya dayanmaz, farklı gruplarla ve farklı yöntemlerle elde edilen bulguların benzer yönde olması anlamına gelir. Bastırılmış anı tartışmaları üzerine yapılan bir scientometric analiz, konunun hala çok canlı olduğunu gösteriyor. 1969'dan bu yana yayımlanan 434 hakemli yayının yaklaşık yüzde 41'i bastırılmış anıları desteklerken, yüzde 30'u kuşkucu ve yüzde 30'u tarafsız bir pozisyonda [2]. Yüzdeler, alanın tek sesli olmadığını, tartışmanın sürdüğünü anlatır. Canlı bir tartışma ortamında, tek bir klinik yoruma dayanarak kesin sonuçlara varmak risklidir.
İki ayrı düzeyi birbirinden ayırmak koruyucu olur. Bir klinisyenin odadaki izlenimi ile geniş araştırmaların ortak sonucu her zaman aynı şeyi söylemez. Belirsizlik taşıyan anıların peşinde dedektiflik yapmamak, zihinsel yükü hafifletir. Eski fotoğrafları tek tek büyütmek, eski defterlerde ipucu aramak, yakınları sorguya çeker gibi konuşturmak ilk anda rahatlatıcı görünebilir. Uzun vadede ise kaygıyı büyütür ve aile ilişkilerini zorlar. Hukuki ya da ailevi sonuç doğurabilecek anı kararlarında klinik görüş ile bilimsel uzlaşıyı ayırt etmek gerekir. Bir anının mahkemede ya da aile içinde doğuracağı sonuçlar ağırdır, bu ağırlık tek bir seans izlenimiyle taşınamaz.
- Belirsiz bir anı zihninize geldiğinde hemen doğrulama turuna çıkmayın. Birkaç gün bekleyin, aynı ayrıntının kendiliğinden ve tutarlı biçimde gelip gelmediğine bakın. Tutarlılık tek başına doğruluk kanıtı sayılmaz, yine de acele karar vermeyi önler.
- Önemli bir adım atmadan önce farklı kaynaklardan bilgi alın. Bilimsel derlemelerin ne söylediğini, uygulayıcıların ne gözlemlediğini ayrı ayrı not edin. Bu ayrım, karar anında size daha sakin bir zemin sağlar.
Sahte anı ve telkin riski yönlendirilmiş sorularla hiç yaşanmamışı hatırlatabiliyor
Sahte anı, hiç yaşanmamış bir olayın telkin ve hayal etme ile kişiye ait otobiyografik bir hatırlama gibi oluşmasıdır. Hipnoz ve yönlendirilmiş imgeleme gibi teknikler yanlış anı oluşumuna katkıda bulunabilir. Bu katkı her uygulamada ve her kişide ortaya çıkar anlamına gelmez, belirli koşullar bir araya geldiğinde riskin yükseldiğini anlatır. Tekrarlayan sorular, canlı hayal etme istekleri, ayrıntı tamamlama teşvikleri ve otoriteye duyulan güven birleştiğinde zihin boşlukları kapatmaya çalışır. İnsanlar belirli koşullar altında hiç yaşamadıkları olayları hatırlayabilir ve bu sahte anılar olumsuz olaylar için de oluşturulabilir. Üzücü ya da utanç verici içerik, anıyı sahte olmaktan korumaz.
Ortalama olarak, katılımcıların yaklaşık yüzde 30'u, tekrarlayan telkinler ve hayal etme egzersizleriyle kendilerine ait olmayan otobiyografik anılar oluşturuyor [1]. Bu oran her üç kişiden birine yaklaşan bir duyarlılığa işaret eder. Laboratuvar ortamında üretilen bu sonuçlar, günlük yaşamdaki her hatırlamanın yanlış olduğu anlamına gelmez. Yalnızca uygun telkin düzeneği kurulduğunda yanlış hatırlamanın hiç de nadir olmadığını gösterir. Bir başkasında, çocuklara hiç yapmadıkları bir kopya çekme eylemi "hatırlatıldı" [1]. Çocuk önce tereddüt eder, sonra yetişkinin emin tavrından etkilenir, sonunda olayı kendi gözünden görür gibi anlatır. Nötr olayların da ötesinde, tekrarlayan olaylar bile sahte biçimde belleğe yerleştirilebiliyor; bir oyuncağı birkaç kez kaybetme gibi tekrarlayan sahte anılar, tek seferlik bir olay kadar kolaylıkla oluşturulabiliyor [1].
Alandaki kapsamlı bir derleme, bastırılmış anıları destekleyen bazı klinik makalelerin bile hipnoz ve yönlendirilmiş imgeleme gibi tekniklerin yanlış anı oluşumuna katkıda bulunabileceğini tartıştığını ortaya koyuyor [2]. Bu nokta özellikle dikkat çekicidir, çünkü uyarı yalnızca eleştirel kanattan gelmez. Hipnozla edinilen bir anı, kişi için yaşanandan farksız bedensel ve duygusal tepkilerle gelebilir. Kalp hızlanır, avuçlar terler, mide düğümlenir, gözler dolar. Bedenin verdiği bu güçlü tepki, anının doğruluğuna dair içsel bir kanıt gibi hissedilir. Oysa beden, gerçek anıda da kurgulanmış anıda da benzer alarm sistemlerini çalıştırabilir. Sarsılmaz bir inançla bağlanılan, aynı bedensel ve duygusal tepkilerle yaşanan bir anlatı, dışarıdan bakıldığında ayırt edilemez olabilir.
Bu riskler karşısında odağı anının peşinden koşmaktan bugünkü yaşantıya çevirmek rahatlatıcıdır. Net hatırlanmayan bir travmanın bugünkü belirtilerini anıdan bağımsız olarak çalışmak mümkündür. Belirti, anının doğrulanmasını beklemeden ele alınabilir. Uykusuzluk, tetikte olma ve güven zorluğu gibi bugünkü sıkıntıları geçmişin haritası için pusula gibi dinlemek, yönü bulmaya yardımcı olur. Pusula geçmişin tam koordinatını vermez, yine de bugün hangi yöne adım atılacağını gösterir.
- Uykunuz bölünüyorsa uyku düzeninizi not edin. Yatma kalkma saatlerini, ekran süresini, kafein alımını birkaç gün izleyin. Küçük düzenlemeler, anı tartışmasından bağımsız biçimde gün içi dayanıklılığı destekler.
- Tetikte olma hali yükseldiğinde bedeninize kısa bir mola verin. Omuzları gevşetmek, yavaş nefes almak, güvenli bir mekanda birkaç dakika durmak sinir sisteminin sesini kısar. Bu molalar, güven zorluğu yaşadığınız ilişkilerde de daha sakin kararlar vermenize zemin hazırlar.
Dissosiyasyon ve travma terapisi rızaya dayalı güvenli tempoda ilerliyor
Dissosiyasyon, travma anında zihnin dayanılmaz olandan uzaklaşarak olayı dışarıdan izliyormuş gibi deneyimlemesidir. Travma anında zihin dayanılmaz olandan uzaklaşabilir ve olanların başkasının başına geliyormuş gibi hissedilmesi hipnozun yarattığı ayrışmaya benzer. Her iki durumda da dikkat daralır, zaman algısı değişir, bedenle bağ gevşer. Benzerlik, iki yaşantının aynı olduğu anlamına gelmez, yalnızca düzenleme açısından ortak bir yol kullandıklarını düşündürür. Bu benzerlik bazen hipnozun travmaya giden kestirme bir yol olduğu izlenimi yaratır. Oysa benzer bir kapıdan geçmek, aynı odaya çıkmak anlamına gelmez. Terapi, danışanın anıdan koptuğu bir durumda ilerlemez, anıyla güvenli bağ kurulabilen bir zeminde işler. Kişi anıyı anlatırken donuyor, sesi uzaklaşıyor ya da odaya yabancılaşıyorsa, o an hızlanmak yerine yavaşlamak gerekir.
Hoeboer ve ekibinin 21 çalışmayı ve 1714 yetişkini kapsayan meta-analizi, travma öncesi dissosiyasyon şiddeti ile terapi etkililiği arasında anlamlı bir bağlantı olmadığını ortaya koydu [5]. Başka bir deyişle, terapiye başlarken ölçülen ayrışma düzeyi, tedavinin işe yarayıp yaramayacağını belirleyen bir gösterge gibi davranmıyor. Buradaki asıl mesele, klinisyenlerin yaklaşık yarısının herhangi bir düzeydeki dissosiyasyonu travma terapisi için bir engel olarak görmesidir [5]. Bu beklenti, iyi niyetli bir koruma isteğinden doğabilir. Yine de beklenti, uygulamada gereksiz ertelemelere yol açabilir. Yalnızca yanlılık riski yüksek olan çalışmalarda dissosiyasyonun olumsuz bir etkisi varmış gibi görünüyor; düşük yanlılık riskli çalışmalarla yapılan analizde bu etki tamamen kayboluyor [5]. Yöntemsel kalite yükseldiğinde tablonun değişmesi, ilk izlenimlere temkinli yaklaşmayı gerektirir.
Terapide ilerlemeyi belirleyen şey dolaylı bir teknikten çok ilişkinin niteliğidir. Zorlu duygularla çalışabilen bir terapist becerisi ile danışanın onayına dayanan güvenli bir hızın birlikte kurulması gerekir, hipnoz gibi dolaylı yollar geri planda kalır. Bu cümle, beceri ve rızayı aynı teraziye koyar. Terapist duygunun yükselmesine alan açar, danışan durmak istediğinde durulur, devam etmek istediğinde küçük adımlarla ilerlenir. Terapide danışanın rızasına dayalı güvenli bir tempo tutturmak, özellikle ayrışma eğilimi yüksek kişilerde koruyucu olur. Rıza tek seferlik bir imza değildir, her adımda yenilenen bir anlaşmadır. Bugünkü belirtiler şiddetliyse tek başına yöntem denemekle yetinmemek gerekir. Kendi kendine uygulanan gevşeme kayıtları ya da internetten bulunan imgeleme egzersizleri destekleyici olabilir, ancak yoğun kabuslar, gün boyu süren tetikte olma ya da işlevselliği bozan kaçınma varsa profesyonel eşlik gerekir.
- Seans içinde ayrışma başladığını fark ettiğinizde bunu açıkça dile getirin. Ayaklarınızın yere temasını hissetmek, odadaki üç nesneyi isimlendirmek, nefesinizi saymak gibi topraklanma adımları bağın kopmasını önler. Bu adımları terapistinizle önceden konuşmak, zor anlarda hatırlamayı kolaylaştırır.
- Seans dışında küçük bir güvenlik planı hazırlayın. Zorlanınca arayacağınız bir kişi, kısa bir yürüyüş rotası, sizi sakinleştiren bir uğraş listede olsun. Plan kağıt üzerinde durdukça kaygı zihinde büyümez.
Travma anısını yeniden işlemlemek anıyla güvenli ilişki kurmayı öğretiyor
Travma anısını yeniden işlemlemek, anıyı bulup çıkarmaktan çok onunla güvenli ilişki kurmayı öğrenmek anlamına gelir. Travma anısını işlemenin etkili yolu anıyı bulup çıkarmak değil, onunla yeni bir ilişki kurmaktır. Yeni ilişki, anıyı silmek ya da yok saymak değildir, anı geldiğinde kişinin onun içinde kaybolmadan kalabilmesidir. Travma odaklı yaklaşımlar danışanın anıyla bağını kesmeye çalışmaz, anıya kontrollü ve güvenli şekilde yaklaşmasını hedefler. Kontrollü yaklaşma, dozun ayarlanması demektir. Tıpkı parlak ışığa birden bakmak yerine gözün yavaş yavaş alıştırılması gibi, anıya da küçük ve yönetilebilir parçalarla yaklaşılır.
Bu yaklaşımın birkaç tamamlayıcı yolu vardır. Travma Odaklı Bilişsel Davranışçı Terapi, anının etrafını saran işlevsiz inançların bilişsel olarak yeniden işlenmesine dayanan travma odaklı yaklaşımdır. Kişi olaydan sonra kendine ve dünyaya dair sert sonuçlar çıkarır, bu sonuçlar anının yükünü artırır. Bu sonuçların daha dengeli hallerle ele alınması, suçluluk ve utanç duygularını yumuşatır. EMDR, çift yönlü uyarım eşliğinde anıya odaklanarak çalışmayı içeren travma odaklı yaklaşımdır. Danışan anının bir parçasını aklında tutarken iki yönlü dikkat göreviyle çalışır, böylece anının canlılığı ve sıkıntısı azalır. İmgeleme ile Yeniden Yazma, sıkıntılı anının sonunun ya da kritik bir anının bugünkü ihtiyaç doğrultusunda hayal yoluyla yeniden ele alınmasıdır. İmgeleme ile Yeniden Yazma, sıkıntılı anının sonunu ya da kritik bir anını kişinin bugünkü ihtiyacına uygun şekilde hayal etmesine dayanır. Kişinin geçmişteki çaresiz çocuğa bugünkü yetişkin gücüyle eşlik ettiğini hayal etmesi, bu çalışmanın sık kullanılan imgelerinden biridir. Bu hayal, geçmişi değiştirmek iddiası taşımaz, bugünkü şefkatin geçmiş sahneye taşınmasıdır.
Araştırmacılar, bilişsel yeniden yapılandırma ve imgesel maruz bırakma bileşenlerini bir arada içeren çok bileşenli müdahalelerin TSSB belirtilerini azaltmada en etkili paket olduğunu belirtiyor [3]. Paket vurgusu önemlidir, tek bir dokunuş yerine birbirini tamamlayan adımlar önerilir. Araştırmalar, bu yöntemin tek başına bile anının olumsuz duygusal yükünü, uyarılmışlık seviyesini ve canlılığını büyük etki büyüklükleriyle azalttığını gösteriyor [4]. Büyük etki büyüklüğü, değişimin çoğu zaman fark edilir düzeyde olduğunu anlatır. Bu yöntem, anının uyarılmışlık ve duygusal sıkıntı gibi özelliklerinde, yalnızca ImR alanlara kıyasla ek bir azalma sağladı [4]. Ek azalma, bir yöntemin diğerini dışlamadığını, birlikte kullanıldığında katkının büyüyebildiğini gösterir.
Beyin gün içinde çalışılan anıları uykuda pekiştirir, yeniden düzenler ve duygusal tınısını değiştirir. Uyku sırasında bellek pekiştirme süreçleri, güncellenmiş anı izinin mevcut bellek ağlarına bütünleşmesine yardımcı olur. Araştırmacılar bu mekanizmanın, ImR ile zayıflatılan anının yeniden istikrar kazanmasını ve otobiyografik bellek içinde daha az rahatsız edici bir bağlama oturmasını sağladığını düşünüyor [4]. Giyilebilir EEG cihazlarıyla ev ortamında uygulanabilmesi, terapide kazanılan ilerlemenin uyku sırasında pekiştirilmesi anlamına gelir [4]. Birkaç gece boyunca tekrarlanan ipuçları, anının canlılığında ek azalmalar sağlayabiliyor; bu da doz-cevap ilişkisi benzeri bir örüntüye işaret ediyor [4]. Etki yalnızca travma belirtileriyle sınırlı değil; depresyon, anksiyete ve hatta uyku kalitesinde de belirgin iyileşmeler kaydediliyor [3].
Kanıta dayalı travma odaklı yöntemlere yönelmek, bu birikimin pratik karşılığıdır. Yönelim, tek başına kitap okumak ya da video izlemek anlamına gelmez, eğitimli bir uzmanla yapılandırılmış bir plan kurmak anlamına gelir. Kabuslar haftalarca sürüyorsa, kaçınma işinizi ya da ilişkilerinizi aksatıyorsa, duygularınız sık sık taşıyor ya da donuyorsa bir psikolojik danışman ile görüşmek anlamlı olur. İlk görüşmede bugünkü sıkıntılarınızı, uyku düzeninizi ve beklentilerinizi açıkça anlatmanız, uzmanın size uygun bir yol önermesini kolaylaştırır. Psikolog ve psikolojik danışman tanı koymaz ve ilaç önermez, gerektiğinde sizi psikiyatri değerlendirmesine yönlendirebilir. Bu iş birliği, anıyla güvenli ilişki kurma sürecini daha sağlam taşır. Güncel araştırmalar, travma anısını işlemenin etkili yolunun, anıyı sadece bulup çıkarmak değil, onunla yeni bir ilişki kurmak olduğunu söylüyor. 94 randomize kontrollü çalışmayı kapsayan kapsamlı bir ağ meta-analizi, karmaşık travmaları olan kişilerde en etkili yöntemlerin Travma Odaklı Bilişsel Davranışçı Terapi ve EMDR olduğunu ortaya koydu [3].
Sık sorulan sorular
Hipnoz travmatik anıları geri getirmede güvenilir bir yöntem midir?
Araştırmalar hipnozla ulaşılan anıların telkine açık olduğunu ve sahte anı riski taşıdığını ortaya koyuyor. Bu sebeple hem klinik hem de adli bağlamlarda bellek geri getirme aracı olarak güvenilir kabul edilmez.
Travma işlemek için hipnoz dışında hangi etkili yöntemler var?
Kapsamlı meta-analizler, travma odaklı BDT ve EMDR'nin travma sonrası belirtileri büyük etki büyüklükleriyle azalttığını ve bu etkinin uzun vadede korunduğunu gösteriyor.
Hipnoz sırasında yanlış anılar oluşabilir mi?
Evet. Klinik literatürde, hipnoz ve yönlendirilmiş imgeleme gibi tekniklerin, özellikle telkine yatkın bireylerde yaşanmamış olayların anı olarak kodlanmasına zemin hazırlayabileceği belirtiliyor.
Dissosiyasyon yaşayan biri travma odaklı terapi alabilir mi?
Bir meta-analize göre dissosiyatif belirtiler travma odaklı psikoterapilerin etkinliğini düşürmüyor. Başka bir deyişle, dissosiyasyon bu terapiler için bir engel oluşturmuyor.
Kaynakça
- Otgaar, H., Howe, M. L., & Patihis, L. (2021). What science tells us about false and repressed memories. *Memory*. https://doi.org/10.1080/09658211.2020.1870699
- Battista, F., Mangiulli, I., Patihis, L., Dodier, O., Curci, A., Lanciano, T., & Otgaar, H. (in press). A scientometric and descriptive review on the debate about repressed memories and traumatic forgetting. *Journal of Anxiety Disorders*.
- Coventry, P. A., Meader, N., Melton, H., Temple, M., Dale, H., Wright, K., Cloitre, M., Karatzias, T., Bisson, J., Roberts, N. P., Brown, J. V. E., Barbui, C., Churchill, R., Lovell, K., McMillan, D., & Gilbody, S. (2020). Psychological and pharmacological interventions for posttraumatic stress disorder and comorbid mental health problems following complex traumatic events: Systematic review and component network meta-analysis. *PLoS Medicine*, *17*(8), e1003262. https://doi.org/10.1371/journal.pmed.1003262
- Recher, D., Rohde, J., Da Poian, G., Henninger, M., Brogli, L., Huber, R., Karlen, W., Lustenberger, C., & Kleim, B. (2024). Targeted memory reactivation during sleep improves emotional memory modulation following imagery rescripting. *Translational Psychiatry*, *14*(1), Article 490. https://doi.org/10.1038/s41398-024-03192-4
- Hoeboer, C. M., De Kleine, R. A., Molendijk, M. L., Schoorl, M., Oprel, D. A. C., Mouthaan, J., Van der Does, W., & Van Minnen, A. (2020). Impact of dissociation on the effectiveness of psychotherapy for post-traumatic stress disorder: meta-analysis. *BJPsych Open*, *6*(3), e53. https://doi.org/10.1192/bjo.2020.30
Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.
Yorumlar (0)
İsimler gizlilik için kısaltılırYorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.
İlk yorumu siz yazın.
Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.