Aynalama Eksikliği Nevrotik Sorunları Nasıl Besler?
Aynalama eksikliği, başarılı olduğunuz halde kendinizi görünmüyor hissettirir. Erken dönemdeki bu örüntü kaygı ve depresyonu besler. Bu yazı anlatıyor.
Bu yazıyı bitirdiğinizde aynalanma eksikliğinin bugünkü değersizlik ve boşluk hissiyle bağını görecek ve bugünkü ilişkilerinizde görülme deneyimini küçük adımlarla yeniden kurmayı deneyeceksiniz. Hiç fark edilmeme ya da yanlış etiketlenme size kendi iç dünyanıza güvenmemeyi öğretmiş olabilir, ancak bu güven sonradan da kurulabilir.
İçsel Uğultu ve Beden
Duygular önce bedende uyarılma olarak yaşanır ve ne oldukları bakım verenin yüzünden ve tepkisinden öğrenilir. Kalp hızlanır, mide gerilir, omuzlar kasılır; çocuk bu ham uyarılmaya bakar ve bakım verenin gözünde bir karşılık arar, çünkü anlam henüz bedendedir ve dışarıda bir isim bekler. Bakım verenin ilgisi ve yatıştırıcı tepkisi çocuğa iç dünyasının gerçek ve paylaşmaya değer olduğu mesajını verir. Yüz yumuşar, ses alçalır, kucak açılır ve çocuk o anda şunu sezer: içimde olan şey korkulacak bir gürültü değil, karşılık bulan bir sinyaldir. Zamanla bu tekrarlar içsel uğultu dediğimiz o belirsiz bedensel dalgalanmanın tanınmasına zemin hazırlar, sinir sistemi yatışmayı bir başkasının varlığıyla eşleştirir.
Hiç fark edilmeme, küçümsenme ya da yanlış etiketlenme çocuğa kendi iç dünyasına güvenmemeyi öğretir. Ağlarken abartmakla suçlanmak, sevinirken sessizliğe çağrılmak ya da korkarken gülünüp geçilmek, bedendeki sinyal ile dışarıdan gelen anlam arasında bir yarık açar. Çocuk bir süre sonra kendi hissine değil, karşısındakinin tepkisine bakarak karar verir ve içsel pusula bulanıklaşır. Bu bulanıklık yetişkinlikte de sürer; yorgunluk mu üzüntü mü, açlık mı kaygı mı ayırt etmek zorlaşır.
Denenecek şey burada duyguları adlandırmak olur: kızgın, kırgın ya da utanmış olmayı ayırt etmek. Gün içinde bedeninizde bir hareketlenme fark ettiğinizde durup içinizden üç seçenek sayın ve en yakın geleni işaretleyin. Etiket ilk başta yanlış gelebilir, bu normaldir, önemli olan bedendeki ham uyarılmaya bir isimle yaklaşma pratiğidir. Bu küçük adlandırma, iç dünyayı yeniden okunabilir kılar ve yatışmanın kapısını aralar.
Aynalanma Eksikliğini Bugünkü İlişkilerde Onarmaya Başlayın
Kohut'un kendilik psikolojisi, bunu bir kendilik nesnesi ihtiyacı olarak tanımlar [1]. Kendilik nesnesi, benliğin gelişmek için ihtiyaç duyduğu işlevi gören öteki demektir; çocuk, düzenlenmek ve değerli hissetmek için bakım verenin zihnini bir ayna gibi kullanır. Aynalanma ihtiyacı, çocuğun nitelik ve başarılarının bakım veren tarafından takdir edilmesini ve kutlanmasını içerir [1]. Heyecanla uzatılan bir resim, anlatılan küçük bir başarı ya da atlatılan bir korku, karşıda parlayan gözlerle karşılandığında çocuk kendine dair canlı bir his biriktirir. Diğerleri idealleştirme ve ikizlik ihtiyacıdır [1]. İdealleştirme stres anında güvenilebilecek güçlü bir figüre sığınma arzusu anlamına gelir, ikizlik ise gruba ait olma ve başkalarına benzer hissetme ihtiyacını anlatır.
Bakım verenin de kendi iç dünyasında eksikler olabilir, yaşanan boşluk çocuğun sorumluluğu değildir. Yorgunluk, hastalık, kalabalık ev ya da kendi görülmemişliği, bir bakım verenin aynalama kapasitesini daraltır ve çocuk bu daralmayı çoğu zaman kendine yorar. Oysa eksiklik, değerinizle ilgili bir hüküm değil, ilişkinin o dönemdeki imkanıyla ilgilidir. Bu ayrımı bugünden kurmak, geçmişi suçlamadan bugünkü ihtiyacı sahiplenmeye alan açar.
Bugünkü adımınız, başarı ve sıkıntıyı saklama eğilimini suçlamadan fark etmek olabilir. İyi bir haberi anlatmadan geçiştirdiğinizde ya da kötü bir günü iyiyim diye kapattığınızda içinizden geçen cümleyi not edin. Kendinize şunu hatırlatın: saklamak, bir zamanlar işe yaramış bir korunma yoludur ve şimdi esnetilebilir. Fark etmek, değiştirmekten önce gelir ve görülmeye ihtiyaç duymak ayıp değildir.
Başarıyı Sahiplenemediğinizde Paylaşmayı Küçük Bir Adımla Deneyin
Aynalanma eksikliği yetişkinlikte başarı sahiplenmeyi, duyguları ifade etmeyi ve ilişki kurmayı etkiler. Terfi alırsınız, sınavı geçersiniz, zor bir işi bitirirsiniz; sevinç kısa sürer, ardından huzursuzluk gelir ve başarı şansa ya da başkalarının hoşgörüsüne bağlanır. Varsayalım ki toplantı sonrası aklınıza takılan bir cümle yüzünden dosyayı gece yeniden açıyorsunuz, herkes dağılmışken siz saçma bulunma kaygısıyla satırları düzeltiyorsunuz; bu sahne kurgusaldır, ama başarıyı sahiplenememek duygusunu iyi anlatır. Duygusu doğrulanmayan kişi duygusunun gerçekliğinden şüphe eder ve onayı dışarıda arar. İçeride sağlam bir tamam hissi oluşmadığı için dışarıdan gelecek bir baş sallama, bir beğeni ya da bir eleştiri günün rengini belirler.
Güvensiz bağlanan çocukların, güvenli bağlananlara kıyasla iki kat daha fazla içselleştirme problemi sergilediği çalışmalarda rapor edilmiştir [1]. İçselleştirme sıkıntıyı dışa vurmak yerine içe alma anlamına gelir; çocuk öfkesini, korkusunu ya da ihtiyacını dışarı taşımak yerine kendine çevirir. Kendilik nesnesi eksikliklerinin depresyon ve kaygıyla ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar da var [1]. Bu ilişki bir yazgı anlatmaz, yalnızca erken aynalanma ile sonraki duygu yükü arasında bir bağa işaret eder.
Onarım için iki küçük deneme işe yarar:
- Küçük bir başarıyı büyütmeden güvendiği biriyle paylaşmak. Bugün bitirdiğiniz mütevazı bir işi seçin, abartmadan ve küçültmeden tek cümleyle anlatın. Övgü beklemeden, düzeltmeye çalışmadan, yalnızca görünür kılın.
- Kendine sormak: bu duyguyu bir başkası yaşasaydı ona ne derdim. Başarınız karşısında içinizde alaycı bir ses yükseldiğinde aynı durumu bir arkadaşınız yaşasaydı kuracağınız cümleyi kendinize söyleyin. Bu soru, dışarıda aranan onayı içeride prova eder.
Duyguları Adlandırarak Yatışmayı Deneyin
Duyguyu geçersiz kılmak güvensizlik öğretir, duyguya isim vermek yatışmanın ilk adımıdır. Bu seni gerçekten üzmüş dendiğinde sinir sistemi gevşer, o kadar da kötü değildi dendiğinde ise beden tetikte kalır, çünkü ikinci cümlede his inkar edilir. Paylaşmanın işe yaramadığını öğrenen çocuk duygularını paylaşmayı bırakır. Susmak bir süre rahatlatır, fakat uzun vadede içeride biriken basıncı artırır ve kişi kendi duygusuna yabancılaşır.
Doğuştan gelen hassasiyet tek başına belirleyici değildir, çevre bu hassasiyeti besler ya da yatıştırır. Bazı çocuklar seslere, ayrılıklara ya da yeniliğe daha güçlü tepki verir; sakin ve tutarlı bir çevre bu tepkiyi yumuşatır, alaycı ya da tutarsız bir çevre ise büyütür. Anksiyete bozukluklarında kalıtsal varyansın yarısından fazlası yaygın genetik varyantlara atfediliyor [2]. Bu bulgu, kaygıda kalıtımın payına işaret eder, ancak çevrenin düzenleyici rolünü ortadan kaldırmaz.
Kaygı yükseldiğinde analiz etmeye ara vermek ve güvende kalmak bugünkü pratiklerden biridir. Çarpıntı, daralma ya da zihinsel uğultu arttığında neden böyleyim sorusunu bir süre erteleyin, ayaklarınızın yere temasına, nefesin ritmine ve odadaki sabit bir nesneye dönün. Akut kaygı anında kendi kendine psikolojik tahlil yapmamak gerekir, çünkü zihin alarm durumundayken ürettiği yorumlar çoğu zaman sert ve yanlı olur. Sakinleşme geldikten sonra duyguları adlandırmak yeniden mümkün hale gelir; o zaman kızgın mı, kırgın mı, utanmış mı olduğunuzu daha berrak ayırt edersiniz.
Boşluk Depresyonu Görülmeye İhtiyaç Duymanın Sinyalidir, İsteğinizi Söyleyin
Kohut bu durumu "boşluk depresyonu" kavramıyla açıklar [1]. Boşluk depresyonu kendini canlı hissetmeme ve hiçbir şeyden tam anlamıyla doymama durumu demektir; yemek yenir, sohbet edilir, iş biter ama içte bir yerde tatminsiz bir boşluk kalır. Erken dönemde anlaşılma şablonu oluşmadığında mevcut ilişkide dinlenmek içteki boşluk hissini gidermez. Karşınızdaki kişi dikkatle dinler, başını sallar, öneri verir, yine de bir şey eksik kalır, çünkü mesele kulak değil, görülme hissidir. Mesele duygunun anlatılması değil, karşıdakinin o duyguyu gerçekten görmesidir; görülmeden anlatmak boşluğu kapatmaz. Anlatmak bilgi aktarır, görülmek ise şu duyguyu verir: iç dünyam bir başkasının gözünde gerçek olarak tutuldu.
İstekleri ciddiye alınmayan kişi istek duymayı tehlikeli hisseder ve reddedilmemek için istememeyi öğrenir. Ne yemek istendiği sorulduğunda fark etmez demek, çoğu zaman nezaketten değil, reddedilme korkusundan gelir. İç dünya güvenilir bir gözde doğrulanmadığında başkalarının tepkisi kendilik algısının yapı taşı olur ve sürekli tehdit beklentisi gelişir. Kişi bir bakışı, bir gecikmeyi ya da kısa bir cevabı hemen değersizlik işareti sayar ve tetikte yaşar.
Küçük istekler bu döngüyü esnetir:
- Yakın birinden o an yanında olmasını istemek. Bunaldığınız bir akşam, sorunu çözmesini beklemeden, sadece yanımda biraz oturur musun demeyi deneyin. İstek küçük, somut ve şu ana ait olduğunda reddedilme korkusu da küçülür.
- İstekleri küçük yerlerden ifade etmeye başlamak. İtalyan olsun mu gibi basit bir tercih, istek kasını çalıştırır ve karşı tarafın tepkisini güvenli bir ölçekte test eder.
- Güvenli bir ilişkide psikodinamik ya da ilişkisel destek almak. Düzenli görüşmelerde görülme, anlaşılma ve ayrışma deneyimi yeniden kurulur ve boşluk hissi konuşulabilir hale gelir.
Kendini sürekli değersizleştirme ya da istismar edilme durumunda yalnızca bu önerilerle yetinmemek gerekir. Şiddetli eksiklik ve istismar durumunda önce bireysel psikolojik destek almak daha koruyucudur, çünkü çift ortamı bazen güç dengesizliğini taşıyamaz. Çift terapisini her durumda ideal başlangıç saymamak gerekir; önce bireysel alanın güçlenmesi, sonra ortak alanın ele alınması çoğu zaman daha sağlıklı ilerler. Hayatınızda sürekli aşağılanma, korkutma ya da kontrol varsa ya da boşluk hissi günlük işlevinizi belirgin biçimde bozuyorsa bir psikolog ile görüşmeyi ertelememeniz yerinde olur. Psikolog, görülme ihtiyacınızı ve istek duyma korkunuzu güvenli bir çerçevede ele almanıza yardımcı olur, sizi suçlamadan dinler ve küçük adımları sizin hızınıza göre planlar.
Bugün kurulan küçük bir görülme anı, geçmişin yokluğunu telafi etmekten fazlasını yapar; içeride güvenilir bir iç göz inşa eder. Boşluk artık saklanması gereken bir ayıp değil, bağ kurmaya çağıran bir sinyal olarak okunur ve her küçük istek, her adlandırılan duygu, her paylaşılan başarı bu bağı bir ilmek daha sıkılaştırır.
Sık sorulan sorular
Aynalama eksikliği ne anlama gelir?
Çocuğun duygularının, çabalarının ve başarılarının bakım veren tarafından fark edilip duygusal olarak geri yansıtılmamasıdır. Bu eksiklik, yetişkinlikte kendini gerçek hissetmeme ve yetersizlik duygusu olarak görülebilir.
Aynalama eksikliği yetişkinlikte nasıl görünür?
Kişi başarılarından tatmin olamayabilir, övgü aldığında inanmakta zorlanabilir. Sıkıntısını büyütme eğilimi veya duygularını kimseye açamama gibi örüntüler sık görülür.
Aynalama ihtiyacı yetişkinlikte karşılanabilir mi?
Evet, güvenilir ilişkilerde duygularınızı adlandırmak ve küçük başarılarınızı paylaşmak, yeni bir aynalanma deneyimi sağlayabilir. Bu, yavaş ama kalıcı bir değişim yaratabilir.
Aynalama eksikliği depresyonu tetikler mi?
Kendilik psikolojisi çerçevesinde, erken dönemde karşılanmayan aynalanma ihtiyacı, benlik saygısında düşüş ve boşluk hissiyle ilişkilendirilir. Bu durum depresif belirtilere zemin hazırlayabilir.
Kaynakça
- Set, Z. (2021). Bağlanma ve depresyon arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi: Teorik bir çalışma. *Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry*, *13*(1), 23–33. https://doi.org/10.18863/pgy.712563
- Purves, K. L., Coleman, J. R. I., Rayner, C., Hettema, J. M., Deckert, J., McIntosh, A. M., Nicodemus, K., Breen, G., & Eley, T. C. (2017, October 16). *The common genetic architecture of anxiety disorders*. bioRxiv. https://doi.org/10.1101/203844
Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.
Yorumlar (0)
İsimler gizlilik için kısaltılırYorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.
İlk yorumu siz yazın.
Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.