Haset ve Şükran: Duygusal Dengenin Yetişkin Rehberi
İçinizdeki o kemirici duygunun adını koyduktan sonra, başkalarına ait iyiliği neden yok etmek istediğinizi ve şükranın nasıl onarıcı bir güç olduğunu keşfedin.
Haset nedir ve haset kıskançlık farkı nerede durur
Haset nedir sorusu çoğu zaman kıskançlıkla karışır, oysa iki duygu farklı yönlere bakar ve farklı ihtiyaçlara dokunur. Haset, başkasının sahip olduğu iyiliği, huzuru ya da doyumu yok etme arzusudur [1]. Bu tanım kulağa sert gelsede duygunun çekirdeği böyledir. Haset, başkasının sahip olduğu iyiliğe ya da doyuma yönelen ve o kaynağa zarar verme isteği uyandıran bir sızıdır. Kıskançlık sevilen birini başkasına kaptırma korkusuyla ilgiliyken hasette ortada rakip ya da kayıp tehdidi yoktur. Kıskançlıkta üç kişi vardır, sevilen kişi elden gidecek diye kaygı duyulur, hasette ise iki kişi yeterlidir, siz ve onda gördüğünüz iyilik. Haset kıskançlık farkı tam da burada durur, biri kaybetme korkusudur, diğeri onda var olanın sizde olmamasına duyulan sızıdır. Haset hissetmek kişinin kötü biri olduğunu göstermez, ruhsal dünyanın erken dönemlerine uzanan bir katmana işaret eder. Ebu Bekir er-Razi'de, 10. yüzyılda ruhsal ıstırabın kaynağını benzer bir yere bağlamış: Kişinin elindekini görmeyip, başkasında olana duyduğu hastalıklı yönelim [5]. Yüzyıllar önce yazılmış bu cümle bugünkü deneyime çok uyar. Elinizdekini görmeden başkasındakine bakmak zihni yorar, keyfi kaçırır, ilişkiyi gerginleştirir. İlk adım bu yüzden tanımakla başlar. Haset ettiğini ahlaki başarısızlık diye etiketlemeden bir veri olarak kabul edip kendine itiraf etmek, duygunun şiddetini düşürür ve neye ihtiyacınız olduğunu görmenize alan açar. Sızı geldiğinde onu kovalamak yerine adını koyarsınız, bu haset, şimdi bende ne uyandı diye bakarsınız ve böylece duygu sizden ayrı bir sinyal haline gelir.
Bölme mekanizması
Bebeklikte dünya iki renktir, doyuran ve doyurmayan, gelen ve gelmeyen, sıcak ve soğuk. Bebeklikte besleyen ve rahatlatan deneyim iyi, beslemeyen ya da yok olan deneyim kötü olarak yaşanır ve bu iki deneyim başlangıçta bütün olarak birleştirilemez. Psikanalist Melanie Klein'ın ortaya koyduğu nesne ilişkileri kuramı, yetişkinlikteki duygu dünyamızın tohumlarının bu ilk ilişkide atıldığını söyler [1]. İlk bakım verenle kurulan ilişki, iyiliğin nerede olduğu, kime ait olduğu, ne zaman geleceği gibi soruların ilk sahnesidir. Klein'ın "bölme" dediği mekanizma tam olarak budur [2]. Zihin karmaşık bütünü taşıyamaz, iyi ve kötüyü ayırır, birini yüceltir, diğerini dışarıda tutar. Bölme mekanizması yetişkinlikte de çalışmaya devam eder. Besleyen ama kendine ait iyiliği de olan kaynağın bütün iyiliği sakladığı algısı, yetişkinlikte başkasının iyiliği karşısında yankılanmaya devam eder. Başkasında huzur, başarı, rahatlık ya da sevilme görürsünüz ve içinizden bir ses bunun sizden esirgenen bir şey olduğunu fısıldar. Haset yoğunlaştıkça zihin insanları ya da durumları tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak ayırır ve idealize edilen kişi bir anda gözden düşebilir. Dün hayran olduğunuz kişi bugün gözünüze bencil görünür, dün çok sevdiğiniz iş bugün çekilmez olur, dün güvendiğiniz dost bugün mesafeli durur. Belirsizliği taşımak net bir kötü imgeye tutunmaktan daha zordur ve birini hem iyi hem kötü olarak görmek duygusal bir kapasite gerektirir. Bu kapasite zamanla gelişir, kendiliğinden ve bir anda oluşmaz. Bu kapasitenin gelişimi sekteye uğrarsa yetişkin zihin iyi ve kötü arasında bocalar ve bunun bedeli en yakın ilişkilere yansır. Sevdiğiniz kişiyi bir gün göklere çıkarır, ertesi gün yerden yere vurursunuz ve sonra bu salınımın yorgunluğuyla baş başa kalırsınız. Denenecek şey küçüktür ama yön değiştirir. Yıkıcı bir düşünce belirdiğinde kendine sormak işe yarar: şimdi onun sahip olduğu şey bende hangi ihtiyacı uyandırıyor. Odağı karşındakinin iyiliğini bozmaktan alıp o an kapıda bekleyen kendi ihtiyacına çevirmek, hasedin hedefini değiştirir. Onun huzuru sizde dinlenme ihtiyacını uyandırıyor olabilir, onun başarısı sizde görülme ihtiyacını uyandırıyor olabilir, onun rahatlığı sizde güven ihtiyacını uyandırıyor olabilir. İhtiyaç görünür olunca saldırı isteği zayıflar.
Haset ve Yansıtma
Hasetle başa çıkmak çoğu zaman duyguyu bastırmak ya da tersine çevirip aşırı övgüye dönüştürmek sanılır, oysa yol duygunun içinden geçer. Sürecin bu kısmında, Klein'ın "yansıtmalı özdeşim" adını verdiği bir başka mekanizma devreye girer [1]. Kişi içinde taşıyamadığı kaygı, öfke ya da yetersizliği karşıdakine yansıtır ve bu durum bazen karşı tarafın gerçekten o duygularla davranmaya başlamasına yol açar. İçinizde yetersizlik varken karşınızdakini kibirli bulursunuz, içinizde öfke varken onu soğuk bulursunuz, içinizde kaygı varken onun sizi dışladığını düşünürsünüz ve bir süre sonra o kişi size gerçekten mesafeli davranmaya başlar. İlişki, yansıtılan duygunun sahnesine dönüşür. Kendi eksikliğine kilitlenmek, dünyadaki her iyiliğin yoksunluk hissi yaratmasına yol açar. Başkasının evi, işi, çocuğu, bedeni, tatili, sesi, her şey eksik listesine dönüşür ve zihin sürekli karşılaştırma yapar. Şükran kapasitesi gelişmemişse kişi kendisine yapılan iyiliğin altında art niyet arar, hediyeyi küçümser ve yardım elini iter. Hediye küçüktür, iltifat abartılıdır, yardım zamanında değildir, ilgi samimi değildir ve böylece iyi olan hiçbir şey içeri giremez. Zeki Demirkubuz'un Kıskanmak filmindeki Seniha karakteri, bu kafesi çarpıcı bir netlikle gösterir [2]. Abisinin mutluluğunu bozmaya adanmış bir karakterin, onun iyiliğe sahip olma gerçeğine katlanamaması, hikayenin merkezinde durur. Elmacı'nın analizinde belirttiği gibi, Seniha'nın asıl trajedisi, şükran, sevgi ve haz alma yetisinin hiç gelişmemiş olmasıdır [2]. İyilik ona ulaşamaz, ulaşan iyilik de onu yatıştırmaz. Zefir filminde, terk edilme korkusuyla baş başa kalan bir ergenin annesine duyduğu katıksız haset, uçurumdan aşağı itmeye varan bir yıkıma dönüşür [4]. Terk edilme korkusu, sevilmeme kaygısı ve öfke birbirine karışır, anne hem çok istenir hem çok öfkelenilen biri olur. Bu örnekler hasedin vardığı uçları gösterir ve durmanın neden gerekli olduğunu anlatır. Tetiklendiğini fark ettiği anlarda kendi uğraşına geri dönmek, zihni karşılaştırmadan çekip bugünkü işe döndürür. İmrenilen niteliği karşı tarafa itiraf ederek ondaki iyiliği tanımak, yansıtmayı bozar ve ilişkiyi yeniden temizler. Sizin sakinliğinize imreniyorum demek, sizin başarınızı takdir ediyorum demek, bazen gerginliği çözer. Yıkıma varan güçlü haset, itmeye varan şiddet ya da güvenlik riski durumlarında tek başına içgörüyle yetinmeyip destek aramak ve güvenli mesafeyi korumak gerekir, böyle anlarda bir uzman ile görüşmek yerinde olur. Duygu seli altında ezilirken şema sorgulamak gibi analitik çalışma yapmamak gerekir, çünkü zihin o sırada çözüm üretemez. Önce durmak, sonra bakmak, en son konuşmak işe yarar.
Onarım
İnsan zihni hep bölmede kalmaz, bazen iyi ve kötü aynı kişide buluşur ve bu buluşma yeni bir kapı açar. İyi ve kötünün aynı bütünde bulunabileceğini anlamak, zihinde zarar verilen sevilen nesneyi onarma arzusunu doğurur. İşte tam bu noktada, haset yüzünden zihnimizde zarar verdiğimiz, yıktığımız sevilen nesneyi "onarma" arzusu doğar [1]. Onarım ve depresif konum geçişi burada başlar. Depresif konum, iyi ve kötünün aynı kişide ya da bütünde bir arada bulunabileceğinin kavranması ve zarar verilen nesneyi onarma arzusunun doğmasıdır. Sevdiğiniz kişiyi hem sevdiğinizi hem ona zarar vermek istediğinizi fark edersiniz ve bu fark ediş can yakar. Gerçekçi suçluluk hissedip yıktığını tamir etmek istemek intikam döngüsünü kırar. Kardeşini babasının gözünden düşürmek için aile sırrını açıklayan kişinin zafer yerine gerçek suçlulukla tanışması, bu kırılmanın edebi halidir. Steinbeck'in Cennetin Doğusu romanındaki Cal karakterine bakalım [3]. Cal, kardeşini babasının gözünden düşürmek ister, sırrı açıklar, beklediği rahatlama gelmez, yerine suçluluk ve onarma isteği gelir. "Aynı ailede büyüyen kardeşlerin doğuştan getirdikleri eğilimleri nesne ilişkilerine nasıl yansıttıklarını" inceleyen İlhan, romandaki Hamilton ailesini iyi nesne ilişkilerinin prototipi olarak tanımlar [3]. Hamilton ailesinde kabul, sıcaklık ve süreklilik vardır, hata konuşulur, kişi silinmez. Kuşaklar boyu süren duygusal yokluk, tamir edilmemiş hasedin yeni ilişkilere taşınmasına zemin hazırlar. Görülmemiş çocuk, görülmeyen eş olur, onaylanmamış kardeş, onaylamayan ebeveyn olur ve zincir sessizce sürer. Birinin kişiyi eleştirmeden olduğu gibi kabul etmesi, o kişinin suçlulukla baş etme ve onarım kapasitesini destekler. Yıkıcı hasetle boğuşan birini yargılamadan kabul eden kişinin onarıcı yönelime alan açması, bu desteğin karşılığıdır. Denenecek şey iki yönlüdür. Kendine, onunla olan bağın onun sahip olduğu iyilikten daha değerli olduğunu hatırlatmak, hırsı yumuşatır. Karşındakindeki iyiliği gerçekten gördüğünü sesli biçimde ifade etmek, zihindeki yıkımı dengeler. Seni seviyorum ve sana zarar gelmesini istemem demek, senin iyiliğini gördüm ve buna sevindim demek, bazen ilişkiyi yeniden kurar.
Teşekkür ile Beslenmek
Şükran geliştirmek, elindekileri saymak ya da olumlu cümleler tekrarlamak değildir, daha derin bir kapasitedir. Klein'a göre şükran, tıpkı onarım gibi, saldırganlığın yükünü hafifletir ve iyi nesnelere duyulan güveni pekiştirir [1]. İyilik dışarıda durur, sizde değildir, yine de ona düşman olmazsınız, onu tanırsınız ve varlığıyla temas etmekten doyum duyarsınız. Steinbeck'in Cennetin Doğusu romanındaki Abra karakteri, şükran kapasitesini temsil eder [3]. Abra, başkasındaki iyiliği bozmadan görebilir, alabilir ve taşıyabilir. Minnet borçluluk ve altından kalkma endişesi taşırken şükran sakin bir doyum halidir. Minnette borç vardır, nasıl ödeyeceğim kaygısı vardır, mahcubiyet vardır, şükranda ise sakinlik vardır. Başkasındaki sakinlik, zeka ya da neşe gibi nitelikleri görmek ve takdir etmek, o niteliğin ulaşılabilir olduğunu kabul etmeye giden ilk adımdır. Sakinliği görmek, zekayı fark etmek, neşeyi takdir etmek, zihne şunu söyler, bu nitelik dünyada var ve ben onunla temas edebilirim. Şükran küçük ve düzenli tekrarlarla gelişir. Kendini şükretmeye zorlamak sahte iyimserlik yaratır ve hasedi perde arkasında güçlendirir. Bu yüzden Şükretmeliyim diye kendini baskılamamak ve sahte iyimserlik perdesi kurmamak gerekir. Kendi ihtiyaçlarını ve başkalarının ayrı bir failliği olduğunu aynı anda kabul etmek pişmanlık duyabilmenin, özür dileyebilmenin ve takdir ifade edebilmenin kaynağıdır. Siz ayrı birisiniz, o ayrı biri, ihtiyaçlarınız var, onun da yolu var ve bu iki gerçek aynı anda doğru olabilir. Denenecek şey kas çalışması gibidir. Şükranı küçük ve düzenli tekrarlarla kas gibi çalıştırmak, kapasiteyi büyütür. Başkasındaki sakinlik, zeka ya da neşe gibi nitelikleri görmek ve takdir etmek, gün içinde küçük bir pratik olur. Bugün onda neyi takdir ettim sorusu, akşamları kısa bir cevapla kapanır ve zamanla zihin iyiyi daha hızlı görmeye başlar.
Unutmayın onun iyiliği sizdeki iyiliği azaltmaz
Akut anlarda bilgi yetmez, beden öne geçer ve zihin daralır. Akut duygu seli altındayken rasyonel zihin devre dışı kalır ve o anda çözümleyici sorular sormanın faydası olmaz. Kalp hızlanır, nefes kısalır, kaslar gerilir, sözler sertleşir ve o sırada kendinizi anlamaya çalışmak genellikle ters teper. Duygu düzenleme duyguları bastırmak değil, onları fark edip dozunda yaşayabilmektir; hasedi dışa vurmak da yok saymak da yıpratıcıdır. Bağırmak da yorar, susup içte büyütmek de yorar, orta yol fark edip dozunda yaşamaktır. Başkasındaki iyiliğin kendisindeki iyiliği azalttığı düşüncesi bir yanılgıdır. Onun başarısı sizin değerinizi eksiltmez, onun huzuru sizin huzur payınızı küçültmez, onun sevilmesi sizin sevilme ihtimalinizi ortadan kaldırmaz. Bu cümleyi sakin anda kurmak kolaydır, sel anında hatırlamak zordur, bu yüzden pratik bedenden başlar:
- Akut duygu seli geldiğinde fiziksel mesafe koymak ve ortamdan çıkmak, havayı değiştirir.
- Beden sakinleşene kadar karar vermemek ve konuşmamak, sözün yıkımını önler.
- Sakinleşince çözümlemeyi erteleyip rüzgar dindikten sonra yapmak, zihne zaman tanır.
- Sınırı tehdit ya da duvar örerek değil kendi ihtiyacını sahiplenerek kurmak, ilişkiyi korur.
Sınır koyarken tehdit etmemek ve duvar örmemek gerekir, çünkü tehdit korku yaratır, duvar temas keser. Ben şu an gerginim, biraz hava almaya ihtiyacım var demek, sen hep böylesin demekten daha koruyucudur. Bugün imrendiğiniz bir niteliği karşı tarafa tek cümleyle takdir ederek kapatın, sesli ya da yazılı tek cümle yeter, ondaki iyiliği görün ve adını koyun.
Sık sorulan sorular
Haset ile kıskançlık aynı şey midir?
Hayır, kıskançlık üç kişilik bir ilişkide sevilen birini rakibe kaptırma korkusuyken, haset iki kişiliktir; sahip olamadığınız iyiliği başkasında gördüğünüzde onu yok etme arzusudur.
Haset duygusu neden bu kadar yıkıcı hissedilir?
Çünkü haset, bebeklikteki ilk ilişkilerden köken alır ve sadece sahip olmayı değil, karşıdakinin iyiliğini bozup kirletmeyi de hedefler. Bu yüzden ilişkiyle birlikte kişinin kendi iç huzuruna da zarar verir.
Yetişkinlikte haset duygusuyla nasıl baş edilebilir?
Öncelikle bu duyguyu yargılamadan fark etmek ve altında hangi ihtiyacın durduğuna bakmak gerekir. Ardından, karşıdakinin iyiliğinin sizin iyiliğinizi azaltmadığını içselleştirmek anlamına gelen şükran kapasitesi üzerinde çalışılabilir.
Şükran duygusu sonradan geliştirilebilir mi?
Evet, şükran bir duygu kası gibidir. İç dünyamızda 'iyi' olanı fark etme ve koruma pratiğiyle, erken dönemde eksik kalmış bir onarım duygusu yetişkinlikte güçlendirilebilir.
Kaynakça
- Carstea, D. (2023). The versatility of the Kleinian model: Melanie Klein's theory and formulations of morality and forgiveness. *Journal of Psychology & Clinical Psychiatry, 14*(3), 82–86. https://doi.org/10.15406/jpcpy.2023.14.00733
- Elmacı, T. (2022). Melanie Klein'ın haset kavramı çerçevesinde Zeki Demirkubuz'un Kıskanmak filminde nesne ilişkileri. *Uluslararası Sanat ve Felsefe Dergisi / International Journal of Arts and Philosophy*, *3*(7), 40–59.
- İlhan, N. (2023). Melanie Klein'in Nesne İlişkileri Kuramına Göre John Steinbeck'in Cennetin Doğusu İsimli Romanını İnceleme. *Edebî Eleştiri Dergisi, 7*(2), 501–521. https://doi.org/10.31465/eeder.1334330
- Eraslan, Ö. (2024). Anneler ve kızları: Melanie Klein'ın haset kavramı üzerinden Zefir (Belma Baş, 2010) filminin çözümlenmesi. *NOHU İFAD, 3*(1), 68-79.
- Akyol, A. (2019). Ebû Bekir Râzî ve felsefî düşünce sistemi [Abu Bakr al-Razi and His Philosophical Thought System]. *Journal of Islamic Research, 30*(1), 42-57.
Kaynaklar temsilîdir; yayımlanan yazılarda her madde DOI bağlantısıyla birlikte verilir.
Yorumlar (0)
İsimler gizlilik için kısaltılırYorum yazmak için telefonunuzla hızlı bir doğrulama yapın — adınız kısaltılarak görünür.
İlk yorumu siz yazın.
Yorumlar okuyucuların kişisel görüşleridir; psikolog.net'in görüşü değildir ve tıbbi tavsiye yerine geçmez. Zor bir dönemden geçiyorsanız 112 · ALO 183. Kurallara aykırı yorumlar kaldırılır.